Popüler Yayınlar

SIRR-I EHADİYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SIRR-I EHADİYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2013 Cuma

Sırr-ı Ehadiyet Nedir? - Rüstem Garzanlı

Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik tecellisinin sırrına “sırr-ı ehadiyet denir.” Bediüzzaman, Sırr-ı ehadiyet ile alakalı mes’eleye şöyle açıklık getirmektedir.

İnsan ruhu cesetle ilişkili ve bağlantılıdır. Bütün organ ve azaları birbirlerine yardım ettirir. İrade-i ilahiye tecellisini yani irade gücünü ve kudretini göstererek vücuda vücud-u harici, beden giydirilerek bir kanun-ı emri ve latife-i rabbaniye olan ruh onların idaresinde doğrudan doğruya, onların manevi seslerini hissetmesinde ve ihtiyaçlarını görmesinde birbirlerine mani olmaz; ruh şaşırtmaz.  

Ruha yakın uzak bir nispetindedir. Birbirine perde olmaz. İsterse çoğunu birinin imdadına yetiştirir, isterse bedeninin her cüz’ü ile bilebilir,  En yüce sıfatlar Allah’ındır.1

Cenab-ı Allah’ın bir kanun-i emri olan ruh küçük bir âlem olan insan cisminde ve azasında bu vaziyeti gösteriyor. 

Büyük âlem olan kâinata Zat-i vacib’ül vücudun külli iradesine ve mutlak kudretine hadsiz fiiller, hadsiz sesler, hadsiz dualar, hadsiz işler, hiçbir cihette ona ağır gelmez, Cenab-i Allah’ı meşgul etmez, şaşırtmaz, bütünü birden görür, bütün sesleri birden işittir. 

Yakın uzak birdir. İsterse bütünü birinin imdadına gönderir. Her şey ile her şeyi görebilir, sesleri işitebilir ve her şey ile her şeyi bilir., ve hâkezâ…” 2

Onun için Mühiddin-i Arabî: Allah’tan başka varlık yok, “La mevcude illa hu” demiştir. Yani Her şeyi Allah görmüş,

“Nasıl ki, Allah’ın sıfatları hakikat ise, bu sıfatların aynası olan kâinat ve mevcudat da hakikattir. Aynı şekilde, bu aynada görünen maddi ve kevni nakışlar da aynı hakikattir. 

Özet olarak; İbn-i Arabî aynayı sıfatlarla aynı görüyor, ayna üstünde tecelli suretinde görünen maddi nakışları da inkâr ediyor. Elma var, elmanın aynada görüntüsü var, bir de aynadaki elma görüntüsünün kâğıda basılmış, yani somutlaşmış fotoğraf şekli var. 

Elma asıldır, aynadaki elmanın yansıması ise elmanın aynısı olmasa da onun birçok vasfına kuvvetli işaret etmesinden dolayı İbn-i Arabî bu yansımayı elma ile aynı zannetmiş. Aynadaki misali olan bu elmanın kâğıda fotoğraf şeklinde basılmış şeklini ise, İbn-i Arabî inkâr etmiş. 

Hâlbuki hem elmanın, hem elmanın aynadaki bu misali görüntüsünün hem de bu görüntünün fotoğrafa basılmış halinin varlıkları ve vücutları vardır. Yalnız bu varlıkların kuvvet ve sağlamlık dereceleri farklıdır. 

En sağlam ve kuvvetli olanı elmadır. İkinci derecede sağlam ve kuvvetli olan elmanın aynadaki yansımasıdır. Üçüncü derecede olanı ise, bu aynadaki yansımanın kâğıda fotoğraf şeklinde basılmış şeklidir.” 3

Rüstem Garzanlı /DİYARBAKIR

KAYNAKLAR

1-Nahl suresi.60

2- Sözler,31.ci pencere.2.ci nota

3-Sorularla Risale

NUR-U TEVHİD, SIRR-I EHADİYET

"Nur-u Tevhid, Sırr-ı Ehadiyet İçinde İnkişaf Etmiş." Sözünü Açıklar mısınız?

Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerinin mahlukat aleminde tecellisi vardır.  Ve her isminin galiben tecelli ettiği bir arşı, bir mahalli vardır. O isimler, mahlukatın umumda tecelli ettiği gibi, bir cüzide de tecelli ediyor. Umumda tecelli etmesine Vahidiyet, cüzide tecelli etmesine ise Ehadiyet denir.

