Popüler Yayınlar

KÜLLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜLLİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013 Çarşamba

CÜZ VE KÜL NE DEMEKTİR?


" İ'lem eyyühe'l-aziz! Sen şecere-i hilkatin ya bir semeresi veya bir çekirdeğisin. Cismin itibarıyla küçük, aciz, zayıf bir cüzsün. Lakin Sani-i Hakim lütfuyla, latif san'atıyla seni cüzlükten külliliğe çıkartmıştır.
Evet cismine verilen hayat sayesinde, geniş duygularınla alem-i şehadet üzerinde cevelan etmekle filcümle cüz'iyet kaydından kurtulmuşsun. Ve keza, insaniyet itasıyla bilkuvve "küll" hükmündesin. Ve keza, İmân ve İslamiyet ihsanıyla bilkuvve "külli" olmuşsun. Ve keza, marifet ve muhabbetin in'amıyla muhit bir nur olmuşsun.
Binaenaleyh, dünyaya ve cismani lezaize meyledersen, aciz, zelil bir "cüz'i" olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslamiyet hesabına sarf edersen, bir "külli" ve bir "küll" olursun." Mesnevi-i Nuriye | Onuncu Risale | 182


İ'lem eyyühe'l-aziz! :  Bil ki ey aziz!
şecere-i hilkat           : Yaratılış ağacı.
semere                       : Netice, kâr, meyve.
Sani-i Hakim            : Herşeyi sanatla ve hikmetle yaratan Allah.
alem-i şehadet          : Şehâdet âlemi, gözle görülen âlem, dünya, kâinât.
cevelan etmek          : Gezmek, dolaşmak.
filcümle                     : Hepsi. bütünü.
keza                           : Böyle, böylece, bu dâhi böyle.
insaniyet itası           : İnsanlık soyunun devam etmesi
bilkuvve                    : Daha fiiliyâta geçmemiş, potansiyel halinde; fiil mertebesine varmadan, niyet olarak.

marifet ve muhabbetin in'amı :  Bilgi, bilme, tanıma ve Sevgi, sevmek nîmetinin verilmesi, ihsan edilmesi.

muhit bir nur            : Herşeyi kuşatan ve herşeyi içerisine alan nur.
Binaenaleyh              : Bunun üzerine, bundan dolayı.
cismani lezaiz            : Bedene ait, vücutla ilgili lezzetler
insaniyet-i kübra      : En büyük insanlık. İslâmiyet.



CÜZ / KÜLL

Küll kelimesi bir şeyin bütününü ifade eder, cüz ise bütünün bir parçasıdır. Cüz, küllün ( bütünün ) tüm özelliklerinden sadece bir tanesini üzerinde barındırır. 

Mesela, insan bir külldür, yani bütündür, parmak ise bu küllün bir parçasıdır. İnsan denilince bütün azalar ve özellikler akla gelirken, parmak denildiği zaman, sadece parmak ve parmağın kendine mahsus özelliği akla gelir.

Cüz - Küll ilişkisinde, parça-bütün ilişkisi hakimdir, parça ile bütün arasında ki irtibat nispeten zayıftır.




CÜZ'İ / KÜLLİ

Cüz'i, Küllinin küçültülmüş bir modelidir. Yani küllide ne varsa, hepsi sıkıştırılmış haliyle cüz'ide de vardır. 

Cüz'i ile Külli, sahip oldukları özellikler bakımından aynı olmakla birlikte hacim ve boyutları itibarıyla aynı değildirler. 

Küllide devesa olan meseleler, Cüz'ide de aynen: ama küçültülmüş ve mütevazı olarak vardır. 

Cüz'iye bakarak Külli hakkında fikir edinilebilir. İnsanlıkta ne varsa aynısı fert fert her insanda vardır. İnsan ile insanlık arasında sadece sayı itibarıyla bir farklılık vardır.



KÜLL [küll] : Bütün, hep, her, tüm, parçalardan meydana gelen.

KÜLLÎ [külli] : Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.

KÜLL-İ A'ZAM [küll-i a’zam] : En büyük bütün. En büyük küll.

KÜLL-İ ÂLEM [küll-i alem] : Âlemin bütünü.

KÜLL-İ NURÂNÎ [küll-i nurani] : Nurlu bütün; nurânî tam bir vücud.

KÜLLİYÂT [külliyat] : Büyük ve bütün olan; bir yazarın eserlerinin bütünü; eserler kolleksiyonu.

KÜLLİYÂT-I HAKÂİK [külliyat-ı hakaik] : Hakikatler külliyatı, topluluğu.

KÜLLİYÂT-I İLMİYE [külliyat-ı ilmiye] : İlim külliyatı. İlmin tamamı.

KÜLLİYÂT-I UMÛR [külliyat-ı umur] : İşlerin bütünü.

