Popüler Yayınlar

FEDAKARLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FEDAKARLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2013 Cuma

3 kıta ve 4 ülkede çekilen ilk Türk filmi 29 Mart'ta beyazperdede

19 Mart 2013
Dünyanın farklı ülkelerindeki Türk kolejlerinde görev yapan öğretmenlerin öyküsünün anlatıldığı ilk sinema filmi olan "Selam", 29 Mart'ta izleyicisiyle buluşuyor.  

  2013 yılının en iddialı filmlerinden biri olan Selam sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Yapımcılığını Sabri Koç'un, konsept danışmanlığını Haluk Örgün'ün, yönetmenliğini Levent Demirkale'nin üstlendiği, senaryosunu ise Necati Şahin'in yazdığı "Selam" filminin başrollerini; Yunus Emre Yıldırımer, Burçin Abdullah ve Hasan Nihat Sütçü paylaşıyor. Çekimleri Asya, Afrika ve Avrupa'da gerçekleştirilen film, 3 kıtada ve 4 farklı ülkede çekilen ilk Türk filmi olma özelliğine sahip.

  Savaşların, açlığın ve fakirliğin yaşandığı ülkelere gözlerini kırpmadan giden fedakar öğretmenleri anlatan filmin hazırlıkları 2 yıl sürdü. Dört ayda tamamlanan çekimler boyunca 50 kişilik teknik ekip ve 2 ton teknik malzeme Senegal, Afganistan ve Bosna Hersek'e taşındı.

  Filmde yer alan aksiyon sahnelerinin gerçeğe uygun yansıtılabilmesi için çok sayıda görsel efekt kullanıldı. Hikayenin atmosferini yaşatan mekanlar ise Senegal, Afganistan ve Bosna Hersek'te aylar süren araştırmalar sonunda seçildi. Yurtdışında yapılan çekimlerde çok sayıda ünlü yabancı oyuncuyla çalışıldı. Ayrıca Türk kolejlerinde okuyan Bosnalı, Afgan ve Senegalli öğrenciler de filmde yer aldı.

  Film, gittikleri ülkeleri vatanları, karşılarına çıkan farklı renk ve dildeki insanları ise kardeşleri bilen Zehra, Harun ve Adem öğretmenin İstanbul'dan yola çıkışıyla başlıyor. Haritada yerini dahi bilmedikleri ülkelere giden fedakar öğretmenlere destek olmak için vatanlarından ayrılan üç öğretmenin öyküsü tamamen yaşanmış hikayelerden yola çıkılarak beyazperdeye yansıtılıyor. T.C. Dışişleri Bakanlığı da Türkiye'den dünyaya uzanan barış köprüsü kurmak üzere yola çıkan fedakar öğretmenlerin hikayesini anlatan filmin sponsorları arasında yer alıyor.

  Film, 29 Mart 2013'te sinemaseverlerle buluşacak.

(İHA)

 http://www.zaman.com.tr/kultur_3-kita-ve-4-ulkede-cekilen-ilk-turk-filmi-29-martta-beyazperdede_2067123.html

Türk okullarına 'SELAM' olsun


20 Ocak 2013
- İSTANBUL

Türk okullarının kuruluş hikâyesi Selam adlı filmle beyazperdeye taşınıyor. 

Yurtdışına giden üç öğretmenin fedakârlık, mücadele ve aşkla dolu hikâyesine odaklanan Selam, üç kıta ve dört ülkede çekilen ilk Türk filmi.

‘Sizi burada bir çift, gideceğiniz yerde ise binlerce göz bekliyor.’ sözünün peşinden gidenlerin hikâyesi masal gibi anlatılır. İçi samimiyet dolu küçük bavullarla Anadolu’dan çıkıp dünyanın dört bir yanına giden, mevki, makam, rahatlık kelimelerini lügatlerinden silen Türk kolejlerinin fedakâr öğretmenlerinin hikâyesi… Onların yaşadıkları belgesellere konu oldu, sahneye aktarıldı, şimdi de beyazperdede.

