Popüler Yayınlar

MAGNA CARTA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MAGNA CARTA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2013 Perşembe

İNSAN HAKLARI NEDİR?

The Magna Carta veya "Büyük Sözleşme".
İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır.

Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar.

Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmektedir. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında bir sorumluluk da bulunmaktadır.

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

Tarihçesi

İnsan haklarının tarihi binlerce yılı kapsamaktadır ve kaydedilmiş tarih içinde dinsel, kültürel, felsefi ve yasal anlamda gelişmeler göstermiştir.

Birçok antik belge, dinler ve felsefe insan haklarıyla ilişkilendirilebilecek çok çeşitli kavramı içermektedir.

Bunlar arasında en çok dikkate değer olanlar; Pers İmparatoru Büyük Kiros tarafından Yeni Babil İmparatorluğunu fethetmesinden sonra üzerinde niyetlerini yazılı olarak açıkladığı MÖ 539 tarihli Kiros Silindiri, Hintli Büyük Asoka’nın MÖ 272 - MÖ 231 arasında yazılan Asoka Fermanları ve 622’de, Müslümanları, Yahudileri ve Paganları da içine alacak şekilde Yathrib şehrinin (daha sonraki ismi Medine) önde gelen aşiret ve aileleri arasında resmi bir antlaşma olarak Hz. Muhammed (sav) tarafından hazırlanan Medine Sözleşmesidir [2][3]

1215 tarihli Magna Carta’nın İngiliz hukuk tarihi için ayrı bir önemi olduğu kadar günümüzde uluslararası hukuk ve anayasa hukuku için de önemi büyüktür.

Modern insan hakları

Fransa Meclisi'nin 26 Ağustos 1789'da onayladığı İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi
Eleanor Roosevelt bu bildiriyi "Bütün insanlığın Magna Carta'sı olarak" tanımladı.
Modern insan hakları hu kukunun büyük bir kısmının ve insan haklarının en modern yorumlarının görece yakın tarihte izleri sürülebilir.

1689 tarihli İngiliz Yurttaş Hakları Beyannamesi (veya “İnsanların Hak ve Özgürlüklerini ve Kraliyetin Halefliğinin Düzenlenmesini Beyan eden Kanun”) Birleşik Krallık'ta (İngiltere'de) baskıcı hükümet uygulamalarını yasadışı saymıştır.

 18. yüzyılda iki büyük devrim meydana geldi; 1776'da ABD'de ve 1789'da Fransa'da: Bunlar ciddi hak kazanımları sağlayan iki sonucun elde edilmesini neden oldu, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız Hoca İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi. Ek olarak 1776'daki Virginia Haklar Beyannamesi bir dizi temel hak ve özgürlükleri sağlamıştır.

Bunları 18. ve 19. yüzyıllarda Thomas Paine, John Stuart Mill ve Hegel gibi düşünürler tarafından insan hakları felsefesinde gerçekleştirilen ile ilerlemeler takip etmiştir.  

İnsan hakları terimi büyük olasılıkla Paine'in İnsan'ın Hakları isimli eseri ve William Lloyd Garrison'ın 1831'de The Liberator'de çıkan ve "okuyucularına insan haklarının esas nedenini yazmaya çalıştığını" anlattığı yazıları yayınlandığı dönemde kullanılmaya başlandı.[4]

XX. yüzyılda insan hakları

Birçok grup ve hareket insan hakları adına 20. yüzyılda çok büyük toplumsal değişimleri gerçekleştirdiler. Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da, sendikalar çalışanların greve gitme hakkını garanti altına alan, asgari çalışma koşullarının oluşturulmasını sağlayan, çocuk işçilerin çalışmalarını düzenleyen veya çalıştırılmalarını yasaklayan yasaların çıkarılmasını sağladılar. Kadın hakları hareketi kadının oy verme hakkını kazanmasında başarılı oldu.

Ulusal bağımsızlık hareketleri sömürgeci güçleri ülkelerinden çıkarttılar. En etkileyici bağımsızlık hareketlerinden birisi Hindistanİngiltere'nin sömürgesi olmaktan çıkaran Mahatma Gandhi'nin hareketidir. Dünyanın birçok yerinde uzun süreli ırkçı ve dini baskı altındaki azınlıkların hareketleri başarılı oldu; ABD'de de sivil haklar hareketi ve daha yakın zamanlarda çeşitli kimlik politikaları hareketlerinde olduğu gibi. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi'nin kurulması, 1864 Lieber Sözü ve gene 1864'teki ilk Cenevre Sözleşmeleri iki Dünya savaşından sonra daha da geliştirilecek olan Uluslararası İnsaniyet Yasasının temellerini atmıştır.