KÜLLİYE [külliye] : (Külliyet) Bütünlük, umumilik, genellik. * Bolluk, çokluk, ziyadelik. * Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arap vilâyetlerinde bazı medreselere, üniversite karşılığı verilen ad.

KÜLLİYE (KÜLLİYET) [külliye (külliyet)] : Bütünlük, umumîlik, genellik; bolluk, çokluk, ziyâdelik.

KÜLLİYEN [külliyen] : Bütünüyle, tamamıyla.

KÜLLİYET-İ EF`ÂL [külliyet-i ef’al] : Fiillerin umumîliği ve çokluğu.

KÜLLİYETÜ`L-HUKUK KONGRESİ [külliyetü’l-hukuk kongresi] : Genel Hukuk Kongresi.

KÜLLÜ AMM [küllü amm] : Her sene, bütün sene.

KÜLLÜ DAİN [küllü dain] : Bütün hastalıklar. Bütün dertler.
__________________________________________________________________________

CÜZ [cüz] : Kısım, parça, kitabın forması; küllün karşılığı, Kur`ân`ın otuzda bir parçası.

CÜZ`Î [cüz’i] : Azdan olan, parçaya âit olan, pek az, kıymetsiz.

CÜZ`İYÂT [cüz’iyat] : Parçaya ait olan şeyler, ufak tefek şeyler.

CÜZ`İYÂT-I AHVÂL [cüz’iyat-ı ahval] : Hâllerin incelikleri, ayrıntıları.

CÜZ`İYÂT-I KESÎRE [cüz’iyat-ı kesire] : Pekçok parçacık, birçok bölüm.

CÜZ`İYET [cüz’iyet] : Küçüklük, azlık, basitlik.

CÜZ`Î-Yİ HAKİKÎ [cüz’i-yi hakiki] : Gerçek bir cüz`i, parçaya âit, azdan olan.

CÜZ`Î-Yİ MÜŞAHHAS [cüz’i-yi müşahhas] : Somut bir parça, müşahhas cüz`î.

CÜZ'İYYAT [cüz’iyyat] : Cüz'î olan şeyler. Ufak tefek şeyler. Mânası düşünüldüğünde zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. Mânası başka şeylere şâmil olmayanlar.

CÜZ'İYYET [cüz’iyyet] : Azlık, cüz'î oluş.

CÜZAZ [cüzaz] : Kesilmiş ve parçalanmış olan şey.

CÜZAZE [cüzaze] : (C.: Cüzâzât) Pâre pâre etmek, ayırmak, kesmek. Ağaçtan yemiş düşürmek.

CÜZAZE [cüzaze] : Bez kırpıntısı.

CÜZ-İ ASGAR [cüz-i asgar] : En küçük cüz. En ufak parça.

CÜZ-İ İHTİYÂR [cüz-i ihtiyar] : Îcaddan mahrum, hak kazanmaktan başka hiçbir şeye gücü yetmeyen az bir arzu serbestliği, cüz`î irâde.

CÜZ-İ İHTİYÂRÎ [cüz-i ihtiyari] : Îcaddan mahrum, hak kazanmaktan başka hiçbir şeye gücü yetmeyen az bir arzu serbestliği, cüz`î irâde.



19 Şubat 2013 Salı

BÖLÜNMEZ BÜTÜN, İMAN



"İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdani hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllidir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkisam olmazlar"

Bediüzzaman Said Nursi - Asa-yı Musa


rükn:                  Esas, şart, prensip.
vahdani:             Bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren.
tefrik:                 Ayırt etme, ayırma.
küll:                    Bütün, hep, her, tüm, parçalardan meydana gelen.
külli:                   Bütüne mensup parçalardan ve fertlerden meydana gelen, umumî, bütün.
tecezzi:               Bölünme, parçalanma.
kabil-i inkısam: Kısımlara ayrılması mümkün


1. İman, altı rüknün tamamına inanma manası taşır.

2. İmanın altı rüknü;
  • Allah'ın birliğine inanmak. 
  • Meleklere inanmak. 
  • Kitaplara inanmak. 
  • Peygamberlere inanmak. 
  • Ahiret hayatına inanmak. 
  • Hayır ve şerrin Allah'dan geldiğine inanmak. 

3. İman; bir vahdani hakikattır, tefrik kabul etmez, küllidir, tecezzi kaldırmaz.

İmân, bu altı rükünden, yani esastan çıkan tek bir hakikattir. Bölünme ve ayrılma kabul etmez. Kısımlara ayrılamaz. Bazısına inanıp bazısına inanmamak olamaz. Zira her bir îmân rüknü, kendisini ispat eden deliller ile diğer îmân rükünlerini de ispat eder.


4. KÜLL bölünebilir. ( Cümle, kelimelerden oluşan bir KÜLL dür ve kelimelere bölünebilir. )

5. KÜLLİ  bölünemez. ( Kelime, harflerden oluşan bir KÜLLİ dir. Harfin biri dahi kelimeden çıkarılsa, kelime anlamını yitirir. )

6. İnsan varlığı beden ve ruhtan meydana gelir.