Mesela, bir serçe kuşunun rızkını, hangi isim tedarik ediyorsa, bütün rızka muhtaç olan canlı mahlukatın rızkını da aynı isim tedarik ediyor. Rezzak isminin serçe kuşunun cüzi rızkını tedarik etmesine Ehadiyet, bütün mahlukatın ve canlıların rızkını tedarik etmesine de Vahidiyet diyoruz.

Ehadiyet, yani cüzi tecelli ise, Vahidiyetin, yani umumi tecellinin küçük bir modeli olduğundan, umumundan süzülüp gelen basit bir nümunesi olmasından, Vahidiyet'te şaşaalı bir şekilde tecelli eden isimlerin manaları, ehadiyette okunaklı ve basit olarak bulunur.

En cüzi nazarlar dahi Ehadiyeti rahatlıkla ve ihata ile okuyabilirler. Ama Vahidiyeti, cüzi ve avamın ihata ile okuması ve huzuru kazanması zordur. Yani mahlukatın genelinde azamet ve haşmetle tecelli eden tevhid nurunu herkes tam manası ile ihata ederek göremez, ama mahlukatın bir cüzünde aynı tevhid nurunu herkes kolayca okuyup görebilir. Bütün hayvanatın rızkı üstünde tevhid mührü geniş ve azametli yazılmış iken, serçe kuşunun rızkı üstünde aynı tevhid mührü daha mütevazı ve okunaklı bir şekilde yazılmıştır.

Tevhidin Ehadiyet içinde inkişaf etmesi, insan nazarının basitten mükemmele doğru, tüme varım metodu ile her şey üstünde tevhidi okuması ve en sonunda külli bir tevhid makamına ulaşması anlamındadır. Serçe kuşunun cüzi rızkının üstünde cüzi tecelli eden tevhid nuru, aslında külli tevhidin bir ucu, bir uzantısıdır. İnsan bu uç ve uzantıdan tutarak kök ve külli olan tevhide doğru gidip intikal ediyor. İşte nur-u tevhidin ehadiyetten vahidiyete doğru inkişaf etmesi bu şekildedir.  

Bir diğer yaklaşım ise, Otuz İkinci Söz'de ifade edildiği üzere, vahidiyet, perdeli tecelli eder ve genel kanunları temsil eder. Ehadiyet ise perdesiz tecelli eder ama genel kanunların dışında da tecelli eder.

Mesela herkeste beş parmağın olması genel bir kanundur ve vahidiyetin tecellisidir. Hiçbir parmağın diğerine ve başkasının parmağına benzememesi ise genel kanunların dışında perdesiz ve özel bir muameledir.

Yunus (as) kurtulması perdesiz ve özel bir muamele olduğu için, ehadiyetin tecellisi olmuştur. Ama vahidiyet içinde ehadiyetin tezahürüdür. Aynı şey ateşe atılan İbrahim (as) için de geçerlidir.

 http://www.sorularlarisale.com/makale/12704/quotnur-u_tevhid_sirr-i_ehadiyet_iccedilinde_inkisaf_etmisquot_soumlzuumlnuuml_accediliklar_misiniz.html


''sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için''diyor burda nasıl bir mana var ki def'aten yunus a.s duasının kabulune vesile olmuş.

Acaba bizde bu manayla isteyebilirmiyiz? nasıl istesek sırrı ehaddiyyet nuru tevhid icnde inkişaf eder?



Sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etti” ne demektir?

Tevhid, birleştirme, birlikte düşünme demektir. Meleklerden, hayvanlara, insanlara kadar bütün canlılar hayat sahibi olmakta birleşirler. Bunlardan birisine hayat veren ancak tümüne hayat veren zat olabilir. Bütün canlılar rızıklanmakta birleşirler. Denizdeki bir balığı kim rızıklandırıyorsa, şehirlerde insanları, ormanlarda ceylanları da o rızıklandırmaktadır.

Her varlık Allah’ın mülküdür. Tevhid nuru şu âlemi tek elden idare edilen bir memleket olarak gösterir. Bu memleket-i Rabbaniyenin her tarafında tevhid bayrakları sallanmaktadır. Şu geniş âlemdeki her varlık bir tevhid bayrağıdır, Allah’ın mülkünde asla şerike yer olmadığını ilan eder.

“Sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf etti” ifadesi, “insanın tevhid nazarıyla yaptığı tefekkürü müteakip kendi nefsine dönmesi ve o geniş dairelerdeki tecellilerin bir misalinin de kendisinde bulunduğunu idrak etmesi” şeklinde anlaşılabilir.

Yukarıdaki örneklerden, mesela rızık için bunu şöyle tatbik edebiliriz: Bütün canlıların rızıklanmasını tevhid nazarıyla düşünen insan, kendisinin de o sofrada bir misafir olduğunu düşünmeli, Rabbinin bütün canlılarda olduğu gibi onda da Rezzak ismini tecelli ettirdiğini nazara almalıdır.

Ülkenin sınırları genişledikçe hâkimiyet güçleşir, bazı şeyler gözden kaçabilir. Ama Cenab-ı Hak ehadiyetiyle her varlıkla -tabir yerindeyse- birebir ilgilenir. Böyle olunca her varlık her an O’na ihtiyacını arz edebilir.

İşte Hz. Yunus (as) balığın karnında bu manaları hakkalyakin hissedip dua etmiş ve Allah da onu kurtarmıştır.




......................

'' ruhumun feryadına ve kalbimin vâveylâsına vâfi ve kâfi ve teskin edici ve kanaat verici cevap ise, sırr-ı tevhid ile, Rahmân ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelâlin, umumî kanunların tazyikatları ve hadisatın tehacümatı altında ağlayan ve sızlayan o sevimli memlüklerine, kanunların fevkinde olarak, ihsanat-ı hususiyesi ve imdadat-ı hassası ve doğrudan doğruya her şeye karşı rububiyet-i hususiyesi ve her şeyin tedbirini bizzat kendisi görmesi ve her şeyin derdini bizzat dinlemesi ve her şeyin hakikî mâliki, sahibi, hâmîsi olduğunu, sırr-ı Kur'ân ve nur-u İmân ile bildim. '' şualar
Kırmızı bölüm sırr-ı ehadiyete bir örnektir.


'' Meselâ, iktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi, temiz bir süt göndermek olan cüzî fiil ise, tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden, bütün yavruların pek çok harikulâde ve pek çok şefkatkârâne olan küllî ve umumî iaşeleri ve validelerini onlara musahhar etmeleriyle rahmet-i Rahmân'ın cemâl-i lâyezâlîsi kemâl-i şâşaa ile görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa, o cemal gizlenir ve o cüzî iaşe dahi esbaba ve tesadüfe ve tabiata havale edilir, bütün bütün kıymetini, belki mahiyetini kaybeder
kırmızı bölüm ile sırr-ı tevhid' e bir misal


İşte Allah ' ın senin karnını doyurmasından yani seni Rezzak ismi ile beslemesinden sonra Aynı Zat ' ın yani Rezzak-ı hakikinin bütün kainatta rızka muhtaç mahlukata rızık vermesine geçiş sırrı-ı ehadiyetten sırr-ı tevhide bir geçişdir...Yukarıda ki örnek de Üstad bu geçişe bir misal vermiş


İşte yunus A.s O an sırrı-ı tevhid ' e vasıl olmuştur şöyle ki :

kendisinin sahibi Allah olduğu gibi sırr-ı tevhid ile anlamıştır ki içerisinde haps olduğu balık da Allah 'ın mülküdür sonra karanlık gecede dağdağalı okyanusda Allah ' ın mülküdür vs. şeklinde bütün mahlukatı tevhid etmiş yani hepsini Allah ' a vermiş.Dolayısıyla sırr-ı tevhidin inkişafı ile bu balığın sahibi Allah ise öyleyse O dilerse bana bu balığı bir gemi hükmüne getirebilir yada deniz kendi kendine başıboş değil O ' nunda sahibi Allah öyle ise şimdi istese bu dalgalı denizi havuz misali yapabilir ..Bu göğün de sahibi Allah öyle ise fırtınalı havayı sakinleştirebilir işte sırr-ı tevhid ile tam bir teslimiyet hali sergilenmiş ki Yunus ( a.s ) tevhid ' in ifade ettiği manalara olan yakini okadar artmıştır ki o balığın içerisinde bir nevi miraç yaşamıştır...

