Liberalizm veya
özgürlükçülük,
bireysel özgürlüğü temel alan politika geleneği ve düşünce akımıdır.
Liberalizm içerisinde:
insan hakları, çoğulcu demokrasi,
sivil haklar, inanç özgürlüğü,
eşitlik,
barış,
adalet,
bireycilik,
serbest ticaret,
ifade özgürlüğü,
basın özgürlüğü ve
özel mülkiyet [1] gibi fikirleri barındırır. Ayrıca, ekonomik anlamda da değişim temelli bir ideolojidir.
18. yüzyılda liberal fikirlerin
Aydınlanma Çağı
filozofları ve iktisatçıları arasında yayılmasıyla Liberalizm ilk kez
belirgin bir hareket olarak ortaya çıkar. Onu Amerikan, Fransız ve diğer
Liberal devrimler izler.
Ünlü Liberal düşünür
John Locke'ın
devletin asli amacı olarak gördüğü birey haklarını (yaşama hakkı,
özgürlük, mülkiyet) koruma görevini, devlet yerine getirmekte başarısız
olması veya bizzat bu haklara kendisinin tecavüz etmesi durumunda,
devlete karşı başkaldırma hakkının doğması fikri liberal devrimcilerin
dayanak noktası olur.
Monarşilere
karşı yapılan devrimlerin sonucu yasaların egemenliği anlayışı
güçlenir, devletlerin yetkileri sınırlandırılır; yaşama, özgürlük,
mülkiyet ve mutluluğa erişme haklarının herkese ait olduğu kabul edilir.
19. yüzyıl köleliğin kaldırılmasıyla ve çeşitli ülkelerde vatandaşlara
eşit oy hakkı tanıyan politik eşitliğin tesis edilmesiyle kazanılacak
olan eşit haklarının sonuçları için verilen mücadelelerle geçen bir
dönem olur.
20. yüzyıl boyunca liberal fikirler daha da yayılır. Avrupa ve Kuzey Amerikada
klasik liberalizmin az taraftar toplaması sonucu
sosyal liberalizm güçlenir.
[2] ABD'de
Demokrat Parti adayı
Franklin D. Roosevelt 1932 yılında başlayan başkanlık döneminde
Yeni Düzen
adında çok yönlü bir yeniden yapılanma programı geliştirir.
Onunla
başlayan refah politikaları Demokrat Partiyi sosyal liberal kimliğiyle
bütünleştirecek süreci başlatır. Ayrıca Franklin ABD tarihinde en uzun
süre görevde kalmış başkan olur.
1947 yılında tüm dünyada liberal
partileri kapsayan, liberal demokrasinin geliştirilmesi ve
güçlendirilmesini amaçlayan
Liberal Enternasyonal
kurulur. Japonyada sağ politikaları savunan Liberal Demokrat Parti 54
yıl boyunca iktidarda kalır.
2009 yılında iktidardan düşen parti 2012
yılında tekrar iktidara gelir.
[3] Klasik liberal geleneğin takipçisi olanlar 1971 yılında
Liberteryen Partiyi
kurar ve bu parti kısa süre içinde ABD'nin üçüncü büyük partisi olur.
2010 yılında Liberteryenler tarafından tüm dünyada Liberteryenizmin
geliştirilmesini amaçlayan uluslararası bir ağ olan Enternasyonal
Liberteryenler kurulur.
Doğası ve Kökenleri
Doğuşu
Liberalizmin kökenlerini ilk çağ'da
Eski Yunan Siyasi ve İktisadi düşüncesinde bulunması olasıdır. Örneğin, İ.Ö. 5. yüzyılda
sofistlerin (
Protagoras,
Gorgias, Antiphon, Kallikles, Tharsymachos ve diğerleri) düşünce sistemlerinde liberal düşüncenin izleri görülebilir.
Yine
İlk Çağ'da
kimi düşünürler yapıtlarıyla onlardan sonraki düşünürler üzerinde etki
oluşturmuş ve liberalizmin doğuşuna kaynak yaratmıştır. Örneğin,
Aristo'nun
Politika adlı eseri bu konuyla ilişkilendirilebilir.
Orta Çağ'da
ise gerek Hristiyan gerekse İslam dünyasında kimi liberal düşünürler
görülür.
Örneğin Hristiyan dünyasında Saint Thomas d'Aquino ilk kez
iktidarın sınırlandırılması ve özgürlüğün korunması yönünde fikirler
ortaya atmıştır. Aquino bu anlamda Anayasacılığın, iktidarın
sınırlandırılması anlayışının, ilk savunucularından birisi olarak kabul
edilebilir.
O dönemde Saint Paulus'un
"Bütün iktidar Tanrı'dan gelir" sözüne karşılık, Saint Thomas,
"Bütün iktidar Tanrı'dan gelir, fakat halkın aracılığıyla kullanılır" görüşünü savunmuştur. Bu sözün
demokrasi ve liberalizm açısından büyük değeri vardır.
Yine Orta Çağ'da büyük İslam düşünürü
İbn'i Haldun liberalizmin ilk habercilerindendir.
İbn'i Haldun'un
Mukaddime adlı eserinde liberalizmin bazı temel ilkelerine rastlanır.
[4]
Etimolojisi ve Tarihsel Kullanımı
 |
| Kelime "hoşgörülü", "yenilikçi" ve "açık fikirli" anlamlarında da kullanılmaktadır.
|
Avrupa kaynaklı, İspanyolca'dan türetilmiş bir kelime olmakla
birlikte, aslı Latincedir.
Kelime, önceleri İngiltere kaynaklı, ulusal
olmayan politikaları ifade etmek amacıyla kötüleyici ve suçlayıcı bir
anlamda kullanılmıştır.
Garip ve ilginç bir şekilde, izleyen yıllarda
İspanyollar "Liberal" sıfatını İngiltere kaynaklı politikaların
nitelendirilmesi amacıyla kullanmaya başlamış ve Lockecu anayasal
monarşi ve parlementer yönetim ilkelerini savunan milletvekillerini
"liberales" olarak adlandırmıştır.
Bir başka görüşe göre,
Adam Smith,
Ulusların Zenginliği'ndeki
"liberal ihracat ve ithalat sistemi"
ifadesiyle liberal kavramını ilk kullanan yazar olmuştur. Zamanla
kullanımı yaygınlaşan kavram yüzyılın ortalarına ve sonlarına doğru
siyaset sözlüğüne iyice yerleşerek "laissez faire laissez passer"
(bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) ifadesinin yerini almış ve
düşünce özgürlüğünü,
ifade özgürlüğünü,
basın özgürlüğünü ve
serbest ticareti
savunanların adlandırılmasında kullanılan etiket duruma dönüşmüştür.