7. İnsan, bedenindeki bazı rahatsızlıklar sebebi ile irade, görme, işitme vb gibi sıfatlarını kaybedebilir fakat ruhta bu sıfatlar varlığını devam ettirir.

8. Beden bir çok organdan teşekkül etmiş / şekillenmiş bir külldür, bu küll parçalara / cüzlere / organlara bölünebilir.

9. Ruh küllidir, ruhtaki hisleri, duyguları ondan ayırmak mümkün değildir.

10. KÜLLİ olan RUH, teşahhusattan mücerret bir mahiyettir.
  
Teşahhus; kelime olarak zaman ve mekan ile sınırlı ve kayıtlı şahıs
Mücerret ise; yalnız, tek, hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan, çıplak, soyulmuş, tek başına, demektir.

Mesela; bir insan maddi cesedi ile Ankara'da iken, aynı anda Türkiye’nin diğer illerinde bulunamaz, diğer illerde bulunabilmesi için maddi kayıtların merkezi olan cesedinden tecerrüd edip, yani sıyrılıp ruh hiffetine yani ruh derecesine çıkması gerekir. Ceset bir iş yaparken, bölünür takip ile iş görür, yani aynı anda iki işe teveccüh edemez, bu yüzden işleri sırası ile ve teveccüh ile görür. Ama ruh aynı anda milyonlarca işe teveccüh edebilir, ruhun bir anda bir işe yönelmesi, diğer işlere yönelmesine mani değildir.


11. Nur Külliyatı'nda iman için NUR tabiri kullanılır.             "İman hem nurdur, hem kuvvettir."  Sözler

12. NUR un bölünmezliği, RUH un bölünmezliğinden daha ileri seviyededir.

13. Nur Müellifi, imanın da bir KÜLLİ gibi bölünemeyeceğini ifade eder.

14. İslam'ın beş rüknüne de iman etmek şarttır. Bu imanı amel alemine aksettirmeyerek, bazı mü'minler ihmalkar davranıyor olabilir.

15. İslam'ın beş rüknü:

*Kelime-i şahadet getirmek (Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu).
*Namaz kılmak.
*Oruç tutmak.
*Zekat vermek.
*Hacca gitmek.


 16. Amelin terki mü'mini günahkar yapar, fasık yapar ama kafir yapmaz.


"Kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir." Lem'alar

 "Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir." 

İki cümle zıt değil mi?..


 “O imandan hissesi olmadığına delildir.” cümlesindeki “o iman” ibaresinde işaret edilen iman, tahkiki imandır. Yoksa imanın en alt birimi olan taklidi iman kast edilmiyor. Şayet taklidi iman kast edilmiş olsa, Ehl-i sünnetin, "Kebair imansızlıktan değildir." hükmüne ters olmuş olur. Bir insan bütün günahları serbestçe işlemiş de olsa, inkar etmedikçe imansız olmaz.
Tahkiki İman, Allah’ın isim ve sıfatlarının kainattaki tecellilerini okuyarak, her şey üzerinde Allah’ın Rablık ve ilahlık unvanını görerek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek demektir. Kainatta her şeyin Allah’a açılan bir pencere olduğunu ve bu pencerelerden Allah’ın isim ve sıfatlarını seyrederek, sağlam ve kuvvetli bir iman getirmek anlamındadır. Yani tahkiki iman, sarsılmaz ve şüphelere mağlup olmaz derecede ispat ve deliller ile Allah’a ve onun bildirdiklerine iman etmek anlamına geliyor ki, böyle bir iman, kebairi serbest bir şekilde işlemeye manidir.
Günahı serbest ve gizli işlemek tabirlerinde şöyle bir nükte var: Günahı serbest işleyen adamın iman ve hayası öyle bir dejenere olmuş ki, adeta  yok olma derecesine yaklaşmış, ama yok olmamış. Fakat imanın kemali ve güzelliği namına hiçbir şeyi hissedemiyor. Bu adamın imanı ne kadar var ve sahih de olsa, çok tehlike ve risk içindedir, her an imanı kaybetmek ile yüz yüzedir.
Günahı gizli işleyen adam ise, imandan gelen haya ile utanır, çekinir, ama tam da hissiyatını terk edemediği için, o günahı gizli saklı işler. Bu adam imanın kemalinden ve güzelliğinden bazı şeyleri tadıyor ve hissediyor demektir.



Kelimeler Cümleler (2 Cilt) Risale-i Nur'dan, Prof. Dr. Alaaddin BaşarRisale- i Nur'dan Kelimeler Cümleler
Prof. Dr. Alaaddin Başar - Zafer Yayınları
( Sayfa 19 - 1. Cilt ) ve http://www.sorularlarisale.com/  adresinden alıntılar yapılmıştır.