'' nur-u tevhid ile hût'un karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvâri emvac dehşeti içinde, denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahrâ, bir meydan-ı cevelân ve tenezzühgâhı olarak o nur ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlûkat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lûtf-u Rabbânîyi müşahede etti '' Lemalar | Birinci Lem´a


Sonra sırr-ı tevhid ' den sırr-ı ehadiyete bir geçiş yapılıyor çünkü sırrı-ı ehadiyet nur-u tevhid içerisinde inkişaf etti denilmiş yani : Bu kainatın tek sahibi olan Allah , bizzat Ehad ismi ile beni şuan görüyor , şuan halimi biliyor , şuan sesimi işitiyor yani o vahdaniyeti ile bütün kainatın sahibi olduğu gibi ehadiyet sırrı ile benim de sahibim ...Evet şuan umumi kanunaların tazyikatı altında eziliyorum fakat imdadat-ı hassı ve doğrudan doğruya her şeye karşı rububiyet-i hususisi ve herşeyin bizzat tedbirini görmesi ve ihsanat-ı hususi ile yani ehadiyeti ile beni bu tazyikatten kurtarabilir...


Kardeş yunus ( a.s ) o münacatında çok sırlar gizli ve sırr-ı ehadiyet nur-u tevhid içerisinde inkişaf etmesi hakikati çok derin manaları barındıyor fakat biz inşallah temel manalar üzerinde yorum yapmaya çalıştık yoksa bilhassa yunus ( a.s ) 'ın şehri , Allah 'ın emri gelmeden terk etmesi ile doğrudan alakadar sırlar da saklı bu münacatta

Ayrıca yunus ( a.s ) yaşadığı hallerinin tercümanı olan münacatını hergün akşam ile yatsı arasında vird edinip çektikçe bu ders inşallah daha iyi anlaşılır belki hissedilir

vesselam



''sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için'' bunu şöyle anlamak mümkündür. Allahın kainatta cari olan bütün isimleri yani yarattığı herşey bütün sistem bir anda düşünüldüğünde sanki bir elden kontrol ediliyo değilmi .Nasılki bir elmanın yaraılması için koca kainat bir elma için bir sene çalışıyo. İşte bir elma için koca kainatı seferber eden güç aynı zamandada elmayı yaratan güç olmalıdır. Yani toparlarsak elmayı kim yaratmışsa kainatıda o yaratmıştır. Kainatı kim yaratmışsa elmayıda ancak o yaratabilir. Demekki kainatta yaratılan her şey incelense bir olan allahtan bahsedecektir. Herşey lisanı hali ile beni yaratan öyle biri olmalı ki herşeye sözü geçen, herşeye gücü yeten biri olmalıdır diye söyleyecektir arif olana. Selamlar..


Mesela 'Herşeyi yapan,bir tek şeyi yapan''..olayı..

Diyelim ki biz midemize muhtelif gıdalar alıyoruz.Domates,biber,patlıcan vs..yiyoruz amahep aynı beniz.Ne kızarıyoruz ne morarıyoruz.Yani çok şeyden tek birşey yapıyor Rabbimiz.Aynı şekilde toprak olayını ele alabiliriz.Toprak bir tek unsur.Ama o topraktan enavi çeşit gıdaları alabiliyoruz.Her şey bir intizam bir sistem altında. [/b]

 

 http://www.risaleforum.net/risale-i-nur-okuma-ve-anlama-182/risale-i-nur-kulliyati-183/lemalar-185/13866-sirr-i-ehadiyet-nur-u-tevhid-icinde-inkisaf-ettigi-icinne-demek.html


----------------------------------------------------------------------
 

EHADİYET VAHİDİYET MESELESİ 1 - NAİL YILMAZ



“EHAD; ALLAH (CC) EHADDIR. Yani birdir, tekdir yegânedir, birliği ve tekliği eserleriyle bilinen, birliğine varlıklar tarafından şahitlik edilen, eşi ve benzeri olmayan dengi ve benzeri olmayan VAHİD-İ EHADDİR” (1) “

GİRİŞ BÖLÜMÜ

GENEL OLARAK EHAD ( EHADİYET)

Teknik tanım ve tarifler yaparak yazıya başlamak hem konuyu toplayıp özet yapması, dikkat yoğunlaşması sağlaması, hem de gelenekten olduğu için bu yolu seçme lüzumu hissettim ve böyle başladım.

