Yıl l9l3.
Aylardan ocak.. mevsim kış, malûm. Fakat baharı andırır lâtif ve güneşli
bir gün yaşanıyor Istanbul'da. Ilık güneşi gören ahali, pürneşe
sokaklarda.Bir süvari, gösterişli beyaz atına binerek, iki adamıyla
birlikte şimdiki Cumhuriyet gazetesinin olduğu yerden Sadâret binasına (
Başbakanlığa) doğru yola çıktı. Bâbıâlî, belki de en hareketli
günlerinden birini yaşıyordu.
Ikindi vakti Sadâret binasının önünde
büyük bir kalabalık toplanmış, tehlil ve tekbir sesleriyle yeri göğü
inletiyordu. Grup, Bâbıâlî'ye inen yola döner dönmez, Nâfıa
Vekâleti'nin merdivenleri üzerine çıkıp nümâyişi yönlendiren Ömer Naci,
kalabalığı biraz daha galeyana getirmek için avazı çıktığı kadar
bağırmaya başladı : "Vatandaşlar. Hükümet Edirne' yi Bulgar¹a terk
ediyor.
Şu anda içeride notalar imzalanıyor. Ittihat Terakkî buna asla
müsaade etmeyecektir. (...) Işte, hürriyet mücahidi Enver Bey de
Bâbıâlî'ye doğru yürüyor !.."
Süvari, Enver Paşa' dan başkası değildi. Az sonra nümâyişçilerin
tezahüratı altında gösterişli beyaz atından inerek Yakup Cemil, Mümtaz,
Sapancalı Hakkı, Mustafa Necip, kardeşi Nuri , amcası Halil beyler ve
Talat Paşa ile birlikte Enver, paldır küldür Sadâret binasına daldı.
Çıkan silahlı çatışmada, Harbiye Nazırı Nazım Paşa da dahil, birçok
insan öldürüldü. Enver ve Talat Paşalar, toplantı halindeki Sadrâzam
Kamil Paşa'nın odasına destursuz girerek, Sadrâzam'dan zorla istifasını
istediler. Yaşlı Sadrâzam, elleri titreyerek; "Ciheti askeriyeden vuku
bulan talep üzerine" diye başlayan istifa mektubunu yazdı ve Enver' e
uzattı. Enver ve Talat, "Ciheti askeriyeden" ifadesinin yanına "...ve
ahaliden" ibaresini yazdırmayı da ihmal etmediler. Işlem tamamdı. Enver
mektubu cebine koydu ve sarayın yolunu tuttu.
DARBELER DÖNEMI
Bu, bir askeri darbeydi. Böylece Bâbıâlî baskınıyla birlikte tek
parti iktidarı da başlamış, Osmanlı' nın yıkılma süreci hızlanmış,
Ittihatçılık ruhu devletin bütün birimlerine sızmıştı. "Ittihat Terakkî "
imzasını taşıyan Bâbıâlî baskını, Türk siyasi hayatında darbecilik
geleneğini de başlatmış oluyordu.
Cumhuriyet tarihi içerisinde l960, l97l ve l980 yıllarında
gerçekleştirilen askeri darbelerin niteliği, Bâbıâlî baskınından pek
farklı değildir. Tıpkı Enver ve Talat Paşaların, Kâmil Paşa' nın "Ciheti
askeriyeden vuku bulan talep üzerine..." şeklinde başlayan istifa
mektubuna "..ve ahâliden" notunu düşmeleri gibi, darbeci generaller l960
yılından bu yana gerçekleşen üç askeri darbeye de "halkın isteği
üzerine" ifadesini eklediler. Fakat işin tuhaf yanı, ortada halk yoktu.
Hele l960 yılındaki askeri darbe, Harbiyeliler ve subayların
planladıkları ve Batıcı aydınlar tarafından da açıkça desteklenen bir
darbe idi. Menderes'in idam fetvasını bile, içinde Cumhuriyet gazetesi
eski yazarlarından Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun da bulunduğu
Ittihatçı profesörler vermişti hatırlanacağı gibi. l960 darbesi, tam bir
"Ittihatçı darbesi" idi.
