"İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllidir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkisam olmazlar"
Bediüzzaman Said Nursi - Asa-yı Musa
rükn: Esas, şart, prensip.
vahdani: Bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren.
tefrik: Ayırt etme, ayırma.
küll: Bütün, hep, her, tüm, parçalardan meydana gelen.
külli: Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.
tecezzi: Bölünme, parçalanma.
kabil-i inkısam: Kısımlara ayrılması mümkün
1. İman, altı rüknün tamamına inanma manası taşır.
2. İmanın altı rüknü;
- Allah'ın birliğine inanmak.
- Meleklere inanmak.
- Kitaplara inanmak.
- Peygamberlere inanmak.
- Ahiret hayatına inanmak.
- Hayır ve şerrin Allah'dan geldiğine inanmak.
3. İman; bir vahdani hakikattır, tefrik kabul etmez, küllidir, tecezzi kaldırmaz.
İmân, bu altı rükünden, yani esastan çıkan tek bir hakikattir. Bölünme
ve ayrılma kabul etmez. Kısımlara ayrılamaz. Bazısına inanıp bazısına
inanmamak olamaz. Zira her bir îmân rüknü, kendisini ispat eden deliller
ile diğer îmân rükünlerini de ispat eder.
4.
KÜLL bölünebilir. ( Cümle, kelimelerden oluşan bir
KÜLL dür ve kelimelere bölünebilir. )
5.
KÜLLİ bölünemez. ( Kelime, harflerden oluşan bir
KÜLLİ dir. Harfin biri dahi kelimeden çıkarılsa, kelime anlamını yitirir. )
6. İnsan varlığı beden ve ruhtan meydana gelir.
7. İnsan, bedenindeki bazı rahatsızlıklar sebebi ile irade, görme, işitme vb gibi sıfatlarını kaybedebilir fakat ruhta bu sıfatlar varlığını devam ettirir.
8. Beden bir çok organdan teşekkül etmiş / şekillenmiş bir
külldür, bu
küll parçalara / cüzlere / organlara bölünebilir.
9. Ruh
küllidir, ruhtaki hisleri, duyguları ondan ayırmak mümkün değildir.
10.
KÜLLİ olan
RUH, teşahhusattan mücerret bir mahiyettir.
Teşahhus; kelime olarak zaman ve mekan ile sınırlı ve kayıtlı şahıs,
Mücerret ise; yalnız, tek, hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan, çıplak, soyulmuş, tek başına, demektir.
Mesela; bir insan maddi cesedi ile Ankara'da iken, aynı anda
Türkiye’nin diğer illerinde bulunamaz, diğer illerde bulunabilmesi için
maddi kayıtların merkezi olan cesedinden tecerrüd edip, yani sıyrılıp
ruh hiffetine yani ruh derecesine çıkması gerekir. Ceset bir iş
yaparken, bölünür takip ile iş görür, yani aynı anda iki işe teveccüh
edemez, bu yüzden işleri sırası ile ve teveccüh ile görür. Ama ruh aynı
anda milyonlarca işe teveccüh edebilir, ruhun bir anda bir işe
yönelmesi, diğer işlere yönelmesine mani değildir.
11. Nur Külliyatı'nda iman için
NUR tabiri kullanılır. "İman hem nurdur, hem kuvvettir." Sözler
12.
NUR un bölünmezliği,
RUH un bölünmezliğinden daha ileri seviyededir.
13. Nur Müellifi, imanın da bir
KÜLLİ gibi bölünemeyeceğini ifade eder.
14. İslam'ın beş rüknüne de iman etmek şarttır. Bu imanı amel alemine aksettirmeyerek, bazı mü'minler ihmalkar davranıyor olabilir.
15. İslam'ın beş rüknü:
*Kelime-i şahadet getirmek (Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu).
*Namaz kılmak.
*Oruç tutmak.
*Zekat vermek.
*Hacca gitmek.
16. Amelin terki mü'mini günahkar yapar, fasık yapar ama kafir yapmaz.
"Kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve
vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir." Lem'alar
"Büyük
günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan
hissesi olmadığına delildir."
İki cümle zıt değil mi?..
“O imandan hissesi olmadığına delildir.” cümlesindeki
“o iman” ibaresinde işaret edilen iman, tahkiki imandır. Yoksa imanın en alt birimi olan
taklidi iman kast edilmiyor. Şayet taklidi iman kast edilmiş olsa, Ehl-i sünnetin,
"Kebair imansızlıktan değildir." hükmüne ters olmuş olur. Bir insan bütün günahları serbestçe işlemiş de olsa, inkar etmedikçe imansız olmaz.
Tahkiki İman, Allah’ın isim ve sıfatlarının kainattaki
tecellilerini okuyarak, her şey üzerinde Allah’ın Rablık ve ilahlık
unvanını görerek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek demektir.
Kainatta her şeyin Allah’a açılan bir pencere olduğunu ve bu
pencerelerden Allah’ın isim ve sıfatlarını seyrederek, sağlam ve
kuvvetli bir iman getirmek anlamındadır. Yani
tahkiki iman,
sarsılmaz ve şüphelere mağlup olmaz derecede ispat ve deliller ile
Allah’a ve onun bildirdiklerine iman etmek anlamına geliyor ki, böyle
bir iman, kebairi serbest bir şekilde işlemeye manidir.
Günahı serbest ve gizli işlemek tabirlerinde şöyle bir nükte var:
Günahı serbest işleyen adamın iman
ve hayası öyle bir dejenere olmuş ki, adeta yok olma derecesine
yaklaşmış, ama yok olmamış. Fakat imanın kemali ve güzelliği namına
hiçbir şeyi hissedemiyor. Bu adamın imanı ne kadar var ve sahih de olsa,
çok tehlike ve risk içindedir, her an imanı kaybetmek ile yüz yüzedir.
Günahı gizli işleyen adam ise, imandan gelen
haya ile utanır, çekinir, ama tam da hissiyatını terk edemediği için, o
günahı gizli saklı işler. Bu adam imanın kemalinden ve güzelliğinden
bazı şeyleri tadıyor ve hissediyor demektir.
Risale- i Nur'dan Kelimeler Cümleler
Prof. Dr. Alaaddin Başar - Zafer Yayınları
( Sayfa 19 - 1. Cilt ) ve http://www.sorularlarisale.com/ adresinden alıntılar yapılmıştır.