Burçin Abdullah’ın oynadığı Zehra,
savaşın gögesinde Afgan çocuklara yardım elini uzatan genç bir öğretmen.
Filmin adı, Selam.

Yönetmeni Altın Kızlar, Gazi, Elif gibi dizileri çeken Levent Demirkale;

senaristi Necati Şahin; oyuncular Burçin Abdullah, Yunus Emre Yıldırımer, Hasan Nihat Sütçü…


Hikâye şöyle: “Harun, Zehra ve Âdem, idealleri uğruna sevdiklerinden, yurtlarından ayrılıp haritada bile yerini bulmakta zorluk çektikleri ülkelere doğru yola çıkar. Âdem, hamile karısını geride bırakarak Bosna’ya sıcak bir selam ve dostluk götürmenin peşindedir.

Zehra, eşi Harun’un hasretini yüreğine gömüp savaşın gölgesinde büyüyen Afgan çocuklarına yardım elini uzatır. Harun ise geçmişini düşünmeden eski bir sömürge devleti Senegal’in karanlığına ışık tutmaya gider. Dünyanın çilekeş ülkelerine kardeşliği götüren isimsiz kahramanların hikâyesi kimi zaman birbiriyle kesişir, kimi zaman binlerce kilometreyle birbirinden ayrılır.”



Afganistanlı çocuk oyuncular Mustafa ve Halid için yönetmen Levent Demirkale, “Seyirci onları çok sevecek.” diyor.

GERÇEK OLAYLAR ANLATILIYOR

‘Yaşanmış olaylara sadık kalınarak perdeye aktarılan Selam, iki yıllık bir proje. 2010’da hikâyelerin toplanması ile başladı macera. Türkiye, Senegal, Afganistan ve Bosna-Hersek’in farklı şehirlerine yapılan gezilerle çekim mekânları belirlendi, 2012’nin ortalarında 50 kişilik teknik kadro, 2 tonluk teknik malzemeyle kıtalararası koşuşturmacanın içine daldı.

Yola çıkarken Demirkale yönetimindeki ekip, işlerin bu kadar zor ilerleyeceğinin farkında değildi. Ne de olsa farklı ülkeler, farklı mevzuatlar, kanunlar yani zorluklar demek.

Gittikleri yerlerde tıpkı kendilerinden 25 yıl önce adım atan öğretmenler gibi sıkıntılar yaşadılar, tıpkı onlar gibi gönüllerin başköşesinde misafir edildiler.

Ekibin en çok zorlukla karşılaştığı ülke Afganistan. Uzun yıllardır yaşanan iç karışıklıklardan dolayı yerel cast oluşturmak da güçtü, senaryoya uygun mekânlar bulmak da.

Güvenlik sorunlarından dolayı bir yerden bir yere giderken arabalar sıklıkla durdurulduğu için çekim programı aksadı sürekli. İklim değişiklikleri, sağlık koşullarının elverişsiz olması nedeniyle yönetmen dahil ekibin büyük çoğunluğu dizanteriye yakalandı.

Türk Tugayı’ndan, TSK’nın doktor ve hemşirelerinden sağlık hizmeti alıp ayağa kalkan ekip, benzer bir dokuya sahip başka bir ülkede plato kurup çekim yapmayı bile düşündü, ama okullardan gelen duygu yüklü ve bir o kadar sitem dolu mesajların ardından bu fikirden vazgeçip planlandığı gibi çekimleri tamamladı.

Üç kıta ve dört farklı ülkede çekilen ilk Türk filmi olma özelliği taşıyan Selam’da Türk kolejlerinde okuyan onlarca Bosnalı, Afgan, Senegalli öğrenci rol aldı.

