Popüler Yayınlar

Y KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Y KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2013 Cumartesi

“Z”ehir Gibi Bir Kuşak Geliyor !

1 Ekim 2012 Perşembe

Ediz TOKABAŞ


Z kuşağı bizim Milenyum gençliğini de içine alan 1995 sonrası doğan gençlerimiz. En büyüğü 17 yaşında. 

Ancak yaşlarına rağmen diğer 3 kuşağı cebinden çıkaracak cinsten. 

Z kuşağı Y'lerden farklı olarak yeryüzüne gelmiş en bağlantılı(Connected) kuşak. 

Onlarla iletişim kurmak zor, anlaşmak zor, sorularına cevap vermek ise çok daha zor!

Neden Z adını verdiklerini sorabilirsiniz. Bazı araştırmacılar bu kuşağın son kuşak olarak niteliyorlar. Bazıları ise Z kuşağı sonrası yeni bir kuşak tanımladılar ve Alfa kuşağıdiye adlandırdılar.

Dünya nüfusunun %18’ini oluşturan ve bu kuşak aynı zamanda dijital nesil olarak ya da sessiz kuşak olarak adlandırılıyor. 

Bu kuşağı önceki kuşaklardan farklı kılan temel özellik internet teknolojisinin içine doğmuş olmaları. Kaset, teyp, plak onlara çok uzak. Nerdeyse CD bile onlar için demode kaldı. 

E-posta ile haberleşmeyi unuttular ( mektup, faks onlardan bahsetmiyorum bile.) Varları yokları sosyal medya araçları ve mecraları. 

Ben onları teknoloji bağımlısı olarak görmüyorum çünkü internet ve yeni teknolojiler onlar için bir hayat standardı. Benim de yer aldığım Y kuşağının son üyeleri için de bu böyle. 

Radyo icat edildiğinde nasıl ki uzun yıllar boyunca haber, müzik, eğlence kaynağı ve hayattan bir parça olarak yer aldıysa. İnternet de bu yeni kuşaklar için öyle. 

Haber, müzik, eğitim, iletişim ve profesyonel iş hayatının kalemi defteri gibi düşünebiliriz.





Z kuşağının özellikleri


Ø  Ailelerinin korumacı bir yapısı var.

Ø  E-posta diye bir iletişim aracını tanımıyorlar.

Ø  Sosyal mecralar, mobil teknolojilerle iletişim kurmayı tercih ediyorlar.

Ø  Daha eğitimliler. (Sivil toplum faaliyetleri ve medya desteği ile sosyo kültürel gerçeklikten bağımsız olarak daha bilinçli aileler, TV programları, çocuk belgeselleri, eğitici çizgi filmler, öğretici oyuncaklar)

Ø   Bireysel ve bağımsızlar.

Ø   Özgüvenleri sayesinde daha rahat ve açık iletişim kurabiliyorlar.

Ø  Kendi istek ve hedeflerinin farkındalar.

Ø  Hedefleri doğrultusunda yaşıyorlar.

Ø  Hayatta her şeyin mümkün olduğunu düşünüyorlar.

Ø  Çevrelerinde ve dünyada olan gelişmelerin farkındalar. 

Z kuşağı için öğrenmek, paylaşmak, üretmek doğal bir gelişme. Sağlık konusunda araştırma ve çalışmalar yapan kuruluş Kaiser Family Foundation’ın ABD’de 2004 yılında yaptığı bir araştırmada Z kuşağı ile ilgili şu bulgulara yer veriliyor:

Ø  Bir anda birçok şey ile uğraşabiliyorlar.

Ø  Yeni teknolojilerle geçirdikleri vakit kadar geleneksel medya ile de vakit geçiriyorlar. Yani birini seçmeleri diğerinden vazgeçmeleri anlamına gelmiyor.

Ø  8-18 yaş arası çocukların yüzde 73’ü günde en az 43 dakikalarını okuyarak geçiriyor.


Z Kuşağı’nın Yüzde 96’sı TV İzliyor

Ipsos KMG Medya Araştırmaları’nın araştırmasına göre:

Ø  Türkiye’de 6.2 milyon online çocuk var.

Ø  Online aktivitelerde çocukların %77’sinin oyun oynuyor, %66’sının ders çalışıyor, %47’si sosyal paylaşımda bulunuyor, %29’u müzik dinliyor.

Ø  Çocukların %96’sı TV izliyor.

Ø  %68’nin içinde animasyon/karakter olan reklamları seviyor.