 “EHAD; ALLAH (CC) EHADDIR. Yani birdir, tekdir yegânedir, birliği ve tekliği eserleriyle bilinen, birliğine varlıklar tarafından şahitlik edilen, eşi ve benzeri olmayan dengi ve benzeri olmayan VAHİD-İ EHADDİR” (1)

“İkinci bir tarife göre ise; İsim sıfat ve belirlemelerden hiçbiri söz konusu olmaksızın, bunların varlıkları kesinlikle dikkate alınmaksızın İlâhi Zata Tek, yegâne anlamında EHAD denilmiştir” (2)

EHADİYET ise, O’nun bu eşsizliğini ifade eden bir sıfattır. Daha mükemmeli tasavvur edilemeyen birlik, Ezelî ve Ebedî Tekliktir.” (3)

Allah’ın (CC) birliğini VAHDET terimiyle tarif eden âlimler, Vahdetin bir yönünü EHAD, öbür yönüne VAHİD derler. Dolayısıyla Vahdet, Ehadiyetle Vahidiyet arasında yer alır. Önce Ehadiyet sonra Vahidiyet gelir. Ancak her üçü de ezelî ve ebedî olduğundan, buradaki öncelik, sonralık zamanla ilgili değil aklî ve itibaridir... (4)

Ehadiyet veya Vahidiyet olarak ifade edilen Allah’ın birliği, sayı olarak ikinin yarısı anlamına gelen bir cinsinden, yani sayısal anlamda bir demek değildir. Çünkü sayı ancak O’nun yarattığı mahlûku ve mülkü için geçerlidir. Onun için İmam-ı Azam, Fıkh- ı Ekber’inde; “O’nun birliği, sayı yönünden değil, eşi benzeri olmaması yönünden bir demektir” şeklinde ifade etmiştir.

“ Bütün tefsirlerde sayı bakımından bir demek olmadığına dikkat çekilmiştir. O ancak Hu zamiri ile ifade edilir. O ancak O’dur.

Şûrâ sûresi 11. ayette de “LEYSE KE MİSLİHİ ŞEYÜN” (Hiçbir şekilde benzeri olmayan veya O’nun gibisi yoktur) buyrulmuştur.” (5)

 “Ehad ve Vahid’in her biri Ezeliyet ve Ebediyet manâsını ihtiva etmekle birlikte, bazı âlimler Ehadî ezeliyet, Vahidî de ebediyet manâsına tahsis etmişlerdir.” (6)

“Ehad Allah’ın zatı bakımından, Vahid ise sıfatları bakımından bir olduğunu gösterir. Çünkü Ehad, zat için düşünülebilecek adedi ve terkibi, cismiyet özelliklerini nefyetmek suretiyle Allah’ın birliğini ifade eder.”

“Vahid ise O’nun zatına ait sıfatların gerçekte çokluğu gerektirmediğini, O’nun sıfatlarıyla birlikte tek ve yegâne olduğunu ifade eder.” (7) 

 “Cenab-ı Hakkın, Vahid-i Ehad sıfatı, Zât-ı Sifatların ilkidir. Diğer sıfatlardan önce doğrudan doğruya Zatının sıfatlarıdır”. (8)

 “Ehadiyet, gerçek aşkın müteal, eşsiz ve birliğini ifade etmektedir. Bu şekilde mutlak bir tenzihe ulaşabilmek için Allah’ı müsbet (subuti) sıfatlardan çok, menfi (selbi) sıfatlarla nitelemek gerekir… Çünkü müspet sıfatlar bir anlamda tarif ve tahdit ifade eder. Selbi sıfatlarda ise böyle bir şey söz konusu değildir. Bu bakımdan mutlak bir tenzihe ulaşmak selbi sıfatlarla mümkün olmaktadır.” (9)

 “İleri seviyedeki îman mertebesindekiler, O’na mutlak sıfatı dahi vermezler. Çünkü O’na mutlak demek, O’nu mutlaklık kaydı altına almak demektir. Hâlbuki O mutlaklık dâhil olmak üzere, her türlü kayıttan münezzeh ve mukaddestir. Aslında bu mertebe karşısında en doğru şey susmaktır.” (10)

“Allah’a yemin ederim ki, gerek bu dünyada, gerekse ahirette, yani ihata ve kemal yoluyla Allah’ı Allah’tan başkası bilmez. Allah Mahiyetten münezzehtir. O Ehaddir ve kemiyetten münezzehtir. O Sameddir ve keyfiyetten beridir. O doğurmamıştır, bilakis O Mübdidir. Doğrulmamıştır, bilakis O Kadimdir. Hiçbir şey, Zât, sıfat ve ef’al itibariyle Allah’ın dengi olamaz…” (11)

NİÇİN RİSALE-İ NUR FARKLI BİR ESER?

Konumuzla ilgili birçok eser okudum. Çok farklı bakış açılarına rastladım. Bazı tarif, şerh ve izahlar ise Çok ilmi ve akademik dil ile yazıldığından benim sorularıma tam cevap vermiyordu.