Ünlü yabancı oyuncular da var kadroda. Senegal’de anne ve babayı canlandıran ikili, Afrika’nın tanınmış isimleri. Selam’ı en yalın ifadeyle ‘iyi insanların filmi’ diye tanımlayan yönetmen Demirkale, çocuk oyuncuların projeye farklı bir masumiyet kattığı düşüncesinde:

 “Bütün çocuklarımızın çok sevileceğinden eminim. Mesela Senegalli Brahim N’diaye, gerek Türkçesi gerek yetenekleriyle bizi kendine hayran etti. Keza Afganistan’da Mustafa ve Halid isimli çocuk oyuncularımız bir o kadar başarılı. Hepsinin çok sevileceğinden eminim.”

T.C. Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Türkçe Der ve Kimse Yok mu’nun desteklediği, Bank Asya, Mondi ve Royal Halı sponsorluğundaki Selam, 29 Mart’ta gösterime giriyor.

Öğretmenlerin izinden ilerledik

Levent Demirkale (Yönetmen): Yurtdışına gidip görev başında hayatını kaybeden öğretmenler olmuş. O ülkelere gittik, o insanlarla tanıştık, çalıştık. 


İnançlarına, sabırlarına, iyiliklerine hayran kaldım. Filmde onların çok emeği var. Senegal, Bosna, Afganistan’da Türk deyince akan sular duruyordu. 

Özellikle dış çekimlerde yetkililerin, yerel halkın ciddi yardımlarını gördük. En yalın ifadeyle iyi insanların filmi diyorum Selam için, çünkü duygusunun da öyle olduğunu hissediyorum.

35 yıl sonra Afganistan’da film çekildi

Haluk Örgün (Konsept danışmanı): Türkiye’de ilk defa bir sinema filmi üç farklı kıtada çekilecekti. İşin zorluğu baştan tahmin ediliyordu, 50 kişilik ekip ve 2 tonu bulan ekipmanlar Türkiye’den temin edildi. 

Havayollarındaki ve gittiğimiz ülkelerdeki kıymetli yöneticilerin gayretiyle zamanında gideceğimiz yerlere ulaştırıldı. 

Zor ve bir o kadar keyifli bir süreçti. Senegal, Afganistan, Bosna-Hersek’te Türk okullarında misafir edildik ve herkes gönülden yardımcı olmaya çalıştı. 

Afganistan’da 35 yıldır sinema filmi çekilmemişti, bu ilki gerçekleştirdik. Mutluyuz.

...VE ALEYKÜM SELAM



29 Mart 2013




‘Selam’ filmi, dünya bir yokluk uykusunda ömrünü tüketirken sessiz sedasız yazılan bir destanın gergef gibi örülen nakışları arasında yolculuk yapıyor. 

‘Önden giden atlılar’ın sinemadaki ilk macerası, onları hakkıyla anlatmakta sıkıntı çekse de ilgiye değer.

Dünya, bir yokluk uykusunda ömrünü tüketirken sessiz sedasız bir destan yazıldı. ‘Selam' filmi, gergef gibi örülen bu dantelanın nakışları arasında yolculuk yapıyor.

Mesihâsâ soluklarıyla insanlığa ‘selam' götüren yiğitlerin, onların kametine nispeten cılız kalacak hikâyesini anlatıyor.

Filme geçmeden önce, sineklerin kartal, elsiz ayaksız kötürümlerin İskender diye alkışlandığı bir zamana gidelim. Umut dolu nazarların, her gelen karaltıya “Bu, o mudur?” diye çevrildiği zamanlar…

Onlar, insanlığın gökyüzünde, baharın habercisi tek bir tazeliğin olmadığı dönemde, ba'su ba'del-mevtimizin müjdecisi oldu. Milletin üzerine serpilen ölü toprağını gönüllerindeki ‘hizmet' aşkıyla silkelediler.

Başkalarının, ‘şanlı tarihimizin' sayfalarındaki zaferlerden dem vurduğu bir zamanda yeni bir tarihin eşiğinden adım attılar.

Çantalarına sığdırdıkları ‘küçük dünya'larıyla sulh adacıkları oluşturmak için gittiler, haritada yerini gösteremedikleri diyarlara.

Lafın gelişi değil ya da coğrafya bilgilerinin zayıflığına vermeyin; içlerinden bazılarının gittiği ülkeler hakikaten haritalarda yoktu. Dünya devletlerinin henüz ‘tanımadığı' ülkelere gidip Anadolu insanının selamını götürdüler.
  

Fedakârlık, onlar için bir erdem değil, fıtrattı; en mümeyyiz vasıfları ise vefa. Belki de bu yüzden, ilkin Asya'ya gittiler.

Tarihten gelen vefa borcunu ifa etmek için, bin yıl önce Anadolu'ya âb-ı hayat taşıyan Horasan erenlerinin evlatlarına iade-i ziyarette bulundular.

Henüz ‘resmi' bir iletişime geçilmemiş bu bozkırlarda ‘Geldiler!' nidalarıyla karşılandılar. Hemen ardından dökülen, ‘Neden daha önce gelmediniz?' sorusu ise sinelerine bir hançer gibi saplandı.

Hızlı olmak zorundaydılar, zira savaşlarla bitkin düşmüş yaşlı dünyamızın sevgi soluklarına ihtiyacı vardı. Azerbaycan tanklar altında inlerken İzmir'de Şadırvanaltı'ndan yükselen feryatlardan güç alarak ‘berden ve selamen' demek için ‘âteş ülkesi’ne yetiştiler.

Tacikistan adında bir devlet, henüz resmiyet kazanmamışken onlar Hacı Ata'larıyla birlikte çoktan Duşanbe'ye varmıştı. Bir yönetim bölgesi olarak ‘Kuzey Irak' ifadesi diplomatik literatüre girmemişken onlar Erbil, Kerkük ve Süleymaniye'nin insanına ‘selam' vermişti.

Sadece selam değil, yeri geldi canlarını da verdiler gittikleri yerlerde. Yine lafın gelişi değil; laf olsun diye yola çıkmadılar, namımız yürüsün diye düşünmediler hiçbir zaman.


Riyanın, şöhretin, mansıbın ümitlerimizin üzerine zift çektiği kara günlerde diriltici iksirleriyle gönüllere ulaştılar ve toprağın bağrına bir fidan gibi düştüler.

Osmanlı'nın atlarla, kılıçlarla geçtiği Tuna Nehri'ne talebelerini kurtarmak için tereddüt etmeden atladı ‘Tunaboyu Şehidi' Ali Aytekin. Moğolistan bozkırında, Orhun Yazıtları'nın yanı başına bir âbide gibi, Anadolu'dan bir nişane gibi boylu boyunca uzandı Âdem Tatlı. Tanzanya'daki okulun bahçesini âdeta bir ‘Cennetü'l-Bâki'ye çevirdi Erkan Çağıl...

Ne kadar anlatsak da onların hakkını teslim etmek haddimizin fevkinde. Doğrusu, onlar da kimseden ‘ecir' beklememişti, Allah'tan başka.

‘Selam'a dönersek; bu yazı bir film eleştirisi olmadığı gibi ‘Selam' filmi de dört başı mamur bir film değil.

Daha çok, televizyon için çekilen bir belgesel dizisi hüviyetindeki ‘Selam', bu yiğitlerin hikâyesini, onların attığı tohumların meyveye durmuş hali olan Türkçe Olimpiyatları üzerinden anlatıyor.

Filmde, Senegal, Bosna Hersek ve Afganistan'a giden üç eğitim gönüllüsünün şahsında Adem Tatlı, Erkan Çağıl, Ali Aytekin ve daha nicelerinin destanları bir su yolunda birleşir gibi Türkçe Olimpiyatları'na akıyor.

‘Önden giden atlılar'ın her birinin yaşadığı ayrı bir roman ya da film olsa sezadır. ‘Selam', onları hakkıyla perdeye taşıma noktasında ciddi handikaplar içerse de bu yolda atılmış ilk adım olması itibarıyla ilgiye değer.

SELAM

YÖNETMEN
LEVENT DEMİRKALE

OYUNCULAR
BURÇİN ABDULLAH
YUNUS EMRE
YILDIRIMER
HASAN NİHAT KÜRKÇÜ