Ø  %77’sinin gördükleri TV reklamlarından etkileniyor ve 8-14 yaş arası çocukların %22’sinin hayran olduğu ünlünün ürünlerini tercih ediyor.




Markalar ne yapmalı?

Geleceğe uzanan bir marka kurgusu için bir başka kuşak daha göz ardı edilmemeli. Z kuşağı denilen, bugün 0-10 yaş arasında olan yeni bir neslin tüketim kararlarındaki etkilerinin boylarından büyük olduğundan emin olabilirsiniz. 

Ailelerin satın alma kararlarında çoğu zaman çocukları aktif rol oynuyor. Üstelik sadece satın alma kararlarında değil satın alma süreleri ve miktarlarında da. 

Çocukların bu etkisini gören bazı şirketler çocuk mağazası olamamalarına rağmen ebeveynleri alışveriş yaparken onları bölmemeleri için çocuk eğlence alanları kuruyor. 

Kesinlikle satın alma kararlarını ebeveynlerin verdiğini fakat markaların iletişimde çocuklara seslendiğini artık bariz bir hal aldı. 

Böylelikle çocukların marka savunucuları duruma geldi. Örneğin çocukların bu günlerde en fazla istediği şeylerin başında Ipad geliyor.



Çocuklar hediye olarak iPad istiyor

ABD’li araştırma şirketi Grail Research’ün geçtiğimiz yıl Kasım ayında yaptığı araştırma, Z kuşağı hakkında fikir veriyor. 

Dijital yerliler olarak da bilinen bu nesille çalışacak şirketlerin yeni teknolojiyi çok iyi kullanmaları gerekiyor. Araştırmaya göre:
Ø  Amerika’daki 6-12 yaş arası çocukların yüzde 31’i yılbaşı hediyesi olarak iPad istemiş.

Ø  12 yaşındaki kızların yüzde 20’si online alışveriş sitelerinde geziyor.

Ø  Cep telefonu kullanım yaşı ise her sene düşüyor. 12 yaşındaki kızların yüzde 65’inde, 13-15 yaşındaki kızların ise yüzde 79’unda cep telefonu var.

Ø  Gençlerin yüzde 46’sı televizyonda ne izleyeceklerine sosyal ağlardaki öneriler üzerine karar veriyor.

Ø  Çocuklar, gençler cep telefonu, bilgisayar veya sosyal ağlara bağlanabilen benzer cihazlardan uzak tutulduğunda üzülüyorlar.



Çocuğu Hedefleyen Markalar Çocukları Kazandı

Tipeez.com’da yayınlanan çocuklar ve tercih ettikleri markalar ile ilgili istatistikler:


Ø  Çocukların %43.26’sı Iphone kullanmayı tercih ediyor.


Ø  %38.92’sinin favori marka otomobilleri Toyota.


Ø  %34.60’ı müstakil evde yaşamak istiyor.


Ø  %58.48’i THY ile uçmak istiyor.


Ø  %51.06’sı uzun zamandır kişisel bakım ürünü kullanıyor.


Ø  %55.39’u odasını Çilek Mobilya’dan döşemek istiyor.


Ø  %32.12’si İş Bankası’nı tercih ediyor.


Ø  %49.16’sı en etkili sabun olarak Protex’i tercih ediyor.


Ø  %40.09’u internette en çok oyun oynayarak zaman geçiriyor.


Ø  %59.01’i bir sonraki karne hediyesi olarak Tablet istiyor.


Ø  %43.72’si boş zamanını internete girerek değerlendiriyor.





Rekabet Dolu İş Yaşamı


İş yaşamında onları ciddi bir rekabetin beklemesinin yanı sıra bugün eğitimini aldıkları konuların birçoğu, yarın iş yaşamına atıldıklarına ya şekil değiştirmiş ya da yok olmuş olacak. 

Da Vinci Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre 2030 yılında 2 milyon meslek yok olmuş olacak. Yani bugünkü mesleklerin yüzde 50’si. O halde başta Y kuşağının ardından da bir numaralı rakibimiz Z kuşağının iş dünyası oldukça çekişmeli olacak.
Ediz TOKABAŞ


Faydalandığım Kaynaklar
Zeynep Mengi ,Hürriyet İK
Kaiser Family Foundation
Ipsos KMG Medya Araştırmaları “Türkiye’de çocukların medya tüketimleri ve yaşam tarzları”
Grail Research
Tipeez.com
Kigem.com  “Çekilin Yoldan Z Kuşağı Geliyor”
 http://ediztokabas.blogspot.com/2012/10/zehir-gibi-bir-kusak-geliyor.html

Özgür Kuş(ak)lar Işıkları Kapat

Özgür Kuş(ak)lar
Mazini unuttuysan yeni bir şey söyleyemezsin.