Mesela bu esmanın en dar ve geniş dairedeki tecellilerini merak ediyordum. Bu ve diğer esma-i ilâhi ile bir kul olarak hiçbir zaman kopmaması gereken bağımı nasıl sağlayabilirdim? İtikadî ve ameli hayatımıza yansımaları, tesirleri ve düşebileceğimiz bu konudaki hata ve vartalarımız neler olabilirdi ve nasıl kurtulabilirdim?

İşte tam bu sırada Risale-i Nur Külliyatı imdadımıza yetişiyor. O yüksek hakikatleri bizim yanımıza getirip, yaramıza merhem oluyor. Şimdi bu konudaki tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

 VE SIRR-I EHADİYET:

1-Zerrenin sükûnunda ve hareketindeki tevhid tecellilerine, 

2-İnsanın yüzünden arz simasına, oradan da kâinat simasındaki Ehadiyet tecellilerine, 

3-İsm-i Âzamdan, hayatın bir nokta-i mihrakiyesi olmasına,

4-Ukde-i hayatiye denilen çekirdeğin ağaç üzerinde tasarruf ve işleyişinden,

5-Ruhun beden üzerindeki hâkimiyetine, 

6-Musibetler ve belâlar içindeki insanın imdadına yetişilmesinden, ubudiyetle gaibane ve hazırane muhatabiyet makamlarına,

7-Görmek ve görünmek sırlarına,

8-Akrabiyet sırrının inkişafından, Miraç ile çıkılan yolculukta, Kelamullah’a ve Rüyetullah’a mazhariyet hakikatlerine,

9- Ehadiyet dairesinin kesret dairesinin müntehası olmasından, bütün Esma-i Hüsnayı içine almasına,

10-Güneşin arz ve âlemine tecelli ve intişarıyla, ehadiyet ve vahidiyet hakikatlerine modellik etmesinden, zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakkın bütün kâinata olan hâkimiyet ve tecellilerine varıncaya kadar bütün hakikatli sırlarlar,

11- İki dünyamızı nurlandıran derin manâlar Sırr-ı Ehadiyetle formüle edilerek şerh ve izah edilmiştir. (12)

Ehadiyet tecellisi ve sırrı bütün kâinatta tecelli etmekle beraber, insanda bu tecelli ve tezahür en azam mertebededir. Çünkü bu kâinatın en önemli yaratılış maksadı da insandır.

Tezahür-ü Rubibiyete karşı insanın vazife-i asliyesi, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir.(Şualar-966, 970, 898) Madem merkezde insan var, hilâfet-i Kübra vazifesi ona verilmiş, o zaman bu Kâinat Halikı’nın mevcudat içinde en çok nazar-ı dikkatini çeken insanla daha farklı ve daha yoğun ve de daha özel bir muamelatı ve tecelliyatı olmalıdır ve de vardır.
 
Kâinata denk bir tezahür ve tecellilere, nokta-i mihrakiye olan insanda, kulluk ve ubudiyet âyinesinde ne kadar bu isim ve sıfatlara mazhariyet kesbederse, kurbiyete belki de akrebiyetin inkişafına nail olabilirse daha bu dünyada iken bile, miraç merdiveniyle O’na ulaşıp sırr-ı Ehadiyet ile Kelâmına ve Rüyetine mazhar olabilir ve olmuşlardır da.

Risale-i Nur’da, özellikle Sözler, Mektubat, Lemalar ve Mesnevi-i Nuriye gibi eserlerde bu hakikatlere yer verilmiştir.

Meselâ, celal ve haşmet noktasında vahidiyet göründüğü gibi (afakî tecelli) cemal ve rahmet noktasında dahi, o derece sanat-ı camia içinde, hadsiz enva-i nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek, cihazat ve aletler(insanda) vardır ki, bütün kâinata tecelli eden bütün esmanın cilvesine mazhardır. Adeta bir nokta-i mihrakiye hükmünde, bütün esma-i hüsnayı birden mahiyetinin âyinesinde gösterir ve onunla Ehadiyet-i ilâhiyeyi ilân eder.(Mektubat-455, Mesnevi-1325-1353)

Cenab-ı Hak bu âlemin nizam ve intizamı noktasında Hakîm ve Alîm isimleri muktezasınca “İsim ve sıfatlarının iki nevi tecelliyatı var. Biri vahidiyet ve vesait perdesi altında ve bir Kanun-i umumi suretinde tasarrufatıdır. İkincisi, Ehadiyet sırrıyla perdesiz doğrudan doğruya hususi bir teveccühle tasarrufatıdır.