Ancak daha sonraları liberalizmin bir kavram olarak gittikçe
belirsizleştiği ve aşırı esneklik kazandığına tanık olunmuştur. Bunun
bir sonucu olarak Liberalizmin yirminci yüzyılda geçirmiş olduğu anlam
değişikliklerinden dolayı ‘sol’ düşünceleri savunanlara ABD'de "liberal"
denilmeye başlanması üzerine
klasik liberal geleneğin takipçisi olanlar, kendilerini ve düşüncelerini ‘liberaller’den ayırmak için "
liberteryen" kavramını kullanmıştır.
[5]
Önemli Tarihi Olaylar
Rönesans Hareketi
 |
| 1508-1511 arasında Raffaello tarafından yapılan bu freskte eski Yunan'ın en ünlü düşünürleri tasvir edilmektedir. |
Rönesans
hareketi ile insana, topluma, bilime, sanata, dine, tarihe tüm siyasal
ve sosyal olgulara bakış olarak büyük bir nitelik değişimi oluşmuştur.
Avrupa açısından
karanlık çağın bitişi insana ve insan aklına olan güven ile birlikte
aydınlanma çağının başlamasıdır. Avrupa açısından rönesans bir tarihsel dönüşüm, bir devrimdir.
[6]
Rönesans için ekonomik, siyasal ve kültürel düzeylerde 12. yy’dan
itibaren süreklilik içinde bir değişimden söz edilmesi mümkündür.
Rönesansla birlikte gelişen yeni bir insan anlayışı ve bu anlayışa bağlı
olarak vurgulanan özgürlük kavramı en önemli boyutudur.
[7]
Rönesansın asıl önemi özgürlük kavramı etrafında oluşan
bireycilik anlayışının gelişimine temel oluşturan bir hareket olarak yeni bir insan felsefesi doğurmuş olmasıdır.
[8]
Bu felsefe liberalizmin en önemli ilkeleri olan bireycilik ve özgürlük
anlayışının gelişmesini katkıda bulunmuştur.
Rönesansın insan
anlayışının en önemli noktası; insanın kendi eylemiyle kendini
gerçekleştiren, kendi tarihini kendi yapıp ettikleriyle oluşturan bir
varlık olduğu anlayışıdır.
Eski çağdaki
toplumsal ve bireysel şartların içine hapsolmuş durağan insan yerine
dinamik bir insan anlayışı doğmuştur.
Birey artık kişisel gelişim
tarihine kendisi yön verecektir. Bu, liberalizmin tüm felsefi teorilerin
kalkış noktası olan bireyin tarih sahnesine çıkışını ifade ediyordu.
Rönesans ile birlikte insan birey olarak toplumdan ayrı bir varlık
halinde anlaşılmaya başlanmıştır.
İnsanı cemaat, aile, veya toplumsal
tabakaların önceden verili hiyerarşik ve değişmez kalıplarının dışında,
ayrı bir varlık olarak anlaşılmasının kökleri atılmıştır. İnsan aklının
tek yol gösterici olduğu kabul edilmiş, insan aklının sürekli bir
şekilde ileriye doğru geliştiği anlayışı sonucu akıl dışı engellerin
kaldırılarak akla uygun “rasyonel” bir düzen kurmanın gerekli olması
anlamında projeler ve arayışlar başlamıştır.
Liberal arayışlar ve
Fransız devrimiyle özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganları bu
arayışların tarihsel sonuçları olmuştur.
Amerikan Devrimi
 |
| John Trumbull'ın tablosu. Kongre'nin Bağımsızlk Bildirgesi üzerine çalışması.. |
Amerikanın keşfi tüm Avrupa ülkelerinin ilgisini bu kıta üzerine toplamıştır.
İspanyol ve
Portekizliler
16.y.y.ın başlarında yerli uygarlıkları altüst etmişlerdi.
Yüzyılın
sonlarına doğru Avrupa’nın diğer uluslarının göçmenleri ve İngilizler
Amerika’da ilk sürekli yerleşim yerlerini kurdular. İngiliz
kolonilerinde ilk yasama meclisi Temmuz 1619 da kuruldu. Bu arada
efsanevi bir olay niteliğini alan küçük Myflower gemisi ile 200 İngiliz
püriteni Plymouth Rock’a ayak bastı.
[9]
Bu püritenler aynı yıl çoğunluk ve eşitlik esasına dayanan bir yönetim
kurdular. Bu dönemde İngiltere’de 17.y.y.başlarında Cromwel olayı ile
noktalanan Püritenist devrim gerçekleşmişti. Püritenler görev dağılımı
ve temsilde eşitlik, insan özgürlüğünün sınırlanmaması gerektiği
düşüncelerini kıtaya yaymaktaydılar.
[10]
İngiltere’de ve kıta Avrupa’sında
faydacılık
ve liberalizm akımlarının gelişmesi belirli ekonomik ve sosyal
aşamaların sonucunda olmuştur. Devrim sırasında Amerikan kolonilerinin
ekonomik ve sosyal ilişkilerinde ağır basan kesim tarımdı. Yani Amerikan
devrimine bir tarım toplumu şekil vermiştir.
Göçler kesintisiz devam
ediyor, Avrupa ve İngiltere’deki mutlakiyet rejimlerinden kaçan
göçmenler, kafalarında umutları ve Avrupa’daki özgürlük düşünceleri ile
Amerika kıyılarından karaya çıkıyorlardı. Artan göçlerle beraber,
çeşitli koloniler arasında milliyetçilik gelişmeye başladı.
İngiliz
kolonileri, 13 tane idi ve her koloninin başında bir vali vardı. Vali
ile beraber koloni halkının seçtiği bir de meclis vardı. Vali ile halk
meclisi devamlı çatışma halindeydi. Yedi yıl savaşlarında bozulan bütçe
için yeni ve ağır vergilerin konması, kolonileri eyleme geçirdi.
İngiltere’ye karşı eylemlerin birincisi 1765’te Pul Kanunu Kongresi
oldu. 5 Eylül 1774’te
Pennsylvania’nın Filadelfiya kentinde toplanan ilk parlamento iki kıta kongresi yaptı.
Kongre, şu önemli kararı aldı:
“Sömürge
fermanına uygun hareket etmeyen Vali iktidarını kaybeder. Hükümetsiz
koloni kendi kaderini kendi tayin eder. Koloni halkı, ayrı, özgür ve
bağımsızdır”. 19 Nisan 1775’te başlayan ilk çatışmalarla Amerikan
kolonileri, İngiltere’ye karşı bağımsızlık için savaşa başladı.
Bütün
Amerika’yı etkileyen oradan da Avrupa’yı etkisi altına alacak olan bir
beyanname ile Amerika bağımsızlık savaşını noktalanır. Bu beyanname;
siyasal liberalizmin ilk ve en önemli siyasal belgesi olarak tarihe
geçmiştir.
