Popüler Yayınlar

F. A. HAYEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
F. A. HAYEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2013 Cuma

Wikipedia, piyasa ve sosyal işbirliği

26 Nisan 2013


Heyecan verici aylık dergi Freeman'in (Özgür İnsan) (fee.org) Mart 2013 sayısında küçük fakat çok ilginç ve aydınlatıcı bir yazı okudum.

Amerika'da Pepperdine Üniversitesi İktisat profesörlerinden Gary M. Gallas ‘If You Like Wikipedia, You Should Also Love Market' (‘Wikipedia'yı Seviyorsanız Piyasaları da Sevmelisiniz') başlıklı yazısında bir sosyal işbirliği vakası olarak internet ansiklopedisi Wikipedia'yı piyasalarla karşılaştırmakta ve ilginç yorumlar yapmaktaydı.

Sanıyorum bu karşılaştırma piyasaların nasıl çalıştığını ve niçin daha etkili, başarılı ve muhtemelen daha iyisi bulunamayacak bir toplumsal koordinasyon olgusu ortaya çıkardığını anlamaya katkı sağlayabilir.

Galles'in makalesi Wikipedia Foundation'ın idarecisi Sue Gardner'in Wikipedia hakkında aktardığı bilgiler ve yaptığı yorumlarla başlıyor. Gardner ansiklopedinin insanlık tarihindeki en büyük işbirliği çabalarından biri olduğunu ve beşerî işbirliğini yeni seviyelere yükselttiğini söylüyor.

Bu kadar çok sayıda farklı insanı barış içinde bir araya getiren bir başka çaba bilmediğini ve ansiklopedinin daha şimdiden dünyanın bilgi altyapısının vazgeçilmez bir parçası olduğunu ekliyor. Gardner'ın övgülerinde çok haksız olmadığını Wikipedia'yı takip eden ve kullanan herkes teslim edecektir.

Galles'in verdiği bilgilere göre, Wikipedia dünyadaki en popüler genel referans sitesi. 365 milyonu aşkın okuyucusu, 285 lisanda 24 milyon makalesi (İngiliz dilinde 4,1 milyondan fazla) var. Bu internet ansiklopedisine her gün yaklaşık 800 yeni makale ekleniyor.

Galles diyor ki, binlerce işbirlikçisiyle (katkıda bulunanıyla) Wikipedia insanlar arasında işbirliğinin güzel bir örneğidir. Galles'in bu tespitte çok haklı olduğu açık. Ancak, yine onun işaret ettiği üzere, daha iyisi var. Serbest piyasalar dünyadaki herkesi, üstelik işbirliği yapmaya niyet etseler de etmeseler de, hatta birbirlerinden nefret ediyor bile olsalar, iletişim ve işbirliği içine sokar.

Bu gazetede daha önceki bazı yazılarımda bundan bahsetmiş ve örnekler vermiştim. Meselâ, piyasada mal ve hizmet üretme faaliyetlerinin ateistlerle müminleri işbirliği içine soktuğundan söz etmiştim. Piyasanın bunu nasıl sağladığını ve bunun genel olarak toplumsal hayat için ne anlama geldiğini Galles'in yazısından yararlanarak açıklamaya çalışalım.

Piyasalarda her piyasa katılımcısının tercihleri ve değerleri ekonomik süreçlerin sonuçlarına eklenir. Almak ve satmak isteyen herkes, bunu gönüllü olarak yapar. Bu esnada, satıcılar sattığı şeye aldığı şeyden daha az değer verdiğini gösterir.

Bu tür işlemlerle mallar ve hizmetler onlara daha yüksek fiyatlar verenlere ilâveten daha yüksek değer verildikleri biçimlere, mekânlara ve zaman periyotlarına doğru da akarlar. Bu mübadeleler kendi menfaatleriyle ilgili aktörlerin karşılıklı rızalarıyla vuku bulur.

Ve bu Wikipedia'nın gerçekleştirdiğinden çok daha geniş, kapsamlı ve hızlı bir işbirliğini ortaya çıkartır. Bunun bir anlamı da, bilginin kullanılması ve koordine edilmesidir. Bunu fiyat mekanizması sağlar. Fiyat mekanizması bir bilgi genişletme, aktarma ve koordine etme sürecidir.

Piyasalar, başlangıçta yalnızca bir tek kişinin bildiği bilgiyi bile, kişinin niyeti bilgisinden başkalarını veya bazılarını yararlandırmak olmasa dahi, kullanabilir; zira, bireyin kişisel çıkar arayışına dayanan piyasa davranışı, kişinin niyetinden bağımsız olarak, bu bilgideki değişiklikleri ilgililere ileten fiyat değişikliklerinde yansıtılacaktır.

Wikipedia'da sunulan bilginin kaynaklarını takip etmek mümkündür; ancak, piyasalarda öylesine çok bilgi vardır ki, bunların toplamı insanın kavrama ve analiz etme gücünü aşar. Bu bilginin çoğu geçicidir, hatta ifade edilemezdir–kelimelere dökülemezdir.

Bu bilgi okyanusu içinde hangi ekonomik işlemi yapacağımıza karar vermek için gerekli bilgiyi nasıl elde ederiz? Piyasalar bilgiyi ekonomize eder, bizi kimin niçin, ne zaman, nasıl ve ne istediğiyle ilgili karmaşık bilgi yığınıyla meşgul olma külfet ve mecburiyetinden, bize yalnızca fiyat değişikliklerini ileterek kurtarır.

Bunu yapan sistem, muazzam bir sistemdir, ama muayyen bir aklın ürünü değildir, kendiliğinden doğan bir düzendir. F. A. Hayek'in işaret ettiği üzere, piyasa ekonomisi sistemi insanın kasıtlı dizaynının sonucu olsaydı, bunu insan aklının en büyük icatlarından biri olarak kabul etmek ve övgüyle anmak gerekirdi.

Piyasaların Wikipedia'dan bir farkı, piyasaların tek bir hedefin peşinden koşmamasıdır. Wikipedia tek bir amaç etrafında sosyal işbirliği sağlarken, piyasalar bireylerin birbirlerinden çok farklı ve sınırsız sayıda amaçları etrafında sosyal işbirliğini sağlar.

Dolayısıyla, piyasa, bütün dünyanın enformasyon altyapısı için çok daha önemli ve vazgeçilmezdir. Ancak, piyasaların Wikipedia'ya nispetle bir dezavantajı vardır. Piyasanın sağladığı sosyal işbirliği devletler tarafından fiyat taban ve tavanları, vergi ve sübvansiyonlar, korumacılık (tarifeler, kotalar ve bunların dışındaki ticaret engelleri) ve regülasyonlarla devamlı müdahaleye maruz bırakılıyor.

Galles'in dediği gibi, Wikipedia, şüphe yok ki, büyük bir başarı hikâyesi. Wikipedia çeşitliliğe sahip, barışçıl ve işbirliğini teşvik edip kolaylaştırıcı. İnsanlar gitgide daha çok bilgi edinmek için Wikipedia'ya dayanıyor.

Ancak, Wikipedia ne insanlığın en büyük işbirliği alanı ne de faydalı bilgilerin en büyük kaynağı. Bu vasıflara asıl sahip olan piyasalar. Ne yazık ki Wikipedia her kesimden tebrik alır takdir görürken, piyasalar çoğu zaman yeterince anlaşılmıyor ve övülmüyor.

Tam tersine, anlamsız eleştirilere, kısıtlamalara, zararlı ve barbarca saldırılara maruz bırakılıyor. Böyle yapanlar, bir anlamda, insanlığın bindiği dalı kesiyor. Bu acı hakikat, piyasa ekonomisinin ne olduğundan ve insanlığa katkısından haberdar kimselerin piyasayı insanlara anlatmakta çok daha gayretli olmasını zorunlu kılıyor.
 a.yayla@zaman.com.tr

21 Nisan 2013 Pazar

THATCHER'IN ARDINDAN

19 Nisan 2013


İngiltere’nin eski başbakanlarından Margaret Thatcher’ın ölümü pek çok yoruma yol açtı.

O, İngiltere’nin 20. yüzyıldaki en önemli iki başbakanından ikincisiydi.

 İlki, II. Dünya Savaşı’nın özgür dünya tarafından kazanılmasındaki rolüyle öne çıkan, nüktedan ve hazır cevap Churchill’di. Churchill, bir aristokratik aileden gelmekteydi. Thatcher ise orta hâlli bir ailenin çocuğuydu.

Her ikisi de Muhafazakâr Parti’ye mensuptu. Churchill nasyonal sosyalist Almanya ile faşist İtalya’nın yenilgiye uğratılmasındaki katkılarıyla dünya sistemine yön veren liderler arasına katıldı, fakat ülkesinde kalıcı bir iz bırakamadı.

Thatcher ise hem ülkesini dönüştürdü hem de bir ölçüde bu dönüşüm üzerinden bir ölçüde de dünya politikasında yaptıklarıyla günümüz dünyasının şekillenmesine tesir etti.

Bu yüzden, ölümünün gerek ülkesinde gerekse dünyada geniş yankı yapması ve farklı şekillerde yorumlanması sürpriz olmadı.

Tepkilerin rengini, doğal olarak, yorumcuların ideolojik konumları belirledi. Solda yer alanlar genellikle çok sert fakat temelsiz yorumlar yaptı. The Economist ise Thatcher için “Özgürlük Savaşçısı” manşetini çekti.

Thatcher’ın ülkesinde yaptıklarının niçin önemli olduğunu anlayabilmek için, onun iktidara gelmesinin hemen öncesinde İngiltere’nin durumuna bakmak gerekir.

İngiltere, Fabian Sosyalistleri’nin kehanetine uygun olarak, II. Dünya Savaşı sonrasında, demokratik yollarla sosyalist bir sisteme doğru sürüklenmişti.

1970’leri yakından gözlemleyen John Blundell’in işaret ettiği üzere, ekonominin kilit sektörlerinde üretim araçları devlet sahipliği altındaydı.

Verimsiz ve yozlaşmış devlet şirketleri ülkenin ekonomik kaynaklarını yiyip bitiriyordu. İşgücü piyasaları tamamen sendikaların kontrolündeydi ve güçlü sendika federasyonları adeta kanunların üstündeydi.

Marjinal vergi oranları çok yüksekti. Meşhur, kabiliyetli ve zengin olanlar ülkeden kaçmaktaydı. Ülke ekonomisinin dünyadaki yeri gerilemekteydi.

Bu şartlar altında İngiltere 4. Dünya’nın ilk ülkesi olmaya adaydı. 1., 2. ve 3. Dünya olarak tasnif edilen ülkelerden farklı olarak, sanayileşmiş zengin bir ülkeyken fakir ülke konumuna düşen ülkelerden oluşacak bir 4. Dünya’ya öncülük edecekti.

Thatcher, 1979 genel seçimlerinde, böyle bir ortamda, seçmenler tarafından iktidara taşındı. Muhafazakâr gelenekten gelmesine rağmen 20. yüzyılın dev liberal iktisatçıları F.A.Hayek ve M.Friedman’dan etkilenmişti.

Hatta bir seferinde partili arkadaşlarına Hayek’in “The Constitution of Liberty’’ (“Özgürlüğün Temel Yapısı’’) adlı kitabını göstererek, “siyasî programımız bu!’’ mealinde konuşmuştu.

Başbakanlığa hızlı başladı, birkaç yıl içinde ekonomik bir devrime imza attı. Devlet şirketlerini özelleştirdi, böylece dünyada özelleştirmenin öncüsü oldu.

Devlet regülasyonlarını ve kontrollerini azaltarak hür teşebbüsün önünü açtı. İşçi Partisi’nin Keynezyen talep yöntemi politikalarını Friedman’ın monetarizmiyle ikame etti.

Marksistlerin kontrolündeki işçi sendikalarının tehditlerine boyun eğmedi, onlarla pazarlık yapıp ekonomik programını değiştirmedi.

Sendikaları hukukun hâkimiyeti ilkesine uymaya zorladı. Bu tavır, sendikaların radikal yöneticilerden arınıp daha ılımlı solcu liderlerin yönetimi altına girmesini kolaylaştırdı.

Mahallî idarelerin kontrolündeki evleri arpalık olmaktan çıkartıp, kiracılarına uygun şartlarla sattı. Bütün bu reformlar iyi sonuçlar verdi.