Ehadiyet sırrıyla doğrudan doğruya olan ihsanı ve icadı ve kibriyası ve vesait ve esbabın mezahiriyle görünen, asar-ı ihsanından icad ve kibriyasından daha büyük, daha güzel, daha yüksektir.(Sözler-282)

İşte bu sırr-ı Ehadiyet diğer varlıklar içinde çok önemli olmakla beraber, halife-i arz ve emanet-i Kübra ile tavzif edilen insan için çok daha önemlidir.

Meselâ, celal ve kahhar isimlerinin tecellisi olan belâ ve musibetler gibi, umumi âdetullah kanunlarının icraat ve işleyişine sırr-ı Ehadiyet o musibete düşen efradın feryatlarına ve beliyyelerine giriftar olan eşhasın istiğaselerine yetişir. Onların imdadına koşar. İşte buradaki feryatlara cevap verme ve imdada koşma, Vahidiyet tecellisi değil, perdesiz vasıtasız, doğrudan doğruya hususi bir teveccühü olan sırrı-ı Ehadiyet tecellisidir.(Şualar;860)

Üstad hazretleri 33. sözde Cenab-ı Hakkın Sırr-ı Ehadiyetle bütün sesleri, duaları, feryatları işitip cevap vermesini şöyle izah ediyor. “İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki bütün âzasını ve eczasını birbirine yardım ettirir. 

Vücud-u harici giydirilmiş olan ruh onların idaresinde (sırr-ı Ehadiyetle) manevi seslerini hissetmesinde, birbirine mani olmaz. İsterse bedenin her cüzüyle bilebilir, idare edebilir. 

(Aynen öyle de) Elbette âlem-i ekber olan kâinatta, O Zat-ı Vacib-ül Vücud’un irade-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına, hadsiz fiiller, hadsiz sadalar, hadsiz dualar, hadsiz işler hiçbir cihette O’na ağır gelmez. 

Birbirine mani olmaz, O Halik-i Zülcelali meşgul etmez, şaşırtmaz. Bütününü birden görür, bütün sesleri birden işitir… Ve hakeza.” (Sözler,316) 

Nasıl ki âdetullah namı altında külli kanunların icraatı ve işleyişi hengâmında belâ ve musibetlere müptela olanların imdadına sırr-ı Ehadiyet yetişdiği gibi, bazen de bütün kâinata tecelli eden enva-i Cemalini ve tecelli-i muhabbetini, bir âyinede, bir sahifede, bir noktada sırr-ı Ehadiyet ile görmek ve göstermek istiyor. ( Sözler-260)

O zaman da levleke levlak sırrına mazhar, habibi edibini “O abdi mahsusunu Burak’a bindirip kat-ı meratib ettirerek… Daireden daireye, Rububiyet-i İlahiyeyi temaşa ettirip...” (sf-255

“Şecere-i hilkatın bir meyve-i münevveri derecesinde olan, O zat-ı kutsinin kalbini, o şecerenin hakaik-i esasiyesini istiab edecek bir fıtratta halkedip, ta Kab-ı Kavseyne cıkarmış.” Sf-260  

Ehadiyeti ile Rüyetine mazhar kılarak, Kelamıyla taltif edip fermanıyla tavzif etmiştir.” Sırr-ı Ehadiyetini Cemal ve Vedud âyinelerinde görüp göstermiştir… 31.Söz. sf-255

Efendimizin (ASM) Risalete inkılâp etmiş Velâyet-i Ahmediye ile açmış olduğu bu yoldaki kapıyı dönüşünde açık bırakmış, ta ki ümmetinden kurbiyeti kesbedenler veya akrebiyetin inkişafına mazhar olanlara ve ona ittiba etmek isteyenlere bir davetiye olsun, kapıyı kapalı görüp de yeise düşmesinler diye…

Efendimizin(ASM) en büyük mucizelerinden olan mirac yolculuğu ile elde edilen yakınlık kurbiyetten ziyade, akrebiyet-i İlâhinin inkişafıdır... Çünkü Risalette zıl olmadığından dolayı, buradaki mazhariyet, perdesiz, doğrudan doğruya sırr-ı Ehadiyetin inkişafı olan, Zât-ı Ahmediyenin, risalete inkılâp etmiş olan, şahsiye-i manevisine veya Hakikat-ı Muhammediyeye olan teveccüh ve tecellisidir.