Thomas Jefferson,
John Adams,
Benjamin Franklin,
Robert R. Livingston ve Roger Sherman tarafından düzenlenen büyük
bölümünü Thomas Jefferson'ın yazdığı “4 Temmuz 1776 Bağımsızlık
Bildirgesi” dir bu beyanname. Bildiri Avrupa’yı da etkilemiş, siyasal
liberalizmin temel felsefesindeki gelişmeleri hızlandırmış, halkın
özgürlük ve eşitlik taleplerini arttırmıştır.
 |
| Fransız devrimi sırasında elinde üç renkli bayrağı tutan birinin tasviri. |
Fransız Devrimi
 |
| Fransız hükümetinin resmi logosu. Fransız Devrminin sloganını görüntüler. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik. Bu aynı zamanda liberal ilkelerin tarihin akışını etkilediğinin bir kanıtıdır. |
Amerikan devrimi
kıta Avrupa’sını etkilemiştir. Geç de olsa Amerika’daki gelişmeler
İngiltere’ye, Fransa’ya yol göstermiştir. Fakat Amerika devriminden daha
etkili olarak 1789’da Fransa’da bir devrim yaşanmıştır.
Fransız Devriminin etkisinin büyüklüğü savunduğu fikirlerin daha hızlı yayılma imkanına sahip olmasıydı.
Devrim eski düzeni yıkıp yeni bir düzen ortaya çıkardı. Yeni düzenin sözcülüğünü
“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”
üstlenecekti.
Feodal düzenden doğan sosyal hukuki ayrıcalıklar ortadan
kaldırıldı. Angarya kaldırıldı ve toprak mülkiyeti sınırlandırıldı.
Tüm
insanlar yasalar önünde eşit kabul edildi. İnsan ve Yurttaşlık Hakları
Bildirisi kapsamı bakımından evrensel, ifadesi bakımından soyut,
inançları bakımından iyimserdi.
[11]
Fransız Devriminin doğurduğu İnsan Hakları Bildirisi liberalizmin
savunduğu temel ilkeler açısından destekleyici bir belgedir. Bu belge
ile liberalizm hedeflerini gerçekleştirmek için dev bir adım atmıştır.
İnsan ve Yurttaşlık hakları Bildirisi Ulusal Meclis tarafından 26
Ağustos 1789’da kabul edildi. Hazırlanacak olan anayasanın başlangıç
kısmına insan haklarını ve özgürlüklerini açıklayan bir bildirinin
konması zorunlu görülmüştür:
“toplumların uğradıkları felaketlerin ve
yönetimlerin bozulmasının tek nedeni insan haklarının bilinmemesi,
unutulması ya da hor görülmesidir” şeklinde bir başlangıç konmuştur.
İyi bir anayasanın ancak insan haklarına dayanması ve onu koruması
gerektiği belirtilir. Bu bildiri yeni çağın siyasal ilkelerini
belirlerken aynı zamanda da eski düzenin ayrıcalıklarına dayanan
bozulmaya açık sosyal, siyasal yapısını yıkıyordu.
Bildiri ister koruyucu ister cezalandırıcı olsun herkesin yasa önünde
eşit sayılacağı ilkesini açıklıyor ve eski düzenin ayrıcalıklara
dayanan yapısını yıkıyordu. Yasa önünde eşit sayılan yurttaşların
yeteneklerine göre her türlü kamu görevi , rütbe ve mevkilere eşit
olarak kabul edilebilecekleri ilan ediliyordu. Bu ilan eski düzeni
temelinden yıkmaktaydı.
Keyfi tutuklamaları ve cezaları yasaklayan
bildiri eski düzenin keyfi yönetimine son veriyordu. Konuşma, yazma ve
yayın özgürlüğünü getiren bildiri eski düzenin sansürcü sistemini
yıkıyordu. Vergi koymayı ulusun ya da ulusun temsilcilerinin iradesine
bağlayarak eski düzenin keyfi vergileme sistemine, keyfi el koymalarına
son veriyor, vergide adalet ve eşitlik ilkesini getiriyordu.
Bildiri ,
eski düzenin Katolik kilise örgütünün insanları vicdanları üzerinde
kurduğu tekeli yıkıyor, dini inanç özgürlüğünü getiriyordu. Kimse
inançları nedeniyle ki bunlar dini inanç olsa bile rahatsız
edilmeyecektir ilkesini savunuyordu. Bildiri, liberalizmin temel
ilkelerini bu şekilde dile getirirken çağdaş hukuk anlayışını da
liberalizmle örtüştürüyordu.
Devletin, siyasal toplumun ve iktidarın
varlık nedeni insanların sahip olduğu haklarının ve özgürlüklerinin
korunmasıdır. Devlet, iktidar ve toplumun yararı için kurulmuştur.
Bildiri giriş bölümünde insan haklarının
evrensel olduğunu belirtiyor ve insan haklarının doğal haklar olduğunu söylüyordu.
Doğal haklar
insanın sırf insan olmasından dolayı sahip olduğu haklardır ve insanın
dışında hiç bir güçten ve iktidardan kaynaklanmaz. İnsan hakları
devredilmez.
İnsanlar kendi istekleri ile dahi bu haklardan
vazgeçemezler. Bu haklar zaman aşımına uğramaz, kutsaldır, ihlal
edilemezler. Devletin amacı da insanların bu kutsal haklarını
korumaktır.
İnsanların bu doğal hakları; özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve
baskıya karşı direnmedir.
[12]
Fransız Devriminin getirdiği ilkeler liberal düşünürlerin teorilerini
yansıtıyordu ve kendisinden sonra gelecek düşünürlere de cesaret
veriyor, yol gösteriyordu.
Bazı Liberalizm Türleri
Sosyal Liberalizm
Sosyal liberalizm, liberalizm'in
sosyal adalet
içermesi gerektiğini savunan siyasi ideolojidir. Sosyal liberaller,
toplumda yardıma ihtiyacı olan kesimlere dikkat çeker ve refah düzeyini
arttıracak politikalara öncülük eder.
Sosyal liberalizm, sivil hakların
genişletilmesi, sosyal güvenlik, sosyal sınıflar arasındaki iktisadi
dengesizliklerin giderilmesi, iktisaden zayıf durumda bulunan sosyal
sınıfların diğer sosyal sınıflara karşı korunması, çalışanların
yaşadıkları toplum içinde insan onuruna yaraşır bir asgari hayat
standardına kavuşmalarını sağlayacak şekilde milli hasıladan pay
almalarını; sabit gelirli tüketicilerin büyük üretici firmalara karşı
korunması, vergi yükünün dar gelirlilerden yüksek gelirlilere doğru
kaydırılması, küçük üreticilerin büyük üreticiler karşısında korunması;
özellikle eğitim, sağlık, altyapı ve çevrenin korunmasıyla ilgili
hizmetlerin devlet tarafından yapılması vb. gibi amaçları içinde
barındırır.
Sosyal liberaller, tüm insanlar için sosyal eşitliğe
inanırlar; ırk, cinsiyet vs. gibi konularda ayrımcılıkla mücadele
ederler. Sosyal liberal düşünceler ile partiler merkez veya merkez sol
olarak kabul edilir. Sosyal liberalizm terimi genellikle
"modern liberalizm" olarak da ifade edilir.