1975’te % 27 olan enflasyon 1986’da % 2,4’e indi. Grevler ülkesi İngiltere’de işgücü kayıpları azaldı, 1979’da 29 milyon olan iş günü kaybı 1986’da 2 milyona düştü.

En yüksek vergi oranları % 83’ten % 24’e indi. Ülkenin ekonomik verimliliği yükseldi. Yerli ve yabancı yatırımlar arttı. İngiltere, böylece, tabiri caizse, “kefeni yırttı’’.

Thatcher’ın iktisat politikaları öyle başarılı oldu ki, hem ülkesinde -üstelik Thatcher gibi peş peşe üç seçim kazanan sosyal demokrat T.Blair tarafından- hem de dünyanın çeşitli yerlerinde taklit ve takip edildi.

Thatcher, uluslararası politikada da aktif ve etkiliydi. Bir taraftan Sovyet İmparatorluğu’na karşı dik durdu, bir taraftan da, Amerikalı şahinlerin baskısına rağmen, Sovyet sistemini uygarlaşma istikametinde reforme etmek isteyen Gorbachev’e dostluk elini uzattı.

Böylece dehşet rejimlerinin kaynağı komünizmin dünyanın üçte birindeki egemenliğine son veren sürece katkı sağladı. Ancak, ne yazık ki, Güney Afrika’daki ırkçı “apartheid rejimi”ne karşı Sovyetlere karşı sergilediği basireti gösteremedi.

Hataları yok muydu?

Elbette vardı. Her şeyden önce, o bir politikacıydı ve liberal fikirlerden etkilenmiş olmasına rağmen bir muhafazakârdı.

Bazı sosyal ve kültürel alanlarda, en azından söylem düzeyinde, otoriter tavırlar takındı. Murray Rothbard’ın o yıllardaki bir yazısında işaret ettiği üzere, vergi eşitliği adına “kişi vergisi” (poll tax) koydurtması insanın fizikî varlığının vergilendirilmesi anlamına geldiği için kabul edilmesi zor bir vergiydi.

Üstelik miktarı, bu tür vergilerde olması gerekenin tersine, çok yüksekti. Nitekim, bu vergi, hem Muhafazakâr Parti’nin hem İşçi Partisi’nin kontrol ettiği mahallî idareler tarafından üçte bir oranında yükseltilen mahallî vergilerle birlikte, büyük sokak isyanlarını ateşledi.

Refah devletini ıslah etme, devlet harcamalarını kısma kuvvetli retoriğine rağmen, Thatcher yıllarında, devlet malî olarak küçülmedi.

Thatcher iktidardan ayrıldığında devletin GSYİH’dan kaptığı miktarın oranı hemen hemen iktidara geldiği zamankiyle aynıydı.

The Economist’e göre, Thatcher’a yönelik eleştiriler iki biçimde belirebilir. İlki, daha çok reform yapabilecekken doğru yolda yürümeyi yeterince sürdürmediği olabilir.

Thatcher solun mahallî idarelerdeki tekelini kırarken, adem-i merkeziyetçiliği takviye etmek yerine iktidarı Whitehall’de topladı.

İkincisi, tam tersi açıdan, Thatcher’ın politikalarının son ekonomik krizin temellerini attığı söylenebilir. Bunun gerekçesi olarak Thatcher’ın reformlarıyla İngiltere’de finans hizmetlerinin ekonomi içindeki payının büyümesi gösterilebilir.

Bu yaklaşımda bir abartma olduğu kesin, zira finans sektörü sadece İngiltere’de değil, bütün Batı’da ve birçok faktörün tesiriyle büyüdü.

Ayrıca, sektörün büyümesi kendi başına kriz kaynağı olamaz. The Economist’in de belirttiği üzere, Thatcher reformları olmasaydı İngiliz ekonomisinin durumu bugün çok daha kötü olurdu.

Toplu olarak değerlendirildiğinde, zamanımızda dünyanın daha az değil daha çok Thatchercı politikalara -yani devletlerin azaltılmasına ve geriletilmesine- ihtiyacı var.

Evet, bu dünyadan, sevaplarıyla günahlarıyla, bir Margaret Thatcher geçti.
a.yayla@zaman.com.tr