Kurbiyet sırr-ı Vahidiyete bakar vesait ve esbab perdesi altında, velâyet ayağıyla seyri sûlûk eder. 

Akrebiyet ise Ehadiyet tecellisine mazhardır. Berzah tarikine uğramayarak doğrudan doğruya zahirden hakikate geçer.

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki “ Tevfik-i İlâhi refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden, zahirden hakikate geçebilir. Seri-üs seyr olan bu zamanın evlâdına(Risale-i Nur gibi) kısa ve selâmetli bir tariki ihsan etmek Rahmet-i Hakimenin şanındandır.(Mesnevi –sf-1354)

Bununla beraber; Risale-i Nur ve nur talebeleri hizmet-i îmaniye ve Kur’aniye cihetiyle sırr-ı Ehadiyete mazhariyetle beraber, Resül-ü Ekrem (ASM) manevi miraslarından, Velâyet-i Ahmediyeden ziyade, Risalet-i Ahmediyeye varisidirler, denilebilir.(15. Mektup;31.Söz)

Bu bölümle alâkalı son olarak, Mevlana ve İmam-ı Gazali’nin kurbiyetle alâkalı tesbitlerini zikredip bu bahsi bitirelim. Mevlana hazretleri diyor ki; Kurb ne yukarı çıkmak ve ne de aşağı inmektir.(Bak Mesnevi –MEVLANA-11. cild. 1160 aşağıya inmek) Allah’a olan kurbiyet varlık kaydından (Ene ve enaniyet) kurtulmaktır. 

İmam-ı Gazali ise kurbiyete üç ayrı tarif getiriyor;

“a)Filozoflarda kurbiyet; İttisal veya Hûlûl (Panteizm)

b)Sufilerde, tasavvufda kurbiyet; Fena, O’nda fani olmak

c)Kelâmcılarda ise kurbiyet; Kulun sonsuzca Allaha yaklaşmasıdır.” (Marifet ve İbn-i Arabî sf-93- Seyfullah Sevim)

Risale-i Nur mesleğinde ise; Kâinat kitabını ve Risale-i Nuru mütalaa ile îmanımızı ilmel yakîn, aynel yakîn ve hakkel yakîn mertebelerine terakki ile sırr-ı Ehadiyetle akrabiyeti İlahinin inkişafına mazhariyet kesbederek kurbiyet kazanılması olmalıdır.

Dipnotlar:

1-   S.KÖSMENE –Esma-i Hüsna sf: 118.

2-   Diyanet İslâm Ansiklopedisi I. Cildi.

3-   “              “         “              “   “    sf:485.

4-   ”               “          “             “   “    “  483 Vahid ismi Kur’an’da 21 defa geçmektedir.

5-   Hakdili Kur’an Dili- E.Hamdi Yazır-10. cild 59-63-85.

6-   Diyanet İslâm Ansiklopedisi 1.cildi-sf; 483.

7-   “               “        “                “ “     “  “

8-   İbni Kayyım Cevziyye (Elmalı-Hak Dili Kur’an Dili -10. cildi, sf; 81)

9-   Akaid kitaplarında üzerinde ittifak edilen genei tariflere göre ;

TENZİHİ SIFATLAR; Ulûhiyet akidesini belirleyen ve selbi terimiyle de anılan bu sıfatlar acz eksiklik ve yaratılmışlık gibi ulûhiyete nisbet edilmesi mümkün olmayan kavramlardır.

Bu tarife göre tenzihî sıfatlar Allah’(CC) ın ne olmadığını anlatan sıfatlardır.

SÛBUTÎ SIFATLAR( Hay, Âlim, Semi, Basir, Kadir, mürid, ve mütekellim) Bunlara Sıfat-ı Seba denir. 

Bu isimler O’nun zâtına nisbed edilerek Rabbimizin ne olduğunu ifade eden sıfatlardır.

Âlimlerimiz, birinci guruptaki isimlerle akaîd ve îman konusuna, ikinci guruptaki isimlerle ise amel ve ibadet konusuna vurgu yapmışlardır... D.İ.A 2. CİLD. SF;490.10- Diyanet İslâm Ansiklopedisi 1. cildi sf; 484.

11- Mearicil Kuds –İmam-ı Gazali-sf; 180.

12- R.N ‘DAN CEVAPLAR ARANACAK KONULARDIR.