Toplumun aklı kalpsiz bu günlerde.  Kalbi olan kan ağlıyor. Öz yurdunda paryalıktan kurtulamayacağın söylenmedi mi sana? 

Sessiz kuşak ebediyen sustu, Çileye alışık x kuşağı, dinlemekten bıkmış y kuşağı, inanmamış z kuşağı. 

Yapma baharlar geçti ya diyen olmadı mı burada hakiki baharın olmadığını? İnandık iman ettik ne zaman yaptık ki!

Sevgiye inandık sevmedi ne çabuk nefret ettik, barışa inandık bizim gibi düşünmedi idam ettik, düşündük inanmadı kafasına sokmak için defalarca çekiç indirdik. Kim kime yapmadı ki?
Deve hörgücün eğri, ‘seninki benden kara’ dedik, kim gördü? Rahata erdik madden, manen tükendik. Dünya okyanusu girdiği gemiyi batırır diyen olmadı mı? 

Ne zaman çok yönlü okuduk, hep bizim gibiydiler; ya da biz öyle olduk. Kısa, öz ve çoğun yalan gazete kuşağı... Sonra oynar seyreder olduk, derbeder olduk.
Şu gülerde herkes ben bilirim havasında. Çocuklarımızın hataları bizim hatalarımızdır, Allah katında.   

Hakikat ancak temiz sinelerden sudur eder ya kirlenmeyen kaldı mı ki içimizde? Tam da ağzı olan konuşuyor çağındayız; demlenmeden bilgi, fikir, kelime...
Kuş sesleri bir yenilikse yeni doğan her gün gibi, elbette ‘eskidendi’ denilen her şey yenilenme ihtimalini taşır. 

Ancak konar-göçerli dünyanın en yeni keşfi kendinden içre kendi sandığı ’ben’inden kurtulması olacaktır. Bu nesiller batılı filozofların elinde  yetişti. 

Henüz doksan başlarında ikinci el kitapçılarda ne işi vardı o kadar  çok varoluşçunun. Faydası olmadı değil insan Allah’ın verdiği özgürlüğü keşfetti: 

Kendini yaratma özgürlüğü. Fakat kendinden bildi.  Senden büyük Allah var, diyen olmadı mı?

Tepemde öten kuş mu?  Z kuşağı. Önüne geçilmez bu gidişte elinden almakta zorlandığım tablette (büyüklerine ait) oyun oynuyor, tıpkı bizim atarili çağdaşlarımız gibi.
Neylersin ölüm yanıbaşımızda. Düşünmeyi unutmuş ölüler ya da yaşamayı unutmuş deliler gibi olmasınlar diye, haydi.

s.korkmaz
http://www.edebiyatevi.com/kose-yazisi/110517_ozgur-kusaklar.html

Ezber Bozan Y Kuşağı ve Tükenmişlik Sendromu - Y KUŞAĞI NE İSTİYOR?

 HBR Türkiye Mayıs 2013 - Ceyda Maden EYİUSTA

HBR'ın bu ay ki sayısı elime ulaştı ve şöyle bir göz gezidirirken Ceyda Maden EYİUSTA'nın ilginç ve bir o denli güzel bir yazısına denk geldim.  

Önümüzdeki birkaç yıl içinde şirketinizde çalışanların %70'ini oluşturacaklar. 

Yaratıcı,dinamik,değişimi seven ve ezber bozan Y Kuşağı'nı doğru yönetemeyen şirketler yeni bir sorunla karşı karşıya: 

"Tükenmişlik Sendromu"

Yazının özetinden önce şahsi fikrim şöyle,

Değişimler olduğunda yıkıcı olabilir der birçok kişi lakin değişimlerin ayak seslerini duymak gerekirken yine kulak tıkar birçokları. 

Alttan alttan sessizce gelir çoğu zaman değişimler ve gelmeden önce hazırlıklı olmak yaşamanın belki de hayatta kalmanın 1. kuralıdır. 

Özellikle biz insanoğlunun bulunduğu sürekli dönen bu dinamik dünya içerisinde birşeylere önceden adapte olmak gerekiyor. 

Tabi zamanımızın büyük kısmını işimizde harcadığımız için yazıda özellikle değinilen "çok detaycı mikro yöneticiler yerine, mentorluk, rehberlik yapabilen, yol gösterebilen yöneticiler ile çalışmak" biz Y kuşağı çok daha önemli hale geliyor.

Yazının özet kısmında yer alan çıkarımlar şöyle:

Y Kuşağı bir önceki kuşağa hiç benzemiyor ve dinamizmi dolayısıyla verimlilikleri son derece yüksek olabilmesine rağmen, doğru yönetilemediklerinde birer ateş topuna dönüşebiliyorlar. Bu nedenle işverenlerin yapması gerekenleri şöyle sıraladık:


  • Y kuşağı çalışanlarının profesyonel gelişimlerine katkıda bulunun, etki alanı yüksek görev ve projelerde yer almalarını sağlayın; onlara,fikir ve görüşlerine değer verdiğinizi hissettirin,
  •  
  • Kurumsal itibarınıza yatırım yapın,
  •  
  • Koçluk ve mentorluk gibi destek sistemleri geliştirin. Y kuşağı gençlerinin alanlarında tecrübeli,dinamik, farklı görüşlere açık yöneticilerle çalışmalarını yada bu kişileri mentor edinmelerini sağlayın,
  •  
  • Ücret, farklı kariyer yolları (dikey-yatay), terfi ve ödüllendirme süreci ile ilgili beklentilerini iyi yönetmeye çalışın,
  •  
  • Y kuşağı kariyer planlarına destek verirken onu da işin içine katın,
  •  
  • Özellikle işe alım sürecinde ve sonrasında şirketinizin vizyonundan,yönetim anlayışından ve çalışanların belirlenen vizyona nasıl katkıda bulunabileceklerinden bahsedin,
  •  
  • Daha yüksek ücretli değil, daha anlamlı işler sunmaya çalışın,
  •  
  • Sosyal sorumluluğa önem verin,
  •  
  • Kişiselleştirilmiş motivasyon araçları kullanın, kişiye yönelik ödüllendirme sistemleri kurun. Ek menfaat paketlerinizi esnek hale getirin (misal olarak: özel sağlık sigortası, yemek desteği, bireysel emeklilik,eğitim harcamaları desteği),
  •  
  • Kişisel gelişime destek olun,
  •  
  • Her kademede açık iletişimi ve geribildirimi destekleyin,
  •  
  • Şirket bünyesinde, çalışanlara iş ve eğlence arasında daha çok geçiş imkanı veren konfor ve kolaylıklar geliştirin. İş ve yaşam dengesini gözeten uygulamaları(esnek çalışma saatleri,çocukları olan çalışanlar için şirket bünyesinde gündüz bakım evlerinin kurulması) süratle hayata geçirin,
  •  
  • Y kuşağının "aşırı rol yükü" ve "rol belirsizliği" gibi problemlerinin ortadan kalkması için çalışma ortamındaki sosyan desteği atırılmasına ve açık iletişime dayanan bilgilendirme süreçlerinin hayata geçirilmesine önem verin,
  •  
  • Eski otorite anlayışını bir kenara bırakın. Y Kuşağı gençlerinin yöneticileriyle olan ilişkilerinin önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu unutmayın. Bu kuşağın, kendisine rehberlik eden, gelişime ve yeni fikirlere açık yöneticilerle çalışmasını sağlayın.
Altta ki resimlerde de konunun özetini görebilirsiniz.





HBR Türkiye Mayıs 2013 - Ceyda Maden EYİUSTA'nın yazısından alıntıdır.

Y Kuşağının Z Raporu - Murat Menteş / Röportaj

21-07-2013 15:18

Murat Menteş'ten Y kuşağının Z raporu!

Murat Menteş'ten Y kuşağının Z raporu!

Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Murat Menteş günün bir diğer röportajı'nı da Radikal'e verirken Y kuşağının Z raporunu sundu...


Ayşe Arman'dan sonra günün bir diğer Murat Menteş röportajı da Radikal'den geldi. Ayça Örer'in Radikal yazarı Koray Çalışkan ve Yeni Şafak yazarı Murat Menteş'le biraraya gelerek gerçekleştirdiği röportajın gündemi Gezi ve Y kuşağı oldu.

İşte Murat Menteş ve Koray Çalışkan'ın açısından Gezi eylemleri ve Y kuşağı:

Murat Menteş-
Sigara içmiyor musunuz?

Koray Çalışkan- Ben oruçlu insanların yanında çay, sigara içmem, rahat edemiyorum. Elimde tutamam bile. Rahatsız olurum.

Menteş- Enteresanmış?

Çalışkan- Nasıl açlık grevinde birinin yanında bir şey yemiyorsun, burada da yapamam.

Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?

Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun.

Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor.

Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran bir toplum.

Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan karışıyor...

Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.

Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır.

Çok hazin durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.

Bu bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.

Y kuşağı sadece adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı.

O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak hafife alıyor.

“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz söylememiz lazım.

Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.

Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz.

Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.

“Ben ben” deyip duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak politikakonusunda çok duyarlı.

Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi? Bana ikincisi gibi geliyor.

AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, - Twitter, Facebook dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals satışları düştü.

Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.

Şimdi o sloganlar beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp öğreniyoruz.

80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?

Menteş: Benim üç tane çocuğum var.

Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.

Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum.

Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer olacak mı acaba?

Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki. Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok yanıldık.

Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi. 60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu gibi aktarmadılar.

90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı başardık.

Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi devletten ve toplumdan da bekliyorlar.

Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade.

Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu dört yıldır kapalı.

Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.

İki yıl önce olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.

Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.
Sen kimsin? Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler değiştirdi.

İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.

Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?

Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum.

Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar.

Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner. Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür.

Çorba yerine ağacı koy. Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum.

Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu.

Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.

Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu“Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi, bu insanların arasını yumuşattı.

Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları bastırabilir.

Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor. Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi, yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.

Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var.

90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.

Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...

Murat Menteş&Koray Çalışkan'la bir Y kuşağı buluşması yaptık, Gezi süreci boyunca yazılarıyla yaşananları değerlendiren iki yazarla Y kuşağının Z raporunu aldık.

Y Kuşağının Z Raporu

Reklam girişi yapalım, “Sıradışı bir buluşmaydı.” Murat Menteş Y kuşağı yazarlarını yazınca, önce Y kuşağından gençlerle buluşmuş yaşananları o taraftan dinlemiştik.

Arkasından süreci takip eden iki yazarı bir araya getirmek farzdı, yaptık. Geçen hafta gençler aralarında oruç tutanlar olduğu için Abbasağa Parkı’nı önermişti, bu hafta Koray Çalışkan Kadıköy’e geldi, bir kafede buluşup, çaysız kahvesiz bir sohbet gerçekleştirdik, bunun gerekçesini girişte okuyacaksınız…

Çatıştılar ama gerilmediler. Sohbetin sonunda, Çalışkan “Bu Y kuşağının Z raporunu alma buluşması oldu” dedi, tabir ona aittir.

Konuşmanın son cümleleri, “Hareket yapma kralını görürsün/ Ayça’cım o ellerini indirsin.” Benim olaya dahlim “Ben bu oyunu bozarım” demekten ibarettir.

Çalışkan- Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?

Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun.

Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor.

Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran bir toplum.

Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan karışıyor...

Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.

Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır.

Çok hazin durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.

Bu bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.

Y kuşağı sadece adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı.

O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak hafife alıyor.

“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz söylememiz lazım.

Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.

Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz.

Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.

“Ben ben” deyip duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak politika konusunda çok duyarlı. Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi?

Bana ikincisi gibi geliyor. AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, -Twitter, Facebook dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals satışları düştü.

Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.

Şimdi o sloganlar beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp öğreniyoruz.

80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?


Menteş: Benim üç tane çocuğum var.

Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.

Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum.

Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer olacak mı acaba?

Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki. Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok yanıldık.

Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi. 60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu gibi aktarmadılar.

90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı başardık.

Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi devletten ve toplumdan da bekliyorlar.

Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade.

Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu dört yıldır kapalı.

Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.

İki yıl önce olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.

Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.

Sen kimsin? Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler değiştirdi. İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.

Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?

Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum.

Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar. Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner.

Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür. Çorba yerine ağacı koy.

Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum.

Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu.

Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.

Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu “Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi, bu insanların arasını yumuşattı.

Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları bastırabilir.

Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor. Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi, yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.

Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var.

90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.

Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...

Peki AKP ’ye oy vermeyen muhafazakârların siyasi alternatifsizliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Çalışkan: Murat'ın güzel yazısında genç kadınlardan birisi "bizi dışlıyor" diyordu. Bu arkadaşımız bilmiyor Gezi'yi.

Eğer gelselerdi başörtlü kadınından ateistine orada nasıl bir dönüşüm içinde olduğunu görürlerdi. Bu arkadaşlar sosyal hareketi bir örgüt sanıyor.

Münferit şeyler Gezi'nin ruhuna ait şeyler gibi gösteriliyor. Münferit olaylar oldu; onların daha fazlası da oldu.

Sabır siyasetinden gelenler eğreti durdu içine girmedi ama bütün Gezi'yi iftara oturtmuş bir hareketten söz ediyoruz. O arkadaşlar kusura bakmasın mızmızlık yapıyor.

Menteş: Türkiye kadınlar çok eziyet görüyor. Bana “Türkiye kadınlar için ideal bir ülke” diyen bir tane kadın gösterin.

First lady, bilim kadını, diva... Başörtülü kadınlar uzun yıllar eğitim, iş gibi konularda kısıtlamalara maruz kaldılar. Onların tereddütlerini gayet anlaşılır buluyorum.

Çalışkan: Sosyal hareketin kendilerini davet etmesini mi bekliyorlar? Ağabey anlamıyorum, gerçekten... Öyle bir hareket yok ki karşısında. Elma kediyle konuşuyor gibi.

Menteş: Başörtülü kadınların resmen ve sertçe dışlandığını göz önünde tutmanız gerekir. Bu hiç de kangurunun paraşütle atlaması gibi bir şey değil.

Başörtülüleri, Gezi şöyle dursun, bence her yere davet etmeliyiz. Üniversiteye, baroya, meclise, tiyatroya… Her yere.

Çalışkan: Şöyle demişler; "Eylemciler, Gezi sürecinde yapıp ettikleri her şeyi video, fotoğraf, yazı şeklinde kaydedip arşivliyorlardı.

Bence, bir hikayeleri olsun istiyorlar. Ve bizi bu maceraya, bu hikayeye davet etmiyorlar. Üstelik 'dilsiz şeytan' ilan ediyorlar!"

Menteş: Biliyorum, o röportajı ben yaptım.

Çalışkan: Bu çok çirkin bir aşağılama.

Menteş: Bu kızlar diyor ki, “Gezi'ye giden arkadaşlarla iletişimimiz kesildi.” Aynı fakültede, aynı sınıftalar. Gezi ruhu gibi, Gezi gönlü de olmalı.

Davet mi bekliyor? Tamam, diyelim öyle. Gezi gönlü geniş olmalı, zengin olmalı ve davet etmeli. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, örtülü açık… tüm kadınlar biraz ihtimamı, tatlı dili hak ederler. Bunun yerine baskı, şiddet, taciz görüyorlar. Ben mesela Türkiye’de başımı örtemezdim.

Çalışkan: Bu senin tercihin olurdu.

Menteş: Tercih etmezdim demiyorum, baskıya dayanamazdım. Gezi’yi kutsayıp, dışında kalanları “harici” ilan etmemek lazım. Sonuçta bu ülkenin çocukları. Eşit vatandaşlar.

Çalışkan: Gezi'yi kutsamıyorum. Bu üç arkadaş ‘biz’ diye bir hayali özne peydahlıyorlar; sonra da o bizin kategorik eşiti gibi karşı tarafı kodluyorlar.

Sonra da "Gezi'dekiler bizi çağırmadılar" diyorlar. Gezi'yle ilgili tüm yazıların burada. O çocuklar bu toplumun gerisine itiliyorum dese, o zaman tartışmaya başlarız.

Menteş: Pekala… Bu kızlar 130 kişilik bir amfideler. Arkadaşları Gezi'ye gidiyorlar ama bir şekilde bu kızlar kendilerini oraya ait hissetmiyor.

Başörtülülerin bir durma anları var. “Ben bu lokantaya girebilir miyim, ben bu derste soru sorabilir miyim, ben bu kıyafeti deneyebilir miyim?..” gibi.

Çalışkan: Bu başörtülü kızlarla ilgili değil; Türkiye'de konuşan herkes durma ihtiyacı hissediyor.

Y kuşağı zırvaları nereden çıktı?

Haluk Hepkon
05 Temmuz 2013 Cuma 06:22 

Haziran Ayaklanması’nın ardından ortalığı “Y Kuşağı uzmanları” kapladı. Medyanın büyük bir şevkle öne çıkardığı bu uzmanlara göre yaşananlar Y kuşağının üstün özellikleri sayesinde gerçekleşmiş.

Y kuşağı zırvaları nereden çıktı?

Bu kuşak başına buyruk, ezber bozucu, fedakâr, paylaşımcı ve korkusuzmuş. Politikaya bakışı alışılmışın dışındaymış. 

Hatta o kadar dışındaymış ki bu afacanlar işe girdiklerinde “şirketin Ceo’suyla konuşmak istiyor”, statükoyla bir türlü “uzlaşmıyorlarmış”.  

Sorunlar başbakanın eski Türkiye’nin araçlarıyla yeni bir Türkiye oluşturmak istemesinden dolayı çıkmış. 

Y kuşağı mevcut partilere soğuk bakıyor; “bireyin partilerden, gruplardan bağımsız olarak kendisiyle vicdani hesaplaşmasının sonucu kalkıştığı demokratik bir isyan türü” olan sivil itaatsizliği tercih ediyormuş. 

Zaten ortada bir halk ayaklanması yokmuş; iletişim kurmayı başarmış milyonlarca insanın duyduğu rahatlık ve mutluluk varmış.
 
Medya desteği sayesinde kısa sürede yayılan Y kuşağı zırvalarını bu şekilde özetlemek mümkün.

Toplumsal olayları kuşakların sözde özellikleriyle açıklamaya çalışmak kuşkusuz düşünsel bir sığlık. Ama mesele bu kadar basit değil.

Ana medyanın kuşak güzellemesinin nedeninin solla Haziran Ayaklanması arasında bir barikat örmek olduğu açık.

Siyasi partilere yönelik “flamalarınızı, bayraklarınızı bırakın”kampanyası tam da bu gayretin üzerinde yükseliyor.

Asıl verilmek istenen “siyasetle, yani AKP iktidarıyla uğraşmayın, ‘kötü çocuklar’ olmayın”mesajıdır.

Bunun yetmediği yerde vurgu farklı yerlere kaydırılmaya çalışılmakta; AKP’ye yönelik öfke parklarda başlayan Doğu Türkistan benzeri saçma sapan tartışmalarla ve “çözüm” vurgularıyla sulandırılmak istenmektedir.

Böylelikle AKP’ye yönelik tepkinin bile AKP’nin politikalarına su taşıması sağlanmaya çalışılmaktadır.
AĞ TOPLUMU VE SİVİL İTAATSİZLİK
Söz konusu kuşak güzellemesinin neoliberal çevrelerde de yankı bulması tesadüf değildir.  

Türk bayrağının altında gelişen bir halk muhalefetinden rahatsız olan bu çevreler kuşak güzellemesiyle gençlik ve ulusalcılar diye andıkları kesimler arasında bir duvar örmeye çalışmaktadırlar.

Neoliberal duvarcılara göre gençler, yani Y kuşağı, yöntem olarak sivil itaatsizliği seçmiş ve ağ toplumu biçiminde örgütlenmiştir.

Bu yüzden lideri ya da hiyerarşisi olan yapıları, yani partileri, tercih etmemektedirler.

Olaylar birden patlamış ve “eski sol” her şeyi olduğu gibi bu patlamayı da atlamıştır.

İktidarla belirli bir mücadele geleneğinden gelmesine rağmen iktidarı yeniden üreten hiyerarşik, patriyarkal yapıları aşamamış eski sol hareketlerin bu kuşaktan öğreneceği çok şey bulunmaktadır.  

Özgürlükçü hareketin ulusalcılıkla yan yana gelmesini mutlak surette engellemek gerekmektedir.
Bu engelleme girişiminde neoliberal duvarcıların harcı “ağ toplumu” ve“sivil itaatsizlik” kavramlarıdır.

Meseleyi daha iyi kavramak için bir dönem neoliberal çevrelerin kutsal kitapları sayılan İmparatorluk ve Çokluk’un yazarları Michael Hardt ve Antonio Negri’nin tezlerini kısaca hatırlamakta fayda var.

Hardt ve Negri’ye göre içinde yaşadığımız Enformasyon Çağı’nda ekonomik yapı ile egemenlik biçimleri hızlı ve kökten bir biçimde değişmektedir.

İşçi sınıfı giderek küçülmekte ve politik bir özne olmaktan çıkmaktadır.

Yeni dönemde temsiliyet ve toplumu dönüştürmek, yani iktidarı ele alabilmek dönemi bitmiştir. Yeni dönemin politik öznesi “çokluk”, eylem biçimiyse “sivil itaatsizlik”tir.
Enformasyon Çağı’nın bir diğer sonucu “imparatorluk” denilen küresel hiyerarşidir.

Bu yeni hiyerarşide ülkelerarası farklılıklar yalnızca nicelikseldir. Neoliberallere göre emperyalizm kavramı günümüzü açıklamamaktadır.

Ezen-Ezilen ülkeler ayırımı tarihe karışmıştır. Ulusal devletlerin ‘imparatorluk’a karşı mücadelesi hem gereksiz hem de faydasızdır.

Yeni dönemde ulusal devletleri savunanlar ve emperyalizme karşı çıkanlar gericidir.

Bu yüzden gençlik ulusalcılardan ve emperyalizme karşı direnmekten bahseden soldan ayrışmalı; onların hiyerarşik örgütlenmelerinden kaçınmalıdır.

Neoliberallerin Y kuşağı üzerinden vardıkları yer burasıdır.

TÜRK BAYRAĞI NEYİ KANITLIYOR
Görüldüğü üzere kuşak güzellemesinin ardında yatan her halükarda gericiliktir. Halk hareketi iğdiş edilmek istenmektedir.

Gençlik tabii ki devrimcidir. Ama bu durum günümüze has bir olgu değildir. Zaten dünyada ve Türkiye’de başını gençliğin çekmediği bir hareket bulunmamaktadır. 

Kendi tarihimize bir bakalım. Abdülhamid istibdadına karşı dağa çıkanlar, Kurtuluş Savaşı’nda çarpışanlar, Menderes diktasını yıkanlar, 68’de sokaklara dökülenler, 12 Mart ve 12 Eylül’e karşı mücadele edenlerin başını çekenler genç değil miydi? 

Haziran Ayaklanması’nın Y kuşağının ürünü olduğunu savunmakla İkinci Meşrutiyet’in ilanının bir gençlik hareketi olduğunu söylemek arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.

Y kuşağına yapılan güzellemeler aslında gençliği kendi devrimci tarihinden koparmayı hedeflemektedir.
Haziran Ayaklanması esnasında gençlik halkla birlikte sokaklara dökülmüş ve gerçek bir “destan yazmıştır”. 

Bir ay boyunca başıbozukluğa prim verilmemiş, bütün farklılıklar bir araya gelebilmiş, insanlar fikirlerini özgürce ifade edebilmiş ve büyük bir olgunlukla hareket edilmiştir.

Sloganlardan eylem biçimlerine kadar müthiş bir yaratıcılık gösterilmiştir.Haklı zemin, doğru eylem tarzı ve yaratıcılık bütün halkın kucaklanmasının önünü açmıştır. 

Hükümetin ve medyanın bütün çabaları bu durumu değiştirmeye yetmemiştir.

Bu bir ayın gerek teorik gerekse de pratik birikimi onlarca yıllık tartışmanın sağlayacağından fazladır.

Ama bu durumun nedeni Y kuşağının değil toplumsal hareketin kerametinde gizlidir.

Haziran Ayaklanması esnasında sosyal medya kullanılmıştır. Basının koyu bir sansüre tabi olduğu şartlarda bu durum gayet normaldir.

Ayrıca insanların iletişim biçimlerinin siyaset yapma tarzlarıyla bir ilişkisi bulunmamaktadır.  

Facebook ya da Twitter kullanımının eylemlerin niteliğini belirlediğini söylemekle söz konusu eylemlerin arkasında Yahudi parmağı arayanların zihinsel kalıpları aynıdır.

Her iki kesimin dönüp dolaşıp sosyal medyadan bahsetmeleri bu yüzdendir.
Haziran Ayaklanması kuşkusuz aniden patlayan bir halk hareketidir.

Ama bu durumu bir kuşağın özellikleriyle açıklamaya çalışanlar hem son 10 yılda Türkiye’de yaşananların hem de bir süredir bu duruma karşı gelişen tepkinin üstünü örtmeye çalışmaktadır.  

Geçtiğimiz 29 Ekim’de, 10 Kasım’da, 13 Aralık’ta, 19 Mayıs’ta yaşananlar aslında haziran ayı boyunca sokağa dökülen tepkinin habercisidir. 

Söz konusu tarihlerde bölünmeye, cumhuriyetin tasfiyesine karşı meydanlara çıkan öfkenin Gezi Direnişi’nin ardından gelişen olaylarla ilişkisinin olmadığını söylemek abesle iştigaldir.

Barikatlarda dalgalanan Türk bayrağı bile tek başına bu ilişkiyi kanıtlamaya yeterlidir.
Haluk Hepkon

Haber Kaynağı: OdaTv.com