Muhafazakâr Liberalizm
Muhafazakâr liberalizm,
bireysel özgürlük, serbest ekonomi girişimciliği, düşünce, din ve
vicdan özgürlüğünü; halkın geleneksel, kültürel yapısını göz önünde
bulundurarak reformu öngören
sağcı
ideoloji özgürlüğüdür. Bu tip liberaller radikal değişimlere karşıdır.
Onlara göre herhangi bir değişim toplumsal yapıya uygunluğu oranında
meşrudur.
Klasik Liberalizm
Klasik liberalizm,
bireysel özgürlük üzerine kurulu ve bu özgürlüklerin korunmasıyla
sınırlandırılmış, topluma yüksek oranda avantaj sağlayacak bazı
hizmetleri sunan bir devletin olması, geriye kalan tüm fonksiyonların
düşürülerek serbest piyasa tarafından karşılanması gerektiğini savunan
ideojidir.
Klasik liberaller
laissez faire
ekonomi politikalarını savunur, iktisadi özgürlükler ve piyasa
ekonomisini vurgular, devletin görev alanının genişletilmesine karşı
çıkar. Genellikle görüşlerini diğer liberallerden ayırmak ve anlam
karışıklığını önlemek amacıyla kendilerini
liberteryen olarak da adlandırırlar.
Neoliberalizm
Neoliberalizm, 1929 Büyük Bunalımının ardından Keynezyen
İktisat Okulunun "Müdahaleci Devlet" anlayışı bütün dünyada önem
kazanmaya başlamıştır. Keynezyen iktisat politikaları bütün dünyada
1970'li yılların sonlarına dek uygulanmıştır. Bu politikaların bir
sonucu olarak devletin ekonomideki rolü ve işlevleri pek çok ülkede
genişlemiştir.
Devletin büyümesinin ortaya çıkardığı yeni sorunlar
(kronik bütçe açıkları, yüksek vergi yükü, enflasyon vb.) iktisatçıları
bir takım yeni çözüm arayışlarına yöneltmiştir. 1960'lı yıllar ve
özellikle 1970'li yılların başlarından itibaren klasik liberalizmin
temel ilkelerini savunan çağdaş liberal düşünce okulları akademik ve
politik çevrelerde seslerini duyurmaya başlamıştır.
Ordoliberalizm
Ordoliberalizm, Walter Eucken, Franz Böhm, F.Meyer, K.paul
hansel, Wilhelm Röpke, Alexander Rüstow, Leonard Milksch ve diğer bazı
iktisatçılar görüşlerini uzun yıllar
ORDO başlığı taşıyan bir dergi vasıtasıyla yayınlamışlardır. Böylece ordoliberalizm adı verilen bir akım ortaya çıkmıştır.
Ordoliberaller hem merkezi planlamayı hem de laissez faire ilkesini
reddetmektedirler. Bu düşünürler serbest mübadelenin erdemlerini açıkça
kabul etmekle birlikte, serbest piyasanın sosyolojik, ekonomik ve ahlaki
bakımlardan kendi kendine işler olmadığını belirtmektedir.
Ordoliberalleri piyasa ekonomisine fonksiyonel işlerlik kazandırmak için
devletin düzenleyici kararlar almasını ve uygulamasının gerekli
görmektedirler. Ordoliberalleri "serbest piyasa ekonomisi" kavramı
yerine "sosyal piyasa ekonomisi" kavramını kullanmayı yeğlemektedir.
Onlara göre sosyal piyasa ekonomisinde, klasik liberalizmin sınırlı
devlet düşüncesinin yerine sınırlı ve fonksiyonel devlet düşüncesi
almıştır.
Ordoliberalleri laissez faire ekonomisine eleştiriler yöneltirken
devletin ekonomideki görev ve fonksiyonlarını bir ekonomik düzen
politikası içerisinde belirlemeye çalışmaktadırlar.
Buna göre devlet;
özel mülkiyet ve mülkiyetin kullanım kurallarını, para sistemini
oluşturan kuralları, mali sistemi oluşturan kuralları, tekellerin
kontrolü ve rekabete işlerlik kazandıracak kuralları ve benzeri diğer
kuralları saptar. Ekonomik düzen politikası piyasa ekonomisine
fonksiyonel işlerlik kazandıracak, böylece merkezi planlamaya ihtiyaç
duyulmayacaktır.
Temel Fikirler
Bireycilik ve Bireysel Özgürlük
Bireycilik başlıca iki türde anlamı bünyesinde barındırır. Bunlardan
ilki toplumun, toplumsal düzenin ve toplumsal yapıların ancak bunların
kurucu unsuru veya temel birimleri olan bireylerden, onların
davranışları doğrultusunda açıklanabileceğini savunur.
Başka bir
anlatımla, liberalizmin bireyciliği onun toplumsal olanın varlığını
reddettiği anlamına gelmez; yalnızca toplumsal gerçeğin bireysel
elementleriyle açıklanabileceğini söyler.
[13]
İkinci olarak, liberalizm ahlâki veya normatif anlamda da bireycidir.
Normatif bireycilik her bir bireyin ayrı bir değer olduğunun kabul
edilmesini ifade eder.
Her bir birey kendisi için yaşamı neyin değerli
kıldığına ancak kendisi karar verebilir. Bu çerçevede, bir soyutlama
olarak toplumun onu oluşturan bireylerinkinden ayrı bir varlığı, iradesi
ve amaçları yoktur.
Bireylere bağımsız bir değer olarak saygı göstermek
gereği onların her birinin ahlâki bir statüye sahip olmalarından
kaynaklanır.
Ahlâki bir değer olarak bireycilik, bireysel insanların
kendi potansiyellerini geliştirebilecekleri ve değerlerini belirleyip
gerçekleştirebilecekleri bir alanın varlığına gereksinim gösterir.
Kendini geliştirme ancak bireysel olarak başarılabilir.
Özgürlük bireysel bir durumu belirtir, özgürlüğün öznesi herhangi bir
toplu varlık biçimi (toplum, ulus, grup, cemaat vs.) değil, yalnızca ve
her zaman birey olarak insandır.
Dolayısıyla, liberallerin “özgür
toplum” sözüyle belirttikleri, genellikle, özgür bireylerden oluşan ve
özgürlüğü güvenceleyen kurumlarla donatılmış olan bir toplumdur.
Liberal
kuramda özgürlük esas olarak politik bir değerdir. Politik anlamda
özgürlük siyasi baskıdan korunmuşluk durumunu belirtir.
Hoşgörü
Hoşgörü, insanların onaylamadıkları davranışlara ya da eylemlere
müdahele etmemeleri gerektiği inancıdır.
Bu inancın iki temel niteliği
bulunur: belirli bir davranışın onaylanmaması ve kişilerin kendi
görüşlerini başkalarına dayatmalarının reddedilmesi.
Ahlaki açıdan ikna
etmek, muhakemede bulunmak ya da argümanlar ileri sürmek gibi bazı
müdahele biçimleri meşru olabilir, ancak baskı yapmak ya da güç
kullanmak değildir.