Bu arada o dönemin bazı hızlı gazetecilerinin
de darbede hissesi olduğunu söylemekte yarar var. Cumhuriyet ve
Ankara'da yayınlanmakta olan Ulus gazeteleri, darbecilere açıkça arka
çıkıyordu. Hatta Metin Toker ve Altan Öymen gibi gazetecilerin ,
gazetecilik görevlerinin yanısıra darbe işleriyle de uğraştıklarını,
yaşayanlar bilir. Bugün de Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet gibi
gazetelerin resmi devlet ideolojisinden yana tavırlarıyla Ittihat
Terakkîci tanımına uyduklarını söyleyebiliriz. Hele Cumhuriyet gazetesi
ve yazarlarının tepeden tırnağa Ittihatçı oldukları herkesçe malum. Bu
yayın organları ve onların önde gelen yazar-çizer takımı
"fanatik/radikal Kemalist" bir çizgi tutturarak, pekala Ittihatçı
eğilimlerini ortaya koymaktadırlar.
BU HALK ADAM EDILMELI !.
Her şeyi halktan daha iyi bildiklerine inandıkları için Ittihat
Terakkî'nin en önemli hedefi, halkı eğitip adam etmek. Halk,
Ittihatçıların gözünde cahil bir "yığın" sadece. Onu böylesine cahil
yapan en önemli unsur, sahip olduğu dini ve geleneksel değerler idi.
Ittihatçıların "halkı eğitip adam etmek" ten anladıkları şey, çağdışı
kabul ettikleri değerlerden arındırarak, halka daha Batılı ve çağdaş bir
kimlik kazandırmak. Tek parti döneminden beri uygulanan politikalar hep
bu yönde oldu. Ezan Türkçeleştirildi, Kur'an kursları kapatıldı.
Türkiye halkının gelenekleri ile olan bütün irtibatı kesilmeye
çalışıldı.
Ittihat Terakkî ruhu, Batılılaşmacı / modernleşmeci Türkiye Cumhuriyeti
devletinin iliklerine kadar işlemiştir. Halkı adam etmenin yanısıra,
ekonomide ve siyasette devletçilik, milliyetçilik, anti demokratik
tavırlar, militarist, totaliter ve otoriter karakter, tek tip vatandaş,
tek tip politik eğilim fikri bugünkü sisteme Ittihat Terakkî'den miras
kalmıştır. Birçok tarihçi, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu bunalımın
temelinde Ittihat Terakkî düşüncesinin yattığında hemfikir. Nitekim
tarihçi Kemal Kahraman da, içinde yaşadığımız ortamda Ittihat Terakkî
kültürünün kalıntılarının büyük ölçüde hissedildiğini belirtiyor.
Kahraman'a göre Meclis'te Ittihat Terakkî ölçülerine uymayan parti ve
eğilimlere hala meşrû gözüyle bakılamıyor.
l960, Türkiye'de özellikle Ittihatçılar için en parlak yıllardan biri.
Mümtaz Soysal ve Doğan Avcıoğlu önderliğinde kurulan Yön Hareketi, bir
anlamda Ittihat Terakkî anlayışının sivil örgütlenme biçimiydi
denebilir. Nitekim bu hareketin yayın organı olan YÖN dergisi; asker,
sivil bürokrat ve aydınlardan oluşan 30 bin okuyucu bulmuştu kendisine.
YÖN Hareketi'ni bir anlamda Türk Baasçılığı olarak yorumlamak da
mümkün. Ittihat Terakkî düşüncesiyle tamamen örtüşen; milliyetçi,
ekonomide merkezi planlamadan yana, resmi devlet ideolojisini
benimsemiş, üçüncü dünyacı bir siyasi karakteri vardı bu hareketin. YÖN
Bildirisi imzacılarından Birleşik Sosyalist Partisi lideri Sadun
Aren, bir haftalık dergiye yaptığı açıklamada, Yön Hareketi'nin
sonraları anti demokratik bir nitelik kazandığını ve Nasır tipi bir
sosyalizmi esas aldığını söylüyordu. Nitekim Mümtaz Soysal, sosyal
demokrasiyi yeterli bulmadığını ve sosyalizme daha yakın olduğunu ifade
ediyor.
Ittihat Terakkî, günümüz siyaset sahnesinde çeşitli kılıklarda
dolaşıyor artık. Eskiden Ittihat Terakki'yi sadece CHP temsil ederdi.
Ama şimdi CHP ve onun günümüzdeki versiyonları olan SHP, yeni CHP ve
DSP kadar DYP, MHP ve liberal ANAP da Ittihat Terakkî'yi rahatça
canlandırabiliyor. Öyle ki Mesut Yılmaz'ı gördükçe "Tam bir Ittihatçı"
diye düşünüyor insan. Hele Enver Paşa'nın Almanya ile dostluğu
düşünülecek olursa! Hatırlanacağı gibi merhum Turgut Özal da Mesut
Yılmaz'ı, "Statükocu, resmi ideolojiden yana" diye eleştirmişti.
