21-07-2013 15:18
Murat Menteş'ten Y kuşağının Z raporu!
Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Murat Menteş günün
bir diğer röportajı'nı da Radikal'e verirken Y kuşağının Z raporunu
sundu...
Ayşe Arman'dan sonra günün bir diğer
Murat Menteş röportajı da
Radikal'den geldi.
Ayça Örer'in
Radikal yazarı
Koray Çalışkan ve
Yeni Şafak yazarı
Murat Menteş'le biraraya gelerek gerçekleştirdiği röportajın gündemi Gezi ve Y kuşağı
oldu.
İşte Murat Menteş ve Koray Çalışkan'ın açısından Gezi eylemleri ve Y kuşağı:
Murat Menteş- Sigara içmiyor musunuz?
Koray Çalışkan- Ben oruçlu insanların yanında çay
, sigara içmem, rahat edemiyorum. Elimde tutamam bile. Rahatsız olurum.
Menteş- Enteresanmış?
Çalışkan- Nasıl açlık grevinde birinin yanında bir şey yemiyorsun, burada da yapamam.
Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?
Menteş: Artık
“gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip
Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun.
Hepimiz genç
olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70
yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor.
Bence
Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla
tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran
bir toplum.
Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin
yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru
düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan
karışıyor...
Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas,
torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler
var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.
Sözgelimi, Ferhan
Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam
camiden içeri adım atmakta zorlanır.
Çok hazin durumlar bunlar. Gezi
eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır.
Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.
Bu bizim siyasette,
medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah,
merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.
Y kuşağı sadece adalet,
özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve
teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı.
O
yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı
yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak
hafife alıyor.
“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y
kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz
söylememiz lazım.
Çalışkan: Bu pop sosyologların
peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop
sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.
Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı
açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin
ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz.
Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar
kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf
çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.
“Ben ben” deyip
duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu
kuşak politikakonusunda çok duyarlı.
Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı
görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi? Bana ikincisi gibi
geliyor.
AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan
ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, - Twitter, Facebook
dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals
satışları düştü.
Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri
daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza”
diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme
karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.
Şimdi o sloganlar
beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp
öğreniyoruz.
80’lerde 90’larda büyüyen kuşak
kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti.
Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?
Menteş: Benim üç tane çocuğum var.
Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.
Menteş: Fakat
ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar.
Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum.
Sosyal
psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal
olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer
olacak mı acaba?
Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki.
Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok
yanıldık.
Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi.
60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu
gibi aktarmadılar.
90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi
geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı
başardık.
Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi
devletten ve toplumdan da bekliyorlar.
Çalışkan: Ben
üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi
sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade.
Bu çocuklar dil
biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı
potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu
dört yıldır kapalı.
Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre
merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı
toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.
İki yıl önce olsaydı insanlar
Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine
de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.
Galatasaray’dan
İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara
oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın
ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.
Sen kimsin? Sevinmen lazım.
Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler
değiştirdi.
İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle
anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi
düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.
Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?
Menteş: Ben
bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood
filmindeki Rambo’ya benziyorum.
Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini
temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür,
bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar.
Sonra
Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner. Bu sefer tutuklanır,
üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti
yüzünden işler büyür.
Çorba yerine ağacı koy. Bu hikaye, Gezi şablonuyla
aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı
kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum.
Miraç Kandili kutlaması,
iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet
tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu.
Hükümetin bu
sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim.
Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.
Çalışkan: İyi
de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu“Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?”
dedi, bu insanların arasını yumuşattı.
Ak Parti Gezi sürecini tamamen
eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları
bastırabilir.
Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor.
Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi,
yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.
Çalışkan: Solun
demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle
Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve
söylemedikçe de unutma hali var.
90'larda İslamî entellektüellerde bir
iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar
dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.
Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar
da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...
Reklam
girişi yapalım, “Sıradışı bir buluşmaydı.” Murat Menteş Y kuşağı
yazarlarını yazınca, önce Y kuşağından gençlerle buluşmuş yaşