Popüler Yayınlar

LİBERALİST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LİBERALİST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2013 Salı

"DİNDE LİBERALİZM" ?! ‏@ChevalierdesMot 'in Hekimoğlu İsmail'in köşe yazısına cevabıdır.



https://twimg0-a.akamaihd.net/profile_images/1730116305/images.jpgHekimoğlu İsmail,  Kur'an'a göre din'in "yasa" olduğunu hala kavrayamamış. Batı’da "yasada liberalism" yok Batı'nin "din" dediği Yunan-i Atika'dan kalma bir kavramdır, "yasa" kavramını kaplamaz. 

Onun için de Kur'an'a göre anlamsızdır. Liberalizm kişinin Yasama Hakki olduğunu kabul etmez, hâlbuki Kuran’a göre bu insanin temel hakkidir.
Liberalistler de diğerleri gibi Herkese Yek Yasacıdır Hıristiyan / Yahudi / Müslüman / v.s. fark etmez herkes onların Yek Yasasına uymalıdır

Lütfetsin, Hekimoğlu İsmail bize liberalizm de satmasın.

Liberalizm Anarşizm’in yozlaştırılmış, namussuzlaştırılmış biçimidir...

Nitekim Anarşistler "Herkese Yok Yasa" derken Liberalistler "yavaş, yavaş oraya varacağız, ömrümüz vefa ederse" deyip insanları uyutur.

Tabii Liberalistler çok iyi bilir ki 19. yy da Herkese Yok Yasacı Anarşistler,  Herkese Yek Yasacılar önünde tam yenilgiye uğratılmışlardır.

Onun için Liberalistler de, Sosyalistler de Herkese Yek Yasaya dil uzatamazlar, sadece bilinmez bir gelecekte bu geçiştirilecektir.

Müslümanların bunları bilmemesi acıklı. Ancak kendi kavramlarının kullanımından bihaber olmaları korkunç derecede acıklı.

Yasama Hakki engellenmiş bir grubun ( SPEE )'nin kimliğini koruması mümkün değildir, sonuçta Herkese Yek Yasacıların dinine ( yasasına ) göre devşirilir giderler.

Yahudiler bile bu devşirilmenin farkındadırlar, bu gibi dönmelere "anussim" derler.





"anussim" ne demek mi?

anussim: sekularo-fascist yasalara köle, özgür olmayan dönme, imansız.


Bana inanmiyorsaniz su kitaba bakabilirsiniz:

The three rings : the history of the Spanish Jews by Poul. Borchsenius p 121, 214



GIRIS

Her SPEE'nin insanlarin toplumsal yasama hak ve hurriyetlerine sahip
oldugu inanciyla hareket eden, her turlu teke indirgemeciligi
reddeden, SPEEsel farkliliklari eko-kulturel gercek olarak goren bir
denge ve adalet anlayisina sahip, SPEElerin yasal bagimsizligina
dayanan, bu bagimsizligi saglamak ve korumak icin kurulacak kurum ve
kurallari duzenleyen bu Protokol'la insan haysiyet ve serefine
yakisir, baris icinde bagimsizligi gerceklestirmeye sozlesmis
oldugumuzu butun aleme bildiririz.


MADDELER


Madde 1: Birer sosyo-politiko-ekonomik yasal entite olarak her SPEE
kendi yonetim sekline kendi karar verir, adini da kendi koyar.

Madde 2: Bu Protokol cercevesinde hukmetmek SPEElere aittir. SPEEler
hukmetme haklarini bu Protokol cercevesinde yasama, yurutme ve yargi
organlariyla saglarlar.


Madde 3: Hicbir SPEE kendi yasalarini diger SPEElere dayatamaz, diger
SPEE uyelerini kendi yasalarina gore yargilayamaz.

Madde 4: SPEEsel yasalar yururlukte olduklari surece uyeleri icin uyelerin bulundugu butun zaman
ve mekanlarda gecerlidir, hicbir uye hicbir zaman ve makanda uyesi
oldugu SPEE'nin yasalari disina cikamaz.

Madde 5: Her SPEE uyesi ait oldugu SPEE'ye uye olmaktan dogan yasal
sorumlulugu cercevesinde uyelikten cikma hakkina sahiptir.


Madde 6: SPEEler amac ve gorevlerini yasalarina gore kendileri
saptar, ancak bu amac ve gorevler bu Protokol'da belirtilen maddelerle
celiskili olamaz.


Madde 7: SPEEler arasi yasalar ve bu yasalara dayali yurutme ve yargi
organlari SPEEler tarafindan bu Protokol'a gore duzenlenir.  


https://www.facebook.com/notes/chevalier-des-mots/protokol-turkce/165333086905041   internet sayfasından alınmıştır.

1 Mart 2013 Cuma

İNSANIN BAŞIBOŞ HALİ : LİBERALİZM - Ali CAN





İnsanı başıboş bırakmanın diğer ifadesi olan Liberalizmin bizim açımızdan belki de en önemli hususu, sahip olduğumuz değerlerin, kırmızıçizgilerimizin, buradan öteye asla olmaz dediğimiz sınırların altını oymasıdır.

İslam düşüncesini her dönemin hâkim siyasal düşüncesine benzetme gayretinde olanlar, aslında hiç kaybolmamış olan mefkûre sermayemizi uzaklardan getirme çabasına giriyorlar. Her 1 Mayıs yaklaşırken İslam biraz Sosyalizm oluyor. Kayseri’ye yeni kurulan bir fabrika Müslümanların özünde kapitalist olduğu tezini gündeme getiriyor. Örtünme hakkı ile eşcinsel hayatları aynı kefeye koyanlar, liberal İslam’dan dem vuruyorlar. 

İşin künhüne cevap verebilecek seviyede olmayan bütün bu ‘‘izm’’lerin belki de en çekicisi liberalizm gibi geliyor. Temel kanunu şahsî menfaat olan Liberalizmin, serde epeyce bencillik taşıyan insanoğluna cazip gelmesine şaşmamak gerek. Şahsî menfaatlerin karşılaşması ve çatışmasından ekonomik dengenin doğduğunu bunu neticesinde de genel bir toplum menfaati oluşacağını savunan liberaller Türkiye’de parti kurup seçimlere de girdiler. Kişi çalışmasında, kâr aramasında ve meslek seçiminde, biriktirmesinde ve harcamasında serbest bırakılmalıdır. Bütün bunlar olunca insan zaten servete boğulacaktır. 

Âlemdeki gelişme ve medeniyet hep bu serbestliğin ürünüdür. Liberalizmi diğerlerinden farklı kılan bir yönü de kapitalizme hazırlık safhası olmasıdır, Nihayetinde bu anlayış azgın bir ferdî mülkiyetçiliği de beraberinde getirmektedir. Bu sistemin parolası “bırakınız yapsın, bırakınız geçsin” formülüdür. Liberalist düşünceyi savunanlar 18. yüzyılda İngiltere’de Adam Smith ve 19. yüzyılda John Stuart Mill ve John Locke gibi düşünürlerdir.

Meselenin bizim açımızdan iki önemli kısmı var. Birincisi refah ve mutluluk getiren her sistemin özünde İslam’dan neşet ettiğini varsayıp, hemen söz konusu sistemle yakın benzerlikler, beraberlikler arama gayreti. Biz doğulular, Müslümanlar, batıdan gelen bu ideolojilerin, sistemlerin kıyısında köşesinde yer alsak da batılılara benzemiş ya da dinimizi terk etmiş olmayıp, kökü zaten bizde olan değerlerimize sahip çıkmış olacağız. Bu düz mantık, Batı düşüncesinin uzun bir tarihsel süreçle doğudan, İslam’dan aldığı her ne varsa nasıl başkalaştırdığını, tepeden tırnağa nasıl dönüştürdüğünü görmezden gelmekten ibarettir.

İnsanı başıboş bırakmanın diğer ifadesi olan liberalizmin bizim açımızdan belki de en önemli hususu, sahip olduğumuz değerlerin, kırmızıçizgilerimizin, buradan öteye asla olmaz dediğimiz sınırların altını oymasıdır. Ekonomik hayatta tabii kanunların varlığını kabul ederek, haksız elde edilen malları, emeksiz bazen faizle kazanılan servetleri Müslüman kimliğimiz nasıl izah edebilir ki? Sosyal hayatın, ticaretin sırf şahsî gayretle, rekabetle oluşan kuralları yanında ahlâk kanunları, dinin emir ve yasakları hangi yanda duracaktır? Sırf daha çok haz alalım, daha müreffeh yaşayalım diye bırakınız istediklerini düşünsünler, dilediklerini yapsınlar demeyi midemiz kaldırabilecek mi? 

İmanımız haksızlıklara, adaletsizliklere ve sefalete alakasız kalmamıza zaten müsaade etmez. İnsan için aslolan gayrettir; bu gayret ve çalışma neticesinde her şeyin yolunda gideceği zehabına kapılmamalıdır. Şahsî menfaat elde ederek sosyal adalet ve düzenin sağlanacağı fikrî hatalarla doludur. Tarih göstermiştir ki büyük şahsî menfaatler çoğu kere ülkelerin ve milletlerin genel menfaatlerinin satılmasıyla elde edilmişlerdir. Şahsî menfaat, sosyal ve ahlâkî ilkeleri çoğu kere çiğneyerek amacına ulaşır. 

Öte yandan devleti sosyal yapının dışında saymak, başıboşluğu daha da körükleyebilir. Bütün batılı kalkınma ilkelerini alarak bu işe İslamî bir görüntü vermeye çalışmak, meselelere çözüm üretmekten çok yeni problem alanları doğurur. İdeolojiler şahsiyet üretmezler, bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilmiş sabit kaideleri mevcut değildir. Refah ve hürriyet adına bunların peşine takılmak, en büyük hürriyet olan, “biz sadece Müslümanlardanız” deme hürriyetine ket vurmaktır.