Nitekim, CHP Milletvekili Ali Dinçer, her partide Ittihatçı zihniyete
sahip politikacılar olduğunu ifade ediyor. Dinçer'e göre Ittihat Terakkî
zihniyetini tek bir kalıba dökmek mümkün değil.
Birbirinden çok farklı eğilimleri yansıtan DYP ve SHP, l99l yılında
biraraya gelerek bir koalisyon hükümeti kurmuşlardı. Bugün de sürmekte
olan bu koalisyon, kimi çevreler tarafından Ittihat Terakkî koalisyonu
olarak nitelendirilmişti. Gerçekten de, Demirel Inönü koalisyonu,
Türkiye'ye resmi devlet ideolojisinin ağır bastığı bir ülke görünümü
kazandırmıştı. Demirel'in Cumhurbaşkanlığına "terfi" etmesi ve
Inönü'nün parti genel başkanlığından çekilmesi nedeniyle, Tansu Çiller
ve Murat Karayalçın'ın temsil ettiği koalisyon, resmi devlet
ideolojisini sağlama alan, insan hak ve özgürlüklerini biraz daha
kısıtlayan yeni uygulamalar gerçekleştiriyor.
Örneğin, geçtiğimiz
günlerde Adalet Komisyonu'nda kabul edilen Terörle Mücadele Kanun
Tasarısı, yeni bir terör tanımı geliştirerek özgürlüklere sınır getirdi,
birtakım sivil örgütlerin faaliyetlerini de engelledi. Gerekçe çoktan
hazırdı: "Devletin ülke ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tehdit
altında." Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller ve
tasarıyı hazırlayan SHP, TMKT'nin Meclis'te onaylanmasını istiyor.
Bu
yasa onaylanırsa eğer, Özal döneminde kaldırılan l63. madde, bir başka
başlık altında uygulamaya konulacak, tarihi kurumlar olan Vakıflar bile
terör suçlusu sayılabilecek, bu kurumların faaliyetleri
sınırlandırılacak, yeni vakıf kurulması önlenecek. Tek parti faşizmini
andıran bu kanun tasarısı, IttihatTerakki' nin iktidarda olduğunun
göstergesi.
NEO ITTIHATÇILAR
Insanlık yeni bir aşamaya ulaştı. Demokrasi, insanlığın büyük bir kısmı
tarafından önemseniyor. Iletişim teknolojisi öylesine gelişti ki, dünya
Marshall Mc Luhan'ın deyimiyle tam bir 'Global köy' haline geldi,
halklar birbirini tanımaya, birbirine yakınlaşmaya başladı. Ekonomide
ve siyasette devletçilik ilkesi, neredeyse Rusya tarafından bile
terkediliyor.
2l. yüzyıla yaklaştığımız şu yıllarda resmi devlet
ideolojileri, tarihin çöplüğüne atılıyor. Anti demokratik
uygulamalar,artık Baas türü rejimlerin yaşadığı ülkelerde görülüyor.
Insan hak ve özgürlükleri, değer kazanıyor. Dünyadaki bütün bu
gelişmelere ayak uyduramayan, 'Ulusal onur' adına Türkiye'nin geleceğini
tehlikeye atan bir kesim var Türkiye'de. Bu kesim, bugün de Ittihat ve
Terakkî düşünceleriyle techiz edilmiş,
hiçbir politik ve kültürel vizyonu olmayan bir kesim. Tabir câizse,
l9. yüzyıl ile 2l. yüzyıl arasına sıkışıp kalmış ve kendilerini
geleceğe taşımaları da mümkün görünmüyor. Çünkü referanslarını Ittihat
Terakkî'ye yapan totaliter bir rejimin cebine girip geleceğe
ulaşabilmek kolay değil.
Neo Ittihatçılar, bugün bile resmi devlet ideolojisini savunuyorlar ve
"radikal Kemalist" bir retoriğe sahipler. Halkın seçtiği
milletvekillerini Meclis'ten uzaklaştırmak, onları cezalandırmak, RP
gibi bir partiyi kapatmakla tehdit etmek, inanan ve düşünen insanları
yargısız tutuklayıp cezaevine koymak, inancından dolayı örtünen
insanları üniversiteye sokmamak, Cumhuriyet bayramlarında "şarkıcı
promosyonlu" mitingler düzenleyip insanlara "Kahrolsun şeriat"
sloganları attırmak, gazetelerin manşetlerine inanan insanlarla ilgili
asılsız haberler yazarak onları polise ihbar edip tutuklatmak...
Tipik
"Ittihatçı davranış bozuklukları" nın bir sonucu. Aksiyon'a
açıklamalarda bulunan Vehbi Dinçerler'e göre, Ittihat Terakkî düşüncesi,
Türkiye'yi kaosa sürüklemekten başka hiçbir işe yaramaz. BBP Genel
Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na göre ise Ittihat Terakkî zihniyeti, bizi
bir kimliksizliğe sürükledi.
Ittihatçı kadrolar bir hayli kabarık. Neo Ittihatçı kabul
edebileceğimiz birçok isimden önde gelen bazıları şunlar olabilir: Oktay
Ekşi, Ilhan Selçuk, Refik Erduran, Emin Çölaşan, Ali Sirmen, Melih
Cevdet Anday, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal, Altan Öymen, Metin Toker,
Taha Akyol, Bedri Baykam, Hikmet Çetinkaya, Uğur Mumcu, Hıfzı Veldet
Velidedeoğlu, Ismet Giritli, Melih Aşık, Alev Coşkun, Oktay Akbal, Berin
Nadi, Mümtaz Soysal, Erdal Inönü, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Deniz
Baykal, Bülent Ecevit, Uluç Gürkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta
Güngör Özden, DGM Başsavcısı Nusret Demiral, Nevzat Ayaz, Hayri
Kozakçıoğlu, Bedrettin Dalan, Coşkun Kırca, Kaya Erdem, Mükerrem
Taşçıoğlu, Toktamış Ateş...
Bunun yanısıra isimleri burada
zikredilemeyecek kadar çok sayıda gazeteci, yazar, sanatçı, politikacı
ve bürokrat, "Neo Ittihatçı" olarak isimlendirilebilirler. Cumhuriyet
gazetesi, zaten tam kadro "Neo Ittihatçı" !
Yıl l994. Kapkara bir Ittihat Terakkî bulutunun bir türlü gitmek
bilmediği, kışı andıran uzun bir "siyasal mevsim" yaşanıyor Türkiye'de.
"Her gecenin bir sabahı, her kışın bir yazı var" demiş eskiler.
Cengiz ÇANDAR
Resmi devlet ideolojisini temsil edenler, Ittihat Terakkici...
Ittihat Terakki'nin siyasi çizgisi, bugün, "resmi devlet ideolojisi"
diye nitelediğimiz zihniyetten farklı değildir. Bir başka deyimle,
bugün, kim "resmi devlet ideolojisi"ni temsil ediyorsa, Ittihat
Terakki'nin bugünkü uzantısıdır diyebiliriz.
Askeri darbeler ve devlette göze çarpan "totaliter" ve "militarist"
özellikler arasında doğrudan bir ilişki olması gerekir. Zira, Ittihat
Terakki'nin, iktidara yürüyüş ve ele geçirme biçimi "darbe"ye ve
"darbede askeri unsurların kullanımına" dayanmıştır. Dolayısıyla, askeri
darbe geleneğinden söz edeceksek, bunun ucunu Ittihat Terakki'de
arayabiliriz.
Ittihat Teraki, "halaskar zabitan" anlayışını yerleştirdiği için,
devletin temellerinde bu "harç" önemli bir etken olmuştur. O anlamda,
devlet damgasının bulunduğu bütün kurumlarda ve bu arada basında,
"Ittihat Terakkici" yan, ister istemez, bulunur.
Tekrar vurgulamak gerekirse, Ittihat Terakkicilikle, "resmi devlet
ideolojisi" savunuculuğu veya temsilciliğini, bugün eş anlamlı saymak
icap diyor Bu çerçevede, Ittihat Terakki'nin bugünkü devamını, CHP ve
SHP ile sınırlandırmak doğru olmaz. Iktidar sahiplerinin tümü ve bu
arada onlara dayanak teşkil eden Türkeş gibi unsurları da "çağdaş
Ittihatçılar" zümresi içinde mütalâa etmek uygun olur...
17 Aralık 1994 / YALÇIN ÇETINKAYA
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-357-26-ey-ittihatcilik-ruhu.html internet sayfasından alınmıştır.