Hoşgörü bireysel özgürlüğe bağlılığın önemli
ifadelerinden biridir. Bireysel özgürlüğü olduğu bir yerde insanlar, pek
çok insanın görüşünden gayet farklı olsa bile, iyi yaşama dair kendi
görüşlerini takip edebilirler.
Bireyler bağımsız, yani kendi yaşamları
ve içinde bulundukları koşullar üzerinde kontrol sahibi
olabilmelidirler.
Özerklik
Özerkliğin farklı anlamları vardır. Mesela William Galston
özerklikten kendini yönetmeyi kastetmektedir. Liberal özerklik çok kere
kendinin, başkalarının ve toplumsal pratiklerin devamlı olarak akılcı
incelemeden geçirilmesiyle ilişkilendirilmiştir.
[14]
Andrew Mason da buna benzer şekilde, özerkliğin kendi kendini yönetme
veya kendi yazgısını kararlaştırmayla ilgili olduğunu belirtmekte ve
bunun akıl tarafından yönetilmek ve başkalarının iradesinden bağımsız
olmak (kendisi tarafından yönetilmek) gibi iki unsuru bulunduğunu
belirtmektedir. Bu ikinci unsurla ilgili başlıca özerklik anlayışları
ise “bağımsız düşünceli” olmak ve “eleştirel-düşünme” yeteneğidir.
[15]
Susan Mendus ise özerkliği, Kantçı bir tarzda, kişinin kendisi için
belirlediği bir yasaya itaat etmesi olarak tanımlamaktadır. Bu tanımın
da üç unsuru var:
- Özerk kişi eylemde bulunabilecek bir konumda olmalıdır; yani,
işkence veya ceza tehdidi gibi dış etkenlerin zorlaması altında
olmamalıdır.
- Özerk kişinin eylemlerini istekleri yönetmemelidir veya kişi
ussallığını baltalayacak güçlü etkenlerin baskısıyla hareket
etmemelidir. Özetle özerk kişi akılcı, özgür bir seçici olmalıdır.
- Özerk birey uyacağı yasayı kendisi yaratmalı veya koymalıdır.
Başkalarının zor kullanılarak yaptırılan eylemlerinden bağımsız olmanın
yanında, onların iradesinden de bağımsız olmalıdır. Onun için, üzerinde
düşünüp taşınmadan geleneğe veya günün pratiğine uyan kişinin doğru
anlamda özerk olduğu söylenemez, çünkü onun iradesi çevresindekilerin
iradesi tarafından belirlenmektedir. Özerkliğin bu anlatımı kişinin
yalnızca (zordan, sınırlandırmadan ve tehditten özgür olma gibi)
standart negatif özgürlükleri değil, fakat aynı zamanda toplumsal
törenin ve geleneklerin boğucu sınırlarının ötesine geçip özgür olmayı
da gerektirmektedir.[16]
Kısaca özerklik fikri kişinin seçimlerinin dışsal etkenler tarafından
belirlenmemesini, kendi gerçek iradesinin sonucu olması gerektiğini
savlar.
Çoğulculuk ve Tarafsızlık
Liberalizm toplumsal-siyasi tasarımı açısından bakıldığında çoğulcu bir teoridir. Charles Larmore’a göre,
[17]
liberalizm, nihai önemdeki meseleler hakkındaki görüş farklılıklarımıza
rağmen, birlikte yaşamanın zora başvurmayan bir yolunu bulabileceğimize
ilişkin umudumuzu simgeler.
Ona göre, hayatı neyin yaşanmaya değer
kıldığı konusundaki farklı görüşlerimizi koruyarak öz bir ahlakilik
açısından anlaşmaya varabiliriz.
Liberalizm başlangıçta insan aklının
özgür kullanımı yoluyla ahlâki ve siyasi konularda doğrunun
bulunabileceği inancının baskın etkisi altında kalmışsa da, zamanla
toplumsal bilimlerdeki gelişmeler ahlâk ve toplumsal düzen konularında
akla uygun olarak farklı sonuçlara ulaşılabildiğini, başka bir
anlatımla,
“aklın yolu”nun hiç de “bir” olmadığını' göstermiştir.
Farklı kültürler arasında olduğu kadar, her bir kültürün kendi içinde
de durum böyledir. Belli bir toplumda aynı anda farklı iyi
anlayışlarının var olduğu anlamına gelen bu durum liberallerin akla
güveni büsbütün yitirmelerine yol açmamışsa da, bunlar arasında daha
ölçülü bir akılcılığı yeşertmiştir. Bu durum ayrıca kimi liberalleri
göreceliğe ve “değer kuşkuculuğu”na yaklaştırmıştır.
Öz-Sahiplik
John Locke’un
“öz-sahiplik” düşüncesinin liberalizmin temellerinden olduğuna kuşku
yoktur. Öz-sahiplik düşüncesini Matt Zwolinski’nin anlatımını izleyerek
şöyle özetlenebilir: Locke’un başkalarına zarar vermenin yasak olduğuna
ilişkin inancı onun her bir bireyin “onun kendi kişisi üstünde bir
mülkiyete” sahip olduğuna ilişkin daha temel inancından kaynaklanır.
Başka bir anlatımla, bireyler kendilerinin sahibidirler. Bu, her bireyin
kendi bedeni üstündeki bütün kullanım haklarına sahip olduğu anlamına
gelir.
Ayrıca, yapmak istediğimiz hemen hemen her şey için harici
malların kullanımına da ihtiyacımız olduğundan, Locke bunlar üzerinde de
bir şekilde mülkiyet edinebilmemiz gerektiğini düşünmüştür. Bunun da
olağan yolu, sahip olduğumuz kendi emeğimizi bu harici mallara
katmaktır.
Böylece onları da mülk edinmiş oluruz. Böylece, Tanrı’nın
onlara ortak olarak verdiği dünya bireylerin özel kullanımına açılmış
olur. Ancak, Locke’a göre, harici malları özel mülk haline
getirebilmenin bir sınırı vardır.
“Lockecu şart” denen bu sınıra göre,
sahiplenmenin meşru olması için geriye “başkalarının ortak kullanımı
için yeterli miktarda ve iyi durumda” bırakılmış olmalıdır.
İlkeler ve Ayrımları
Bireycilik
Bireycilik, bireyin özgürlüğüne büyük ağırlık veren ve genellikle
kendine yeterli, kendini yönlendiren, görece özgür bireyi ya da benliği
vurgulayan siyaset ve toplum felsefesidir.
Bireycilik, her şeyden önce
insanlığın toplumsal birliklerden değil, bireylerden oluştuğu
düşüncesine dayanır. Otoriteye ve birey üzerinde özellikle devlet
tarafından uygulanan her türlü denetime karşı çıkar.
Ayrıca "ilerleme"ye
inanır, ilerlemenin bir aracı olarak da bireye farklı olma hakkı
tanınır. Bireyin varlığı sınıf, halk gibi bütünlerden daha gerçektir.
Birey toplumun, her türlü kurum ve yapının üstündedir, herhangi bir
toplumsal bütünden daha fazla ahlaki değere sahiptir.
Bireyler bir ideal
uğruna eritilemez, tercihleri kimilerinin kamusal dediği genel ve soyut
şeyler için yok sayılamaz. Her birey önemlidir, her birey saygıya
değerdir. Bireye dayanmayan ve bireysel istek ve iradeden kaynaklanmayan
her türlü toplumsal bütün liberalizm için en büyük tehdittir.
Özgürlük
Locke, sınırlı devlet projesine henüz devletin ortaya çıkmadığı bir
doğa durumu tasavvuru ile başlar. Doğa durumunda her bireyin Tanrı
tarafından bahşedilmiş, devredilemez, elden alınamaz nitelikte olan
hakları vardır.
Locke, bunların hayat, özgürlük ve mülkiyet hakları
olduğunu belirtmiş ve tamamını genel mülkiyet hakları altında
toplamıştır. Devletin olmadığı bu durumda bireyler arası ilişkilere
düzen veren bir doğa yasası vardır. Doğa yasasının kuralları akıl yolu
ile bulunabilir.
Doğa yasası, her bireye kendisinin ve başkalarının
mülkiyetini hak tanımaz kişilere karşı savunma ödevini yükler. Bireyler,
saldırganları cezalandırma hakkına sahiptir. Ancak, sadece hakkı
yenenler tazminat alma hakkına sahiptirler.
Bir taraftan, hak tanımaz
kişilerin tecavüzlerini daha etkin bir şekilde önlemek, diğer taraftan
da bireylerin özellikle kendi haklarına tecavüz edenleri cezalandırmak
ve zararlarını tazmin ettirmek hususunda hakkaniyet ölçülerinin dışına
taşabilmeleri ihtimalinin önüne geçebilmek için, bireyler bir sosyal
sözleşme ile devleti tesis ederler.
Bunu yaparken bireyler, kendilerini
savunma hakları saklı kalmak kaydıyla, doğa durumunda sahip oldukları
doğa yasasını çiğneyenleri cezalandırma hakkını tamamen siyasal
otoriteye devrederler. Böylelikle siyasal itaatin temeline de bireylerin
rızası yerleştirilmiş olur.
Ancak, bireylerin siyasal otoritenin
yönetimi altına kendilerini sokmaları anlamında gösterdikleri bu rıza,
koşulsuz bir teslimiyet de değildir. Devletin, asli amacı olan birey
haklarını korumak görevini yerine getirmekte başarısız olması veya
bizatihi bu haklara kendisinin tecavüz etmesi halinde, bireyler
açısından sözleşme hükümsüz sayılıp, devlete karşı başkaldırma hakkı
doğar.
 |
| Hayek serbest piyasa düzeninin felsefi savunucularındandır. Avusturya
Okulu'nun 20. yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden biridir. 1974'te
Nobel Ekonomi ödülünü almıştır. Merkezi ekonomik planlamanın insanların
özgürlüklerini ve ihtiyaçlarını kısıtlayacağı tezini vurgulamış,
çoğulculuğu ve ekonomik sübjektivizmi savunmuştur. Hayek'e göre iktisadi
karar verme hakki, bireylerden, onların değerlerinden ve amaçlarından
bağımsız değildir. Kölelik yolu (1944) adlı eseri, Hayek'in özgürlük
savunusuna adadığı uzun entelektüel hayatının en çarpıcı
ürünlerindendir. Klasik liberal geleneğin takipçileri arasındadır. |
Locke ile benzer sonuçlara, Locke’tan farklı bir yol izleyerek ulaşan
bir başka liberal düşünür David Hume’dur. Locke’un insan haklarının
tespiti ve bu hakları koruyacak olan siyasal iktidarın oluşturulması
sürecinde izlediği rasyonalist metoda Hume’un düşüncesinde rastlanmaz.
Hume, bireylerin akıl yoluyla bulunabilecek tabii haklarının olduğu ve
bu hakları korumak üzere bir sözleşmeyle devletin oluşturulduğu fikrini
reddeder. Hume’a göre tıpkı diğer sosyal kurumlar gibi, mülkiyet kurumu
ve devlet kurumu da tarihsel tecrübe içinde kendiliğinden ortaya çıkmış
ve fayda sağladığı için de muhafaza edilmiştir.
Mülkiyet kurumu, insan
ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasına hizmet eder. Bu nedenle
mülkiyetin istikrarı, rıza ile transfer edilebilmesi ve bireylerin
birbirlerine karşı verdikleri sözlerin tutulması toplumsal varoluşun
sürdürülebilmesi için büyük önem taşır.
Devletin sağladığı en temel
fayda ise toplumsal düzen ve adaletin sağlanmasıdır. Bu kurumun olmadığı
bir ortamda kendilerini ve yakınlarını öncelikli olarak düşünmeye
yatkın, kısa vadeli çıkarlarını uzun vadeli çıkarlarına tercih etmeye
eğilimli olan bireyler, kıtlığın olduğu bir dünyada birbirlerinin
mülkiyet haklarına tecavüz ederek birbirleriyle boğaz boğaza
geleceklerdir.
Toplumsal birlikte varoluşun sağladığı faydaları devam
ettirebilmek için, bu türden adaletsizliklerin önüne geçilmesi gerekir.
Bu yüzden devlet kurumuna ihtiyaç vardır.
[18]
Hem sosyal sözleşme geleneğinin liberal temsilcilerinden Locke’un
düşüncesi, hem de evrimci-rasyonalizm olarak nitelendirilen düşünce
geleneğinin öncüsü Hume’un düşüncesi, klasik liberalizm olarak
adlandırılan liberal gelenek içerisinde yer alır.
Bu geleneğin 20.
yüzyıldaki önde gelen takipçileri arasında
Friedrich von Hayek,
Ludwig von Mises,
Milton Friedman ve
Robert Nozick
gibi düşünürler yer almaktadır. Bu düşünürlerin en temel ortak
noktaları, bireyin özgürlüğüne atfettikleri önemde bulunmaktadır.
Mack
ve Gaus’a göre, klasik liberaller için bireysel özgürlük, merkezi siyasi
ve yasal normu oluşturmaktadır. Klasik liberaller, klasik demokrasi
teorisyenlerinin ileri sürdüğü gibi özgürlüğün ancak kamusal alanda
aktif katılımla gerçekleşebileceği düşüncesinde değildirler.
Bilakis,
onlar bireysel özgürlüğe karşı en büyük tehlikenin siyasal alandaki
sınırlandırılmamış güçten gelebileceği endişesini taşırlar. Onların
özgürlük anlayışı, B. Constant’ın ayrımıyla modern özgürlük anlayışıdır
ve ancak müdahaleden korunma anlamında bireyin özgür olabileceğini ifade
eder.
 |
| Thomas Hill Green 1836 yılında Yorkshire, Birkin'de parish rektörünün
oğlu olarak doğar. Rugby'den Oxford Balliol Kolejine gider. Yaşamının
geri kalan bölümünü orada öğrenci, öğretmen, profesör olarak geçirir.
1878'de Ahlak felsefesi profesörü seçilir ve 1882'de ölene dek bu görevi
sürdürür. Green, akademik görevlerinin yanı sıra, kendisini eğitimsel,
politik ve toplumsal etkinliklere de adar. Bunları yaparken her zaman
için düşük gelirli sınıflara sıcak bir sempati ile yaklaşır ve
demokrasiye olan inancını korur. Kendisi ayrıca sosyal liberalizmin öncüsü olarak da nitenlendirilir. |
20. yüzyılın önde gelen liberal filozoflarından
Isaiah Berlin’in
kavramlaştırmasıyla, klasik liberal ve liberteryenler “negatif
özgürlük” anlayışına sahiptirler. Negatif özgürlük anlayışı, bireyi
başkalarına zarar vermeyen kendi tercihleri konusunda serbest bırakmak
dışında ikinci kişilere hiç bir pozitif yükümlülük yüklemez .
Bu
çerçevede, “bireysel özgürlük, bireyin diğer bireylerden meşru olarak
talep edebileceği tek şeydir. Ancak, geniş liberal gelenek içerisinde
yer alan tüm düşünürler, özgürlüğün bu negatif yorumuna bağlı kalmazlar.
Nitekim, daha 19. yüzyılda Thomas Hill Green, bireylerin dışarıdan bir
baskıya maruz bırakılmamalarının onların gerçekten özgür oldukları
anlamına gelmediğini ifade etmiştir. Green’e göre, bireylerin özgür
addedilebilmesi için onların kişisel potansiyellerini gerçekleştirme
doğrultusunda diledikleri şeyleri yapabilmeye muktedir olmaları da
gerekir.
Green için özgürlük ‘yapmaya ya da zevk almaya değer bir şeyi
yapmak veya zevk almak hususunda olumlu bir güç ya da yeterliliktir.’
Dolayısıyla, insanın gerçekten özgür olabilmesi için, yalnızca ona bu
imkânı sağlayan hukuksal bir çerçevenin bulunması yeterli değildir.
Aynı
zamanda fiili olanaklardan, toplumun ürettiği mal ve hizmetlerden pay
almalı ve bireyin gücü ortak refaha katkıda bulunacak ölçüde artmalıdır.
Basit bir örnekle açıklarsak, bireyin kişisel gelişimine katkıda
bulunabilecek olan seyahat özgürlüğüne gerçek anlamda sahip olabilmesi
için onun seyahat etmek istemesi halinde engellenmemesi yetmeyip, bilet
alabilecek maddi imkânlara da sahip olması gerekir.
Bu bağlamda, Green
topluma bireyi refah devleti benzeri pozitif destekler sağlayarak
özgürleştirme misyonunu yükler. Literatürde bu yaklaşım pozitif özgürlük
anlayışı olarak nitelenmektedir.
Pozitif özgürlük anlayışının bir diğer kavramlaştırması I. Berlin’de
görülür. Berlin’e göre insan ben’i yüksek ben ve alçak ben olarak ikiye
ayrılmıştır. Özgürlük, yüksek ideallerin hizmetinde olan yüksek ben’in,
tam tersi istikametteki alçak ben’e hakim olması ve insanın alçak ben’in
yansımaları olan basit çıkarlar peşinde koşması yerine, yüksek ben’in
alçak ben’i kontrol altına alması ve insanın yüksek ben’den kaynaklanan
yüce ideallerin buyruğunda olmasıdır.
Özgürlüğün bu pozitif yorumuna
bağlı kalan liberaller, “modern liberaller” olarak isimlendirilir.
Modern liberaller arasında John Rawls, Ronald Dworkin ve Will Kymlicka
gibi düşünürler yer almaktadır. Modern liberallere göre, bireylerin,
kendi iyi hayat anlayışlarını oluşturabilmeleri için onların dış
baskıdan korunmaları (negatif özgürlük) yetmez; bireyler aynı zamanda
imkânlarla (pozitif özgürlük) da donatılmalıdırlar.
Serbest Girişim
Serbest girişim, mal ve hizmetlerin gönüllü mübadelesine dayanan
ekonomik bir sistemdir. Bu sistemde insanlar nerede çalışacaklarına,
nereye yatırım yapacaklarına, emeklerinin ürünlerini nasıl
harcayacaklarına ya da saklayacaklarına ve kimlerle ticaret
yapacaklarına kendileri karar verirler ve böylece ekonomik ilişkilerini
kendileri tayin ederler.
İnsanlar serbest girişim toplumunda bu
kararları almakta serbesttirler, çünkü kanunî yapı mülk edinmelerine,
(emekleri dahil) sahip oldukları şeyleri mübadele etmelerine ve kanunen
bağlayıcı sözleşmeler yapmalarına izin verir. Bu kanunî idare,
bireylerin ticarî işlerini yürütmek için yasal birliktelikler kurarak
ortak faydaları için işbirliği yapmalarına izin verir.
Buna şirketler,
ortaklıklar ve kâr amacı gütmeyen örgütler kurmak da dahildir. Devlet,
insanların mülklerini koruma ve onları yaptıkları sözleşmeleri yerine
getirmeye zorlama rolünü üstlenir; böylece insanlar birbirleriyle güven
içinde ticaret yapabilirler.
[19]
Sivil Toplum
Aile, kilise, spor ve müzik kulüpleri, yardım dernekleri gibi birey
ve devlet arasında yer alan ve gönüllü olarak kurulan bütün örgütler
sivil toplumu oluşturur. Sivil toplum düşüncesi medeniyetin bir
ürünüdür. Alexis de Tocqueville'nin birlikte yaşama sanatı olarak
adlandırdığı şey, hedeflerine ulaşmak amacıyla tanımadıkları kişiler ile
işbirliği yapan insanların modern uygulamalarının bir sonucudur.
İşbölümünün ve insanların kendi mülklerini belirli amaçları için
kullanabildikleri kanuna dayalı toplumların ortaya çıkışı ile, birlikte
yaşama sanatı insanların arasında barışın ve refahın temeli haline
gelmiştir. Bu nedenle sivil toplum anlayışı liberalizmden ayrı
tutulamaz.
Sivil toplum teorisi, özgürlüğün olduğu durumda insanlara
adil kısıtlamaların uygulanmadığını ve birbirleriyle ortaklaşa hareket
etmekle her kişinin kendi içinde bulunduğu koşulları geliştirdiğini bize
hatırlatmaktadır.
Constant kadim ve modern dönemlerdeki iki farklı
özgürlük tipini ana hatlarıyla açıkladığı bir konuşmasında, modern
dünyanın bir buluşu olarak insanın en önemli özgürlüğünün, yönetime
katılma özgürlüğünden ziyade, bir kişinin bir diğeriyle birliktelik
kurması olduğunu ileri sürmüştür.