Dünya Savaşları, inanılmaz boyuttaki insan kayıpları ve büyük insan hakları ihlalleri modern insan hakları belgelerinin gelişiminin arkasındaki itici güç olmuştur. Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı'nı takiben 1919'da yapılan Versailles Barış Antlaşması'nda yapılan görüşmelerde kuruldu. Cemiyet'in hedefleri şunlardı;silahsızlanma, ortak güvenlik çerçevesinde savaşı önleme, diplomasi ve görüşmeler yoluyla ülkeler arası anlaşmazlıklara çözüm bulmak ve küresel refahı artırmak. Daha sonra Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nde yer alacak olan hakların çoğunu savunma kararlılığı da kuruluş amaçlarında vardı. 1945'teki Yalta Konferansıda Müttefik Güçler Cemiyet'in rolünü oynamak üzere yeni bir yapı kurma kararı aldılar.Bu yapı Birleşmiş Milletler olacaktı. BM kuruluşundan bugüne kadar uluslararası insan hakları hukukunun uygulanmasında önemli bir rol oynamıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Erkek, kadın ve çocukların temel insan hak ve özgürlüklerinin belirlendiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (The Universal Declaration of Human Rights) 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından benimsenmiştir. Bu bildirge birçok ulusal ve uluslararası yasanın temelini oluşturur.

9 Nisan 2013 Salı

Başkanlık niçin bize yaramaz?

Başbakan Erdoğan'ın teşvikiyle başlayan "Başkanlık sistemine geçelim" kampanyası yayılıyor. 

Bayraktarlığı Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'dan devralan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Türkiye'nin "kaçınılmaz olarak" (hem de Amerikan tipi) başkanlık sistemine geçeceğini ilan etti bile... 

Ne var ki muhalefet partileri başkanlık sistemine karşı. AKP grubunun önemli bir kısmının da gizli oylamada buna karşı çıkacağı muhakkak olduğuna göre bu kampanya, CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun dediği gibi, "yapay gündem" olabilir. Ama madem Başbakan istiyor, elbette ki tartışılmalı.

Esas olarak üç tür hükümet sistemi var: Britanya'da kökleri 1215 tarihli Magna Carta'ya kadar uzanan bir evrimle gelişen parlamenter sistem; 1776'da Britanya'dan bağımsızlığını kazanan ABD'nin kurduğu başkanlık sistemi ve Fransa'nın 1958'de icat ettiği (ilk ikisinin bir karması olan) yarı-başkanlık sistemi.

Bu sistemlerin ilkeleri, avantajları ve dezavantajları üzerine bilgiye ulaşmak fazlasıyla mümkün. Hiç şüphesiz, her ülke kendi ihtiyaçlarına göre bir sistemi benimsiyor; yürümezse değiştiriyor. Unutulmaması gereken yönetim sistemini, sadece hükümet sistemi değil, seçim sistemi (nisbî temsil, çoğunluk sistemi ya da karma) de belirliyor.

Bizde 12 Eylül askeri yönetiminin askeri-bürokratik vesayet düzenini tahkim amacıyla getirdiği, parlamenter sistem ile yarı-başkanlık sistemini karıştıran ve üzerine de yüzde 10 barajlı nisbî temsil sistemini koyan, gerçek anlamda "ucube" bir sistem 1982'den beri yürürlükte.

AKP iktidarının, 2007'de cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi ilkesini getiren anayasa değişikliğiyle, sistem daha da ucubeleşti. Ancak sistem ucubelikten kurtulsun gerekçesiyle yarı-başkanlık ya da başkanlık sistemine geçilmesi herhalde anlamlı olamaz.

Anlamlı olan, yeni anayasa ile Başbakan Erdoğan'ın 2024'e kadar iktidarda kalmasını değil, Türkiye'de demokrasiyi güven altına alacak hükümet ve seçim sistemini teşhis ve tesis etmek. Benim, en az otuz yıldır süren bu tartışmaya ilişkin sayısız yazıda dile getirdiğim görüşüm belli: Uzlaşma kültürünün zayıf; siyasi, dinsel, etnik ayrımların çok sayıda olduğu Türkiye'ye uygun sistem, yürütmenin yasamanın içinden çıktığı parlamenter sistemdir.

Başkanlık sistemlerinde halkoyuyla seçilen başkan ile parlamento çoğunluğunun ayrı partilere mensup olmaları halinde, yönetim ciddi tıkanıklıklara uğrayabilir, karar alamaz hale gelebilir. (Bizde başkanın AKP'den, parlamentonun muhalefet çoğunluklu olduğu bir ortamda başımıza gelebilecekleri bir düşünün...) Başkanlık sistemlerinin ihmal edemeyeceğimiz bir sakıncası da toplumu ikiye ayırıp kutuplaştırma eğilimi.

Evet, Türkiye'de güçlü yürütmeye gereksinim var. Güçlü yürütme yukarıda değinilen nedenlerle, başkanlık sistemlerinde değil parlamenter sistemde mevcut. (Kürt sorununun çözümü de elbette ki hükümet sistemine değil, bu konuda siyasi iradenin olup olmamasına bağlı.)

Evet, siyasal istikrar yanında temsilde adaletin sağlanması, partilerin lider sultasından kurtulması önemli ihtiyaçlarımız. Bunun yolu ise, dar-bölgeden tek adayın seçildiği, iki turlu çoğunluk sistemini benimsemek. Koalisyon hükümetleri doğuran nisbî temsilden gerçekten çok çektik.

Başkanlık sistemleri demokratikleşmemize hizmet etmez. Bunu Başbakan Erdoğan'ın son zamanlardaki tavırları da göstermiyor mu?

Başbakan, Türkiye halkını güdülmeye muhtaç bir sürü, kendisini de onun çobanı görmeye başladı. Bunun için sanattan spora, tiyatrodan kürtaja, medyanın neyi yazıp yazmayacağına kadar kendisini ilgilendirmeyen her konuya müdahale etmeye başladı.

Son olarak Türkiye'nin Uludere'den doğumlara kadar uluslararası komplolarla karşı karşıya olduğunu söylemeye başlaması, "eski Türkiye"nin sorunların sorumluluğunu "iç-dış düşmanlar"a yıkma söylemini andırır oldu. Başbakan Erdoğan'ın bu ülkeye çok büyük hizmetleri oldu. Ama anlaşılan uzun süren iktidar liderleri yoruyor, yıpratıyor.

 http://www.zaman.com.tr/sahin-alpay/baskanlik-nicin-bize-yaramaz_1294796.html

18 Mart 2013 Pazartesi

İNSAN HAKLARI

Hak teorileri
Babalık hakları
Bireysel haklar
Çocuk hakları
Devredilemez haklar
Doğal haklar
Erkek hakları
Eşcinsel hakları
Gençlik hakları
Grup hakları
Hayvan hakları
İnsan hakları
İşçi hakları
Kadın hakları
Kişilik hakları
Kolektif haklar
Negatif ve pozitif
Sivil haklar
Sosyal haklar
Tüketici hakları
Yasal haklar
The Magna Carta veya "Büyük Sözleşme"
İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir.

Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar.

Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmektedir. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında bir sorumluluk da bulunmaktadır.

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.


Tarihçesi

İnsan haklarının tarihi binlerce yılı kapsamaktadır ve kaydedilmiş tarih içinde dinsel, kültürel, felsefi ve yasal anlamda gelişmeler göstermiştir. Bir çok antik belge, dinler ve felsefe insan haklarıyla ilişkilendirilebilecek çok çeşitli kavramı içermektedir.

Bunlar arasında en çok dikkate değer olanlar; Pers İmparatoru Büyük Kiros tarafından Yeni Babil İmparatorluğunu fethetmesinden sonra üzerinde niyetlerini yazılı olarak açıkladığı MÖ 539 tarihli Kiros Silindiri, Hintli Büyük Asoka’nın MÖ 272 - MÖ 231 arasında yazılan Asoka Fermanları ve 622’de, Müslümanları, Yahudileri ve Paganları da içine alacak şekilde Yathrib şehrinin (daha sonraki ismi Medine) önde gelen aşiret ve aileleri arasında resmi bir antlaşma olarak İslam Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) tarafından hazırlanan Medine Sözleşmesidir [2][3]

1215 tarihli Magna Carta’nın İngiliz hukuk tarihi için ayrı bir önemi olduğu kadar günümüzde uluslararası hukuk ve anayasa hukuku için de önemi büyüktür.

Fransa Meclisi'nin 26 Ağustos 1789'da onayladığı İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi   
Modern insan hakları hukukunun büyük bir kısmının ve insan haklarının en modern yorumlarının görece yakın tarihte izleri sürülebilir.

1689 tarihli İngiliz Yurttaş Hakları Beyannamesi (veya “İnsanların Hak ve Özgürlüklerini ve Kraliyetin Halefliğinin Düzenlenmesini Beyan eden Kanun”) Birleşik Krallık'ta (İngiltere'de) baskıcı hükümet uygulamalarını yasadışı saymıştır.

18. yüzyılda iki büyük devrim meydana geldi; 1776'da ABD'de ve 1789'da Fransa'da: Bunlar ciddi hak kazanımları sağlayan iki sonucun elde edilmesini neden oldu, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız Hoca İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi. Ek olarak 1776'daki Virginia Haklar Beyannamesi bir dizi temel hak ve özgürlükleri sağlamıştır.
 
Bunları 18. ve 19. yüzyıllarda Thomas Paine, John Stuart Mill ve Hegel gibi düşünürler tarafından insan hakları felsefesinde gerçekleştirilen ile ilerlemeler takip etmiştir.  

İnsan hakları terimi büyük olasılıkla Paine'in İnsan'ın Hakları isimli eseri ve William Lloyd Garrison'ın 1831'de The Liberator'de çıkan ve "okuyucularına insan haklarının esas nedenini yazmaya çalıştığını" anlattığı yazıları yayınlandığı dönemde kullanılmaya başlandı.[4]


Birçok grup ve hareket insan hakları adına 20. yüzyılda çok büyük toplumsal değişimleri gerçekleştirdiler. Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da, sendikalar çalışanların greve gitme hakkını garanti altına alan, asgari çalışma koşullarının oluşturulmasını sağlayan, çocuk işçilerin çalışmalarını düzenleyen veya çalıştırılmalarını yasaklayan yasaların çıkarılmasını sağladılar. Kadın hakları hareketi kadının oy verme hakkını kazanmasında başarılı oldu.


Ulusal bağımsızlık hareketleri sömürgeci güçleri ülkelerinden çıkarttılar. En etkileyici bağımsızlık hareketlerinden birisi Hindistanİngiltere'nin sömürgesi olmaktan çıkaran Mahatma Gandhi'nin hareketidir. Dünyanın bir çok yerinde uzun süreli ırkçı ve dini baskı altındaki azınlıkların hareketleri başarılı oldu; ABD'de de sivil haklar hareketi ve daha yakın zamanlarda çeşitli kimlik politikaları hareketlerinde olduğu gibi.

Uluslararası Kızıl Haç Komitesi'nin kurulması, 1864 Lieber Sözü ve gene 1864'teki ilk Cenevre Sözleşmeleri iki Dünya savaşından sonra daha da geliştirilecek olan Uluslararası İnsaniyet Yasasının temellerini atmıştır.

Dünya Savaşları, inanılmaz boyuttaki insan kayıpları ve büyük insan hakları ihlalleri modern insan hakları belgelerinin gelişiminin arkasındaki itici güç olmuştur. Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı'nı takiben 1919'da yapılan Versailles Barış Antlaşması'nda yapılan görüşmelerde kuruldu.

Cemiyet'in hedefleri şunlardı;silahsızlanma, ortak güvenlik çerçevesinde savaşı önleme, diplomasi ve görüşmeler yoluyla ülkeler arası anlaşmazlıklara çözüm bulmak ve küresel refahı artırmak.

Daha sonra Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nde yer alacak olan hakların çoğunu savunma kararlılığı da kuruluş amaçlarında vardı. 1945'teki Yalta Konferansıda Müttefik Güçler Cemiyet'in rolünü oynamak üzere yeni bir yapı kurma kararı aldılar.Bu yapı Birleşmiş Milletler olacaktı.

BM kuruluşundan bugüne kadar uluslararası insan hakları hukukunun uygulanmasında önemli bir rol oynamıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Erkek, kadın ve çocukların temel insan hak ve özgürlüklerinin belirlendiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (The Universal Declaration of Human Rights) 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından benimsenmiştir. Bu bildirge birçok ulusal ve uluslararası yasanın temelini oluşturur.

İnsan hakları konusunda çalışan uluslararası sivil toplum örgütleri

Ayrıca bakınız

Dış bağlantılar

  1. ^ "Universal Declaration of Human Rights adopted by General Assembly resolution 217 A (III) of 10 December 1948".
  2. ^ See:
    • Firestone (1999) p. 118;
    • "Muhammad", Encyclopedia of Islam Online
  3. ^ See:
    • Watt, Muhammad at Medina
    • R. B. Serjeant (1964), "The Constitution of Medina", Islamic Quarterly 8, p. 4
  4. ^ Mayer (2000) p. 110