Popüler Yayınlar

DR. ÜMİT KARDAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DR. ÜMİT KARDAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

'Çoklu Türkiye' ve Yeni Anayasa [Yorum - Dr. Ümit Kardaş]

12 Ekim 2012


TESEV, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, meslek odaları, dernekler ve platformlar tarafından çeşitli yöntemlerle elde edilmiş verilerden hareketle yaptığı çalışmada değişik başlıklar altında ortaya kapsamlı öneriler çıkarmıştır.

 TESEV'in talep etmesi nedeniyle bu önerileri değerlendirerek ve Yeni Anayasa Platformu (YAP) çatısında yapılan çalışmalardan yararlanarak bazı başlıklar için madde teklifi yapmaya çalışacağım.

Anayasanın felsefesi ve başlangıç metni

Değerlendirme: Anayasaların felsefeleri genellikle anayasaların başlangıç metninde yer alır. Kimi ülke anayasaları başlangıç metnine yer vermemiştir.

Ancak özellikle bir iç çatışmadan çıkmış, toplumsal ve siyasal barışı hedefleyen ülkelerde anayasanın felsefesini, ruhunu açıklayan başlangıç metinleri bulunur.

Kanaatimce, yeni anayasada iç çatışmalardan ve gerilimlerden çıkmamızın temelini oluşturacak, demokrasi ve özgürlüklere vurgu yapacak bir başlangıç metni aynı zamanda öfke ve intikam duygularını aşacak bir işlev görecektir.

Anayasanın yeni felsefesinin katılımcı ve çoğulcu demokratik değerlere dayanması, insan onurunu ve insanın kendini özgürce ifade edebilmesini öngörmesi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kadim temeller üzerinden temellendirilmesi, farklılıkların barış içinde var olmasının zeminini oluşturması, yoksulluğun ve yoksunluğun aşılması bakımından sosyal adalet değerine vurgu yapılması gibi öneriler ağırlık kazanmaktadır.

Söz konusu önerilerden anayasanın yeni felsefesi kapsamında devletin yeniden tanımlanması zaruri bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

    Metin teklifi: Türkiye coğrafyasında yaşayan çeşitli dinsel, etnik ve kültürel farklılıklara sahip yurttaşlar tarihten gelen barış içinde özgürce bir arada yaşama arzu ve iradesini tekrar ederek ve yenileyerek toplumsal bir mutabakata varmışlardır.

Bu toplumsal mutabakat, insanların doğuştan var olan özgürlüklerini kullanabilmelerini sağlamak, sosyal adaleti gerçekleştirmek, her koşulda farklılıkları korumak ve farklılıklarla birlikte bir arada barış içinde çoğulcu, katılımcı ve şeffaf bir toplumda yaşamak isteği yönündeki iradesini; devletin ise bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerine ve tercihlerine saygılı olmak ve kullanılabilmelerini sağlamak, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve yoksulluğu aşmak için hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş, işleyişi ve yetkileri denetim ve denge sistemine göre konumlandırılmış bir aygıt olduğu düşüncesini temel alır.

 Bireylerin ve toplumun katkılarıyla hazırlanan, olağan bir meclis tarafından kabul edilen ve halk tarafından onaylanıp, yürürlüğe giren bu anayasa; bireylerin ve toplumun hizmetinde olması gereken devletin yönetim biçiminin, özgürlük ve barış içinde yaşamanın ilkelerinin gösterildiği örnek bir metin olarak küresel demokrasi idealine yönelik bir çabaya da katkı sunacak tarihsel bir açılımın başlangıç noktasını oluşturacaktır.

Devletin nitelikleri

Değerlendirme: Önerilerde, bu konuda değişmez maddeler olmaması, ancak mevcut Anayasa'nın 2. maddesindeki Cumhuriyet'in nitelikleri düzenlemesinden sadece demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ibaresinin korunup, bu niteliklere açıklık getirecek eklemeler yapılması hususu ağırlık kazanmaktadır.

Ayrıca mevcut Anayasa'nın 3. maddesinde değişmez olarak kabul edilen Türkçenin tek resmi dil olması düzenlemesinin aynen kalmasını önerenler olduğu gibi, bölgelerde ihtiyaca göre Türkçenin dışında birden çok dil kullanılabileceğine, bu konuda Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı'nın uygulanması gerektiğine ilişkin öneriler de bulunmaktadır.

Madde teklifi: Türkiye Cumhuriyeti, hak ve özgürlükleri, katılımcılığı ve çoğulculuğu esas alacak şekilde demokratik, din ve vicdan özgürlüğünü ve her türlü inanca karşı eşit mesafede durmayı esas alacak şekilde laik, yoksulluğu ve yoksunluğu aşmayı ve eşitliği sağlamayı esas alacak şekilde sosyal, adil yargılanmayı, adaleti ve insan onuruna saygıyı esas alacak şekilde hukuk devletidir.
 
Dil ve kültür

Madde teklifi: Türkiye coğrafyasında Türkçenin yanı sıra bölgesel ihtiyaçlara göre birden çok resmi dil kullanılabilir. Devlet, bölgesel ve azınlık dilleri ile kültürleri korur ve gelişmelerini destekler.

Egemenlik

Değerlendirme: Öneriler arasında egemenlik ve iktidar kavramlarının kullanılması konusunda fikir ayrılığı olduğu, ancak iktidar ya da egemenliğin üç erk tarafından kullanılacağının açıkça belirtilmesinin kabul gördüğü anlaşılmaktadır. Kanaatimce, bu konunun madde olarak düzenlenmesinde iktidar kullanımının bölgesel ve yerel vurgusunu yapmak gerekmektedir.

Madde teklifi: İktidarın kaynağı halktır. Halk, bu iktidarı yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır. Yasama ve yürütme erklerine ilişkin yetkiler ülkesel ve bölgesel düzeyde paylaşılır.

Vatandaşlık

Değerlendirme: Önerilerde, vatandaşlık tanımının hiçbir etnik vurgu yapılmadan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üzerinden yapılması görüşü ağırlık kazanmıştır.

Kanaatimce, bu konuda bir tanıma ihtiyaç duymamak gerekir. Türkiye coğrafyasında yaşayan herkes, insan olarak hak ve özgürlüklerden ve hukuk güvencesinden yararlanacaktır. Anayasada özne herkes, insan ya da birey olacaktır. Vatandaşlık hukuku ise anayasal ilkelere uygun olarak kanunla düzenlenecektir.

Hak ve özgürlüklerin korunması

Değerlendirme: Önerilerden, anayasanın özgürlükçü bir değere dayanması, hak ve özgürlüklerin dünyadaki değişimler sonucu vicdanî ret hakkı, sığınma hakkı, beslenme hakkı gibi hakları da içine alacak şekilde genişlemesi yönündeki düşüncenin ağırlık kazandığı anlaşılmaktadır.

Yine özgürlüklerin sınırlanması konusunda genel sınırlamalardan kaçınılması ve özel sınırlamalarda ise evrensel ölçütlerin kullanılması düşüncesi de önemli ölçüde kabul görmüştür. Hak ve özgürlüklerin anayasada belirtilmesinin yanı sıra özgürlüklerle ilgili şu düzenlemenin bulunması gerektiği kanısındayım.

Madde teklifi: İnsanlar özgür doğarlar. Özgürlükler doğuştan sahip olunanlar ile birlikte sonradan edinilenleri ve tercihleri de kapsar.

Bu alan devletin tasarrufuna kapalıdır. Tüm erkleri ile birlikte devletin temel görevi, hiçbir ayrımcılığa başvurmaksızın bu özgürlüklere saygı duymak ve kullanılması için önlemler almaktır.

Başkalarına yönelik şiddete teşvik ve tahrik, ırkçılık ve nefret söylemi devletin koruma önlemleri almasını gerektirir.

Eşitlik ve devletin anlamı

Değerlendirme: Önerilerden anayasanın fırsat eşitliğini de gözeterek birey-toplum ekseninde eşitlikçi ve sosyal bir değere dayanması ve devletin bunu sağlayacak şekilde anlamlandırılması gereği ortaya çıkmıştır.

Madde teklifi: Hukuk içinde hareket etmesi gereken siyasi ve idari yapı, bireyin ve toplumun tüm kesimlerinin hak ve özgürlüklerini kullanmalarını sağlamak, huzur ve refahını gerçekleştirmek, yoksulluğu ve yoksunluğu aşmak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmakla görevlidir.

Anayasanın teminatı

Madde teklifi: Anayasa, sosyal adaletin gerçekleşmesini, sosyal, ekonomik ve kültürel hakların kullanılmasını, çevrenin korunmasını ve açık toplumu garanti altına alır, ayrımcılığı reddeder.

Merkez-bölge yetki paylaşımı

Değerlendirme: Çeşitli başlıklar altında toplanan önerilerden önemli bir kısmının, yetkilerin toplandığı merkezî yapıdan adem-i merkeziyetçi bir yapıya geçilmesi yönünde olduğu görülmektedir.

Adem-i merkeziyetçi eğilimin belediyelerin yetkilerinin artırılmasından daha fazla bir şeyi ifade ettiği açıktır. Nitekim bazı önerilerde merkezin yetkilerinin azaltılması ve yerelde meclislerin oluşturulması gereği açıkça belirtilmektedir.

Merkezle belediyeler arasındaki boşluğu merkezden bölgelere aktarılacak yetki aktarımı sonucu oluşacak bölge parlamentoları ve hükümetleri dolduracaktır.

Demokrasinin gerçekleşebilmesinin, merkezdeki yetkinin dağıtılması ve bölgedeki halkın kararlara katılabilmesi ile mümkün olabileceği açıktır.

Sivil birey de ancak bu şekilde sağlanacak bir katılımcılıkla ortaya çıkabilir. Avrupa bölgeler Avrupa'sıdır. İspanya'da 17 özerk bölge, İtalya'da 5 özerk bölge, Yunanistan'da 1 özerk bölge, Portekiz'de adalarda özerk bölge, Fransa'da özel statülü Korsika bölgesi mevcuttur.

Birleşik Krallık'ta Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda özerk bölgelerdir. Yarı federatif yapılar oluşmuştur. Diğer ülkeler ise federatif yapılar kurmuşlardır.

Rusya'da da 21 otonom bölge bulunmaktadır. Bu bölgelerin kendi parlamentoları ve hükümetleri vardır. Dünyada demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında Türkiye gibi tamamen merkezden yönetilen, saf üniter, kararların tek merkezden alındığı ve rant dağıtım merkezi gibi çalışan bir rejim bulunmamaktadır.

Böyle bir rejim kuşkusuz otoriter bir rejimdir. Bu nedenle yargı dışında yasama ve yürütme yetkileri merkezdeki parlamento ve hükümet ile bölgelerdeki parlamentolar ve hükümetler arasında paylaşılacaktır.

Madde teklifi: Siyasi birliği temsil eden ve güvence altına alan ve tüm toplumsal farklılıkların dayanışmasıyla birlikte demokratik bir niteliğe sahip olması gereken cumhuriyet, yetki devrini bölgesel ihtiyaçlara göre ve demokrasinin güçlendirilmesine yönelik olarak tanır ve gerçekleştirilmesini kolaylaştırır.

Dış güvenlik ve ulusal savunma, dış politika, yargı, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi ve sosyal güvenlik konularında yetki merkeze ait olup; kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık, eğitim ve kolluk başta olmak üzere diğer yetkiler bölgelere aittir. Bölgeler yetkilerini kullanırken mali özerkliğe sahiptirler.

Anayasal kurum ve kuruluşlar

Değerlendirme: Önerilerden, bazı kurumların tamamen kaldırılması, bazı kurumlara ise anayasada yer verilmeyip kanunla düzenleme yapılması böylece yeni anayasada bürokratik kurum ve kuruluşlara yer verilmemesi hususunda büyük ölçüde mutabakat olduğu anlaşılmaktadır.

Bu mutabakatın önemli olduğunu düşünüyorum. Demokratik ve özgürlükçü niteliği ile ilkesel bir çerçeve çizen bir anayasada bürokratik kurumların yer almasına gerek bulunmamaktadır. İhtiyaç hissedilen kurum anayasal ilkeler çerçevesinde kanunla düzenlenebilir.

YÖK, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi gibi kurumların tamamen kaldırılması yönünde mutabakat vardır. YAŞ, Devlet Denetleme Kurulu, RTÜK, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, merkezi ve idari kuruluşların anayasada yer almaması, ihtiyaç hissedilenlerin kanunla düzenlenmesi hususunda da mutabakat sağlanmıştır.

Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasadan çıkartılarak kanunla dar kadrolu Dış Güvenlik Kurulu oluşturulması, askerî mahkemelerin ve disiplin mahkemelerinin anayasal organlar olmaktan çıkartılıp, askerî suçlarla sınırlı olmak üzere kanunla düzenlenmeleri, Genelkurmay Başkanlığı'nın MSB'ye bağlanması mutabakata varılan noktalardır.

Diyanet İşleri Başkanlığı bakımından yapılan bazı öneriler bu kurumun laiklik ilkesini ihlal etmesi ve dini araçsallaştırması açısından kaldırılması gerektiği yönündedir. Ben de bu öneriye katılıyorum.

Bu kurumla ilgili diğer öneri ise anayasal organ olmaktan çıkartılıp kanunla özerk bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Sonuç

Toplanan önerilerden çıkan sonuç çok önemlidir. Bu öneriler demokratik, özgürlükçü, yeni ve sivil bir anayasa yapma yönündeki ağırlıklı iradeyi yansıtmaktadır.

Türkiye bu nitelikte bir anayasa yapmakla her alandaki gelişmesine büyük bir ivme kazandıracak ve anayasa metniyle küresel bir demokrasi ideali için de katkıda bulunmuş olacaktır.

Bu tarihi fırsat kaçırılmadan halkın bu yöndeki değişim isteğini değerlendirip, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü bir paradigmayı somutlaştırıp, farklılıklarla birlikte barış içinde yaşanabilecek “Çoklu Türkiye”ye geçilmelidir. Tarihi kurucu görev halkla birlikte Parlamento'ya düşmektedir.

 * Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Ülkeler, iç bölgeler ve merkez


20 Nisan 2012


Ülkelerin çoğunun, birçok durumda devletin de içinden doğduğu, ayırt edilebilir bir iç bölgesi mevcuttur.
Çoğu zaman, ülkenin başkenti bu iç bölgededir. 

Buradan daha uzak olan yerler, halklarının farklı bir dil konuşabildiği ve iç bölge tarafından yönetilmekten huzursuz olduğu, çoğunlukla ülkeye daha sonradan katılmış bölgelerdir. 

Kosova'daki trajedi, kısmen, onun Orta Çağlarda Sırbistan'ın iç bölgesi olmasıydı ama 1839'da Türklerin fethetmesinden sonra, Sırplar kuzeye doğru kaydı ve Kosova, yavaş yavaş bir Arnavut çoğunluğu haline geldi. 

Toltekler, Aztekler ve Spaniardlar tarafından kurulmuş ve güçlendirilmiş olan Meksiko Vadisi de, Meksika'nın iç bölgesidir. 


Merkezi Paris olan ve egemenliğini, dilini ve kültürünü ulusal birliği tamamlamaya yönelik bir bakış açısıyla yayan Fransa, tam bir iç bölge örneğidir. 


Süreç yavaş gelişmiş ve henüz tamamlanmamıştır. 19. yüzyılda bölgelerde tuhaf lehçeler konuşuluyordu. 

Yeni bir eğitim politikasıyla, Paris tarafından yönlendirilen öğretmenler ordusu "köylüleri Fransız'a" dönüştürmek üzere Fransa'nın dört bir yanına dağıldı. 

Merkezden uzak bazı bölgeler, hâlâ Paris'e öfke beslemektedirler. Brittany, Korsika ve Longuedoc, yerel lehçe ve bölgesel kültürlerini canlı tutmak için uğraşmaktadır. 

Bir devletin toprakları üzerindeki örgütlenme biçimi, yerel ve bölgesel örgütlerin yetkilerinin kısıtlılığı ya da genişliği yani iç bölgenin merkezi olan başkentle olan ilişkileri merkez-çevre gerilimlerini artırır ya da azaltır. 

Monarşik devirlerden bu yana, bir genelleme olarak Fransa'daki sistem Britanya'dan daha üniter bir sistemdir. Fransa'da 'departement'ler (bölgeler) belli ölçüde özerkliğe sahiptirler. 

Fransız kralları bölgesel farklılıkları silmeye çalışıyorlardı ama kimi zaman yaptıkları, yerel öfkeleri daha da artırmaktı. Napolyon, bu merkezileştirici ve homojenleştirici modeli sona erdirdi. 

Tarihi illeri ilga etti ve yerlerine adını nehirlerden alan ve "departement" denen daha küçük birimler ihdas etti. 

Ülkede 96, denizaşırı bölgelerde 4 "departement" merkezden atanan valiler tarafından yönetilmektedir. 1982'de, Mitterrand, valilerin yetkilerini azaltan ve yerel özerkliği artıran bir yasa çıkardı. 

İller ve bölgelerdeki seçilmiş meclisler eğitimde, kent ve bölge planlaması ve geliştirilmesinde, mesleki eğitimde ve konut sorunlarının çözümünde politika oluşturma ve vergilendirme yetkilerini elde ettiler. 

Kısa süre sonra, yerel ve bölgesel yönetimler daha da önem kazandı. Bölgesel meclis seçimlerinde rekabet arttı. Yerel vergilerin değerlendirilmesi büyük ölçüde farklı ve yenilikçi hale geldi. 

Fransa'da bölgeler, kendilerini refaha ulaşma stratejilerini geliştirmek suretiyle bir ölçüde Amerikan eyaletleri gibi hareket etmeye başlamışlardır. 

Fransa'da ayrıca Korsika özel statülü bölge olup, daha geniş yetkilere sahip parlamentosu bulunmaktadır. Alsace-Moselle bölgesinde ise çok hukukluluk söz konusu olup, Alman kanunları uygulanmaktadır. 

BÖLGESEL AYRILIKÇILIĞIN NEDENLERİ 


Alman iç bölgesi ise çok daha az belirgindir. Orta Çağ'daki birçok Alman devletçiği, egemenliklerini ve lehçelerini uzun bir süre korumuşlardır. 


Prusya, 19. yüzyılda Alman birliğine öncülük etmiş ve Berlin, gerçekten de iç bölgenin başkenti haline gelmiştir. 

Ama pek çok bölge de Prusya'ya daha az bir saygıyla uyum sağlamıştır. Bavyera ve Rhineland gibi Katolik bölgeler, Prusya'nın otoriterliğinden ve Protestanlığından hoşlanmamıştır. 

Almanya, günümüzdeki federalizme yol açmış bir faktör olan bir bölgenin, kendisinin farklı olduğu duygusu tarafından (partikülarizm) bölünmüş şekilde kalmıştır (Land'lar). 

Nazizm, kısmen, bütün Alman bölgelerini çılgınca bir milliyetçilik yoluyla merkezin kontrolü altına sokmayı amaçlayan zoraki bir gayret olarak yaşanmıştır. 

İngiltere, Birleşik Krallık'ın iç bölgesi olmuştur. Britanya, İskoçya ve Galler'in işgaline dair uzun Kelt anılarına sahiptir. 


Galler, Orta Çağ'dan beri İngiltere'nin bir parçası olmuştur. İngiltere ve İskoçya tahtları, 1603'te birdi ancak 1707'de iki ülke Londra'da tek parlamento için anlaştı. 

Ancak eski öfkeler yok olmadı. Galler ve İskoçya, kendilerini sömürülmüş hissettiler. Çünkü İngiltere'den daha yoksuldular. 

Bu duygulardan yararlanan İşçi Partisi, Galler ve İskoçya'da üstün durumdaydı. 20. yüzyılda İşçi Partisi'ne oy vermek bir bölgesel milliyetçilik biçimiydi (merkez-çevre gerilimi). 

1960'larda Plaid Cymru Galler Partisi ve İskoç Nasyonalist Parti büyümeye başladı ve her ikisi de Parlamento'da birkaç sandalye kazandılar. 1970'lerde başlayarak, bölgesel milliyetçilik Galler ve İskoçya'nın yanı sıra pek çok ülkede büyüdü. 

Fransa'da Korsikalılar ve Bretonyalılar, Kanada'da Kebekliler, İspanya'da Basklar ve Katalanlar, Türkiye'de Kürtler. 1990'larda, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya dağıldı. Bölgesel ayrılıkçılığın çeşitli nedenleri vardır. 

Yerel milliyetçiler, farklı olan dillerine ve kültürlerine vurgu yaparlar ve bunların okullarda okutulmasını, devletle olan ilişkilerinde, ticaret ve ekonomide kendi dillerini kullanmak isterler. 

Ekonomik bakımdan merkez tarafından geri bırakıldıklarını belirtirler. Modern devletin büyüklüğü, uzaklığı ve bölgeye ilişkin önemli kararların bölgenin dışında alınması eleştiri konusudur. 

Ve çoğunlukla için için yanan şey ise bir zamanlar kendi kimliğinden mahrum bırakılan bir bölgenin tarihsel kızgınlığıdır. Yerel milliyetçilik, çoğu zaman kendi yollarını açmak için şiddete ve silaha başvurur. 

Ancak Britanya'da İskoçya ve Galler bakımından bu böyle olmamıştır. İskoçya'da yükselen milliyetçilikte ekonomik faktör rol oynamıştır. 

1960'larda Kuzey Denizi'nde petrol bulunması İskoçya'yı kendi kendini yönetme konusunda etkilemiştir. Galliler içinse en önemli mesele dil olmuştur (Antik Kelt dili olan Cymric). 

Gal dili, resmi dil bulunmayan Britanya'da İngilizce ile birlikte fiili resmi dildir. Bir ülkede resmi dilin bulunmayışı anlamlıdır. Çünkü resmi dil bölgelerin ihtiyacına göre hayat tarafından belirlenir. 

Büyük oranda merkezileşmiş üniter bir devlet olan Britanya, 1997 seçiminden sonra Tony Blair'in İskoçya ve Galler'e özerklik tanıması ve 1999'da Kuzey İrlanda'nın (Ulster) özerk yönetim elde etmesiyle daha az merkezi bir hale gelmiştir. 

Kuzey İrlanda'daki yerel milliyetçiliğin nedeni ise diğerlerinden farklıdır. 

 İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmeyi savunan milliyetçi Katoliklerle Londra ile birliğin devamını isteyen Protestan güçler arasındaki mücadelede Paskalya Cuması Anlaşması ile bir iktidar paylaşımı mutabakatına ulaşılmış olmasına rağmen "Serbest İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmeli mi?" temel sorusuna cevap bulunamamıştır. 

Britanya'daki bu gelişme yarı-federalizm anlamına gelmektedir. İskoçya halkının yarısı halen tam bağımsızlık istemektedir. 

Blair hükümeti zamanında, ayrıca İngiltere çapında görevleri ekonomik büyüme olan 8 bölgesel kalkınma bürosu kurulmuştur. Bu bürolar siyasi birimlere dönüşebilmektedir. Üniter sistemler yarı-federalizme doğru evrilmektedir.
 

YETKİLERİN BÖLGELERE DAĞILTILMASI OTORİTERLEŞMEYİ ÖNLER Mİ? 

Sovyetler Birliği, Slav asıllı iç bölgesi ile Slav olmayan uzak bölgeleri arasındaki muazzam uçurumun simgesi olmuştur. Sovyetler Birliği, bir sömürge imparatorluğu tipindeydi. 


Rusya'nın, Belarus'un ve Ukrayna'nın Slav asıllı iç bölgeleri, Avrupa ile Asya'nın buluştuğu yerde geniş bir kuşak üzerine oturuncaya kadar, Tatarları, Türkleri ve İsveçlileri geri püskürtmüştür. 

19. yüzyılın ortalarında Rusya, Orta Asya'nın Müslüman-Türk halklarının çoğunu egemenliği altına almıştı. Ruslaştırma politikaları imkânsızı denemiş ve Moskova'ya karşı milliyetçi nefreti beslemiştir.

Sovyetler Birliği'nden geriye kalan Rusya Federasyonu, hâlâ, Çeçenistan gibi ayrılmaktan memnun olacak ülkeleri bünyesinde barındırmaktadır. 

Rusya Federasyonu, 83 bölgeden oluşuyor. Her bölge Federal Konsey'de eşit temsile sahip. 

Her bir bölgenin farklı derecede özerkliği bulunuyor. 46 oblast'ta (idari bölge) atanmış yönetici ve bölgesel yasama organı var. 

21 cumhuriyetin (otonom bölge) kendi anayasası, parlamentosu ve başkanı mevcut. 

Her otonom bölgenin, Rusçanın yanı sıra bölgesel resmi dilleri bulunması kabul edilmiş. 

Dağıstan'da Rusçanın yanı sıra 13, Karaçay-Çerkesya'da 4, Kabarday-Balkarya'da 2 resmi dil kullanılıyor. 

Ayrıca bir Yahudi otonom bölgesi ve iki adet Federal kent (Moskova, St. Petersburg) bulunuyor. Rusya Anayasası'nın 68. maddesi, otonom bölgelere, yetki devirlerine ve bölgelerde Rusçanın yanı sıra bölgesel dilleri resmi dil olarak kabul etmeye imkân veriyor. 

İç bölgeden bölgelere yetki devredilmesinin Türkiye'nin genel demokratikleşme, birey ve sivil olma meselesi olduğu açıktır. 


Bunun dışında Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde etnik kimlik, dil, kültür inkârına dayalı, şiddet ve baskı yöntemli Türkleştirme politikalarının yarattığı ve dayattığı tarihsel süreç dünya örneklerinde görüldüğü gibi (Ayrıca 31 Mart 2012 tarihli Zaman Gazetesi'nde yayımlanan "Özerklik ve anadille yaşamak" isimli yazıma da bakılabilir) bu bölgeler bakımından özerklik ve anadille yaşamak konularını iç içe geçirerek siyasetin ve toplumun önüne getirmiştir. 

Yapılması düşünülen yeni anayasanın bam teli burasıdır. 

Her şeyin iç bölgede toplandığı ve dağıtıldığı otoriter bir rejimden, yetkilerin bölgelere dağıtıldığı, bireyin karar alma süreçlerine daha yakından ve etkin olarak katıldığı gerçek bir demokrasiye geçişin imkânı burada yatmaktadır. 

Hükümetin yeni anayasa inşa sürecinde bu mesele hakkında herkesin her türlü görüşü ifade edebileceği bir özgürlük ortamının oluşmasını sağlaması gerekmektedir. 

Dünyadaki gelişmelerden ve yaşananlardan alınacak dersler bulunmaktadır. 

Siyaset kadroları ve entelektüeller halen meseleyi belediyelerin yetkilerini artırma olarak düşünmekte, toplumun gerçek ihtiyaçlarını anlamak ve yorumlamaktan çok, kırmızıçizgilerin dışına çıkmamaya gayret göstermektedirler. 

*Emekli Askerî Hâkim, Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi

11 Nisan 2013 Perşembe

'Çoklu Türkiye' ve Yeni Anayasa

12 Ekim 2012

TESEV, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, meslek odaları, dernekler ve platformlar tarafından çeşitli yöntemlerle elde edilmiş verilerden hareketle yaptığı çalışmada değişik başlıklar altında ortaya kapsamlı öneriler çıkarmıştır.

 TESEV'in talep etmesi nedeniyle bu önerileri değerlendirerek ve Yeni Anayasa Platformu (YAP) çatısında yapılan çalışmalardan yararlanarak bazı başlıklar için madde teklifi yapmaya çalışacağım.

Anayasanın felsefesi ve başlangıç metni

Değerlendirme: Anayasaların felsefeleri genellikle anayasaların başlangıç metninde yer alır. Kimi ülke anayasaları başlangıç metnine yer vermemiştir.

Ancak özellikle bir iç çatışmadan çıkmış, toplumsal ve siyasal barışı hedefleyen ülkelerde anayasanın felsefesini, ruhunu açıklayan başlangıç metinleri bulunur.

Kanaatimce, yeni anayasada iç çatışmalardan ve gerilimlerden çıkmamızın temelini oluşturacak, demokrasi ve özgürlüklere vurgu yapacak bir başlangıç metni aynı zamanda öfke ve intikam duygularını aşacak bir işlev görecektir.

Anayasanın yeni felsefesinin katılımcı ve çoğulcu demokratik değerlere dayanması, insan onurunu ve insanın kendini özgürce ifade edebilmesini öngörmesi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kadim temeller üzerinden temellendirilmesi, farklılıkların barış içinde var olmasının zeminini oluşturması, yoksulluğun ve yoksunluğun aşılması bakımından sosyal adalet değerine vurgu yapılması gibi öneriler ağırlık kazanmaktadır.

Söz konusu önerilerden anayasanın yeni felsefesi kapsamında devletin yeniden tanımlanması zaruri bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

    Metin teklifi: Türkiye coğrafyasında yaşayan çeşitli dinsel, etnik ve kültürel farklılıklara sahip yurttaşlar tarihten gelen barış içinde özgürce bir arada yaşama arzu ve iradesini tekrar ederek ve yenileyerek toplumsal bir mutabakata varmışlardır.

Bu toplumsal mutabakat, insanların doğuştan var olan özgürlüklerini kullanabilmelerini sağlamak, sosyal adaleti gerçekleştirmek, her koşulda farklılıkları korumak ve farklılıklarla birlikte bir arada barış içinde çoğulcu, katılımcı ve şeffaf bir toplumda yaşamak isteği yönündeki iradesini; devletin ise bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerine ve tercihlerine saygılı olmak ve kullanılabilmelerini sağlamak, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve yoksulluğu aşmak için hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş, işleyişi ve yetkileri denetim ve denge sistemine göre konumlandırılmış bir aygıt olduğu düşüncesini temel alır.

Bireylerin ve toplumun katkılarıyla hazırlanan, olağan bir meclis tarafından kabul edilen ve halk tarafından onaylanıp, yürürlüğe giren bu anayasa; bireylerin ve toplumun hizmetinde olması gereken devletin yönetim biçiminin, özgürlük ve barış içinde yaşamanın ilkelerinin gösterildiği örnek bir metin olarak küresel demokrasi idealine yönelik bir çabaya da katkı sunacak tarihsel bir açılımın başlangıç noktasını oluşturacaktır.

Devletin nitelikleri

Değerlendirme: Önerilerde, bu konuda değişmez maddeler olmaması, ancak mevcut Anayasa'nın 2. maddesindeki Cumhuriyet'in nitelikleri düzenlemesinden sadece demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ibaresinin korunup, bu niteliklere açıklık getirecek eklemeler yapılması hususu ağırlık kazanmaktadır.

Ayrıca mevcut Anayasa'nın 3. maddesinde değişmez olarak kabul edilen Türkçenin tek resmi dil olması düzenlemesinin aynen kalmasını önerenler olduğu gibi, bölgelerde ihtiyaca göre Türkçenin dışında birden çok dil kullanılabileceğine, bu konuda Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı'nın uygulanması gerektiğine ilişkin öneriler de bulunmaktadır.

Madde teklifi: Türkiye Cumhuriyeti, hak ve özgürlükleri, katılımcılığı ve çoğulculuğu esas alacak şekilde demokratik, din ve vicdan özgürlüğünü ve her türlü inanca karşı eşit mesafede durmayı esas alacak şekilde laik, yoksulluğu ve yoksunluğu aşmayı ve eşitliği sağlamayı esas alacak şekilde sosyal, adil yargılanmayı, adaleti ve insan onuruna saygıyı esas alacak şekilde hukuk devletidir.

Dil ve kültür

Madde teklifi: Türkiye coğrafyasında Türkçenin yanı sıra bölgesel ihtiyaçlara göre birden çok resmi dil kullanılabilir. Devlet, bölgesel ve azınlık dilleri ile kültürleri korur ve gelişmelerini destekler.

Egemenlik

Değerlendirme: Öneriler arasında egemenlik ve iktidar kavramlarının kullanılması konusunda fikir ayrılığı olduğu, ancak iktidar ya da egemenliğin üç erk tarafından kullanılacağının açıkça belirtilmesinin kabul gördüğü anlaşılmaktadır. Kanaatimce, bu konunun madde olarak düzenlenmesinde iktidar kullanımının bölgesel ve yerel vurgusunu yapmak gerekmektedir.

Madde teklifi: İktidarın kaynağı halktır. Halk, bu iktidarı yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır. Yasama ve yürütme erklerine ilişkin yetkiler ülkesel ve bölgesel düzeyde paylaşılır.

Vatandaşlık

Değerlendirme: Önerilerde, vatandaşlık tanımının hiçbir etnik vurgu yapılmadan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üzerinden yapılması görüşü ağırlık kazanmıştır. Kanaatimce, bu konuda bir tanıma ihtiyaç duymamak gerekir.

Türkiye coğrafyasında yaşayan herkes, insan olarak hak ve özgürlüklerden ve hukuk güvencesinden yararlanacaktır. Anayasada özne herkes, insan ya da birey olacaktır. Vatandaşlık hukuku ise anayasal ilkelere uygun olarak kanunla düzenlenecektir.

Hak ve özgürlüklerin korunması

Değerlendirme: Önerilerden, anayasanın özgürlükçü bir değere dayanması, hak ve özgürlüklerin dünyadaki değişimler sonucu vicdanî ret hakkı, sığınma hakkı, beslenme hakkı gibi hakları da içine alacak şekilde genişlemesi yönündeki düşüncenin ağırlık kazandığı anlaşılmaktadır.

Yine özgürlüklerin sınırlanması konusunda genel sınırlamalardan kaçınılması ve özel sınırlamalarda ise evrensel ölçütlerin kullanılması düşüncesi de önemli ölçüde kabul görmüştür. Hak ve özgürlüklerin anayasada belirtilmesinin yanı sıra özgürlüklerle ilgili şu düzenlemenin bulunması gerektiği kanısındayım.

Madde teklifi: İnsanlar özgür doğarlar. Özgürlükler doğuştan sahip olunanlar ile birlikte sonradan edinilenleri ve tercihleri de kapsar. Bu alan devletin tasarrufuna kapalıdır. Tüm erkleri ile birlikte devletin temel görevi, hiçbir ayrımcılığa başvurmaksızın bu özgürlüklere saygı duymak ve kullanılması için önlemler almaktır. Başkalarına yönelik şiddete teşvik ve tahrik, ırkçılık ve nefret söylemi devletin koruma önlemleri almasını gerektirir.

Eşitlik ve devletin anlamı

Değerlendirme: Önerilerden anayasanın fırsat eşitliğini de gözeterek birey-toplum ekseninde eşitlikçi ve sosyal bir değere dayanması ve devletin bunu sağlayacak şekilde anlamlandırılması gereği ortaya çıkmıştır.

Madde teklifi: Hukuk içinde hareket etmesi gereken siyasi ve idari yapı, bireyin ve toplumun tüm kesimlerinin hak ve özgürlüklerini kullanmalarını sağlamak, huzur ve refahını gerçekleştirmek, yoksulluğu ve yoksunluğu aşmak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmakla görevlidir.

Anayasanın teminatı

Madde teklifi: Anayasa, sosyal adaletin gerçekleşmesini, sosyal, ekonomik ve kültürel hakların kullanılmasını, çevrenin korunmasını ve açık toplumu garanti altına alır, ayrımcılığı reddeder.

Merkez-bölge yetki paylaşımı

Değerlendirme: Çeşitli başlıklar altında toplanan önerilerden önemli bir kısmının, yetkilerin toplandığı merkezî yapıdan adem-i merkeziyetçi bir yapıya geçilmesi yönünde olduğu görülmektedir. Adem-i merkeziyetçi eğilimin belediyelerin yetkilerinin artırılmasından daha fazla bir şeyi ifade ettiği açıktır.

Nitekim bazı önerilerde merkezin yetkilerinin azaltılması ve yerelde meclislerin oluşturulması gereği açıkça belirtilmektedir. Merkezle belediyeler arasındaki boşluğu merkezden bölgelere aktarılacak yetki aktarımı sonucu oluşacak bölge parlamentoları ve hükümetleri dolduracaktır.

Demokrasinin gerçekleşebilmesinin, merkezdeki yetkinin dağıtılması ve bölgedeki halkın kararlara katılabilmesi ile mümkün olabileceği açıktır. Sivil birey de ancak bu şekilde sağlanacak bir katılımcılıkla ortaya çıkabilir. Avrupa bölgeler Avrupa'sıdır.

İspanya'da 17 özerk bölge, İtalya'da 5 özerk bölge, Yunanistan'da 1 özerk bölge, Portekiz'de adalarda özerk bölge, Fransa'da özel statülü Korsika bölgesi mevcuttur. Birleşik Krallık'ta Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda özerk bölgelerdir. Yarı federatif yapılar oluşmuştur.

Diğer ülkeler ise federatif yapılar kurmuşlardır. Rusya'da da 21 otonom bölge bulunmaktadır. Bu bölgelerin kendi parlamentoları ve hükümetleri vardır.

Dünyada demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında Türkiye gibi tamamen merkezden yönetilen, saf üniter, kararların tek merkezden alındığı ve rant dağıtım merkezi gibi çalışan bir rejim bulunmamaktadır. Böyle bir rejim kuşkusuz otoriter bir rejimdir.

Bu nedenle yargı dışında yasama ve yürütme yetkileri merkezdeki parlamento ve hükümet ile bölgelerdeki parlamentolar ve hükümetler arasında paylaşılacaktır.

Madde teklifi: Siyasi birliği temsil eden ve güvence altına alan ve tüm toplumsal farklılıkların dayanışmasıyla birlikte demokratik bir niteliğe sahip olması gereken cumhuriyet, yetki devrini bölgesel ihtiyaçlara göre ve demokrasinin güçlendirilmesine yönelik olarak tanır ve gerçekleştirilmesini kolaylaştırır.

Dış güvenlik ve ulusal savunma, dış politika, yargı, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi ve sosyal güvenlik konularında yetki merkeze ait olup; kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık, eğitim ve kolluk başta olmak üzere diğer yetkiler bölgelere aittir. Bölgeler yetkilerini kullanırken mali özerkliğe sahiptirler.

Anayasal kurum ve kuruluşlar

Değerlendirme: Önerilerden, bazı kurumların tamamen kaldırılması, bazı kurumlara ise anayasada yer verilmeyip kanunla düzenleme yapılması böylece yeni anayasada bürokratik kurum ve kuruluşlara yer verilmemesi hususunda büyük ölçüde mutabakat olduğu anlaşılmaktadır.

Bu mutabakatın önemli olduğunu düşünüyorum. Demokratik ve özgürlükçü niteliği ile ilkesel bir çerçeve çizen bir anayasada bürokratik kurumların yer almasına gerek bulunmamaktadır. İhtiyaç hissedilen kurum anayasal ilkeler çerçevesinde kanunla düzenlenebilir.

YÖK, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi gibi kurumların tamamen kaldırılması yönünde mutabakat vardır. YAŞ, Devlet Denetleme Kurulu, RTÜK, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, merkezi ve idari kuruluşların anayasada yer almaması, ihtiyaç hissedilenlerin kanunla düzenlenmesi hususunda da mutabakat sağlanmıştır.

Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasadan çıkartılarak kanunla dar kadrolu Dış Güvenlik Kurulu oluşturulması, askerî mahkemelerin ve disiplin mahkemelerinin anayasal organlar olmaktan çıkartılıp, askerî suçlarla sınırlı olmak üzere kanunla düzenlenmeleri, Genelkurmay Başkanlığı'nın MSB'ye bağlanması mutabakata varılan noktalardır.

Diyanet İşleri Başkanlığı bakımından yapılan bazı öneriler bu kurumun laiklik ilkesini ihlal etmesi ve dini araçsallaştırması açısından kaldırılması gerektiği yönündedir. Ben de bu öneriye katılıyorum. Bu kurumla ilgili diğer öneri ise anayasal organ olmaktan çıkartılıp kanunla özerk bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Sonuç

Toplanan önerilerden çıkan sonuç çok önemlidir. Bu öneriler demokratik, özgürlükçü, yeni ve sivil bir anayasa yapma yönündeki ağırlıklı iradeyi yansıtmaktadır.

Türkiye bu nitelikte bir anayasa yapmakla her alandaki gelişmesine büyük bir ivme kazandıracak ve anayasa metniyle küresel bir demokrasi ideali için de katkıda bulunmuş olacaktır.

Bu tarihi fırsat kaçırılmadan halkın bu yöndeki değişim isteğini değerlendirip, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü bir paradigmayı somutlaştırıp, farklılıklarla birlikte barış içinde yaşanabilecek “Çoklu Türkiye”ye geçilmelidir. Tarihi kurucu görev halkla birlikte Parlamento'ya düşmektedir.

 * Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi

 http://www.zaman.com.tr/yorum_yorum-dr-umit-kardas-coklu-turkiye-ve-yeni-anayasa_2001658.html