Sınırlı Devlet
Sınırlandırılmamış, kurallara bağlanmamış bir devlet insanın
özgürlüğüne yönelmiş en büyük tehdittir. Liberal devlet, vatandaşlar
üzerinde sonsuz otoriteye sahip olan, onlardan ayrı ve onlara üstün bir
varlık olan devlet değildir. Devletin görevi,
sivil hakları
uyruklarının her biri için tarafsız bir şekilde yerine getirerek
güvence altına almaktır. Toplum sözleşmelerinin amacı devleti sınırlama
ve kurallara bağlamaya yöneliktir.
Eşitlik
Eşitlik, insanların aynı ya da eşit muamele görmesi ilkesidir.
Eşitlik hakkındaki tartışma, insanlara aynı şekilde davranmanın hangi
durumlarda doğru ve yanlış olduğuyla ilgilidir. En az beş farklı türden
eşitlik tanımlanabilir: ahlaki eşitlik, kanun önünde eşitlik, politik
eşitlik, fırsat eşitliği ve gelir eşitliği. Bunların ilk üçü arzulanır
türden eşitliklerdir. Dördüncüsü, fırsat eşitliği liberaller arasında
tartışmalı bir konudur, gelir eşitliğinin kabulü ise bahsi geçen konunun
içeriği ve neyi ima ettiğiyle ilgilidir.
Dünya tarihin çoğu boyunca, eşitlik bir ahlak prensibi olarak
görmezden gelinmiş ya da kavranması mümkün olmayan ve gerçeklikle
uyuşmayan bir şey olarak görülmüştür.
İnsanların farklı bir şekilde,
örneğin baronlar ve köylüler için farklı yasaların olması gibi, muamele
görmesi olağan sayılmıştır. 19. yüzyıl, köleliğin kaldırılmasıyla ve tüm
vatandaşlara eşit oy hakkı tanıyan politik eşitliğin tesis edilmesiyle
kazanılacak olan eşit haklarının sonuçları için verilen mücadelelerle
geçen bir dönem olmuştur.
Bununla birlikte, pek çok ülkede kadınlar oy
verme hakkını 20. yüzyılın başlarına kadar elde edememişlerdir. Güney
Afrikada yapılan ırk ayrımında zenciler ve farklı ırktan olanlar politik
ve mülkiyete ilişkin haklardan mahrum bırakılmışlardır.
[20]
Barış
Barış, özgürlük ve adaletle birlikte liberal medeniyetin en büyük
değerlerinden biridir. Barışın pasifizm ile yani güç kullanımın
reddedilmesi ile karıştırılmaması gerekir. Ülkeler arasındaki belirli
bir duruma işaret etmekle birlikte, pasifizm her ne pahasına olursa
olsun uygulanması gereken bir barış politikası değildir.
Özgürlük veya
adalete değer verildiği gibi barışa da değer verilir, çünkü barış tek
başına bir amaç olmaktan ziyade insanların kendi yaşamlarını
yönlendirmesine izin verir.
Barış düşüncesinin gücü, milletler arasında savaş olmaması sayesinde
insanlığı edineceği maddi, kültürel ve manevi yararlarda yatmaktadır.
Barışın insanlara faydaları hakkındaki bu modern düşünce eski düzenin
elitlerince bir sapkınlık olarak görüldü.
Aydınlanmanın büyük
düşünürlerinden biri olan David Hume, uluslararası ilişkileri bir
ülkenin kazancının zorunu olarak diğerininkinin kaybını oluşturduğu
negatif toplamlı bir oyun olarak kabul eden geleneksel akla çatıyordu:
"sadece bir insan olarak değil, aynı zamanda bir İngiliz uyduğu olarak
da Almanya, İspanya, İtalya ve hatta Fransanın ticaretinin gelişmesi
için dua ediyorum." Bu şekilde Hume'un politikası Britanya'nın
geleneksel düşmanlarıyla bile ticareti tavsiye ediyordu. Çünkü ticaret
ve mübadele, düşmanı dosta çevirecek güce sahipti.
[21]
Faydalı Makaleler
Dış bağlantılar
Kaynakça
- ^ Nigel Ashford “Özgür Toplumun İlkeleri”, Liberte yayınları
- ^ Liberalism in America: A Note for Europeans by Arthur Schlesinger, Jr. (1956) from: The Politics of Hope (Boston: Riverside Press, 1962).
|
« Liberalism
in the U.S. usage has little in common with the word as used in the
politics of any other country, save possibly Britain. » |
|
|
- ^ Liberal Demokrat Parti’nin İktidara Dönüşü
- ^ Liberal
doktrinin doğuşu ile ilgili olarak bkz: Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler
ve Yönetimler, İstanbul, Beta Basım Yayım Dağıtım, 1986, s. 153-226;
Yayla, a.g.e., s. 25-135
- ^ Atilla Yayla, Liberalizm, Turhan Kitabevi, Ankara, 1992, s. XIV
- ^ Çotuksöken, Betül: “Ortaçağ ve Rönesans Üzerine Kimi Bilgiler”, Gergedan, sayı 13.
- ^ Ağaoğulları, M. Ali - Köker, Levent: (1991a) İmparatorluktan Tanrı Devletine, İmge Yayınları, Ankara
- ^ Kılıçbay, M.Ali: “Bir İtalyan İcadı: Rönesans ve Doğunun Olanaksız/ Olanaklı Rönesansı”,Gergedan, Sayı 13 .
- ^ Tunaya, Tarık Zafer: (1969) Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku, Suphi Garan Matbaası, İstanbul.
- ^ Ateş, Toktamış: (1994) Demokrasi, Ümit Yayıncılık, İsanbul,.
- ^ Akın, İlhan: (1968) Temel Hak ve Özgürlükler, sayfa 36 İ.Ü.Yayınları,İstanbul.
- ^ Göze, Ayferi: (1987) Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, Beta Yayınları, İstanbul. .
- ^ Yayla, Atillâ, Liberalizm (Ankara: Liberte, 2. b., 1998).
- ^ Galston, William A. (1995), “Two Concepts of Liberalism”, Ethics, 105 (April), ss. 516-534.
- ^ Mason, Andrew D. (1990), “Autonomy, Liberalism and State Neutrality”, The Philosophical Review, Vol. 40 No. 160, ss. 433-452.
- ^ Mendus, Susan (1987), “Liberty and Autonomy”, Proceedings of Aristotelian Society,
- ^ Larmore, Charles (1990), “Political Liberalism”, Political Theory, Vol. 18 No. 3 (August), ss. 339-360.
- ^ Yayla 1992: 46-63
- ^ Nigel Ashford “Özgür Toplumun İlkeleri”, Liberte yayınları, sayfa 43,44
- ^ Nigel Ashford “Özgür Toplumun İlkeleri”, Liberte yayınları, sayfa 33,34,135
- ^ Nigel Ashford “Özgür Toplumun İlkeleri”, Liberte yayınları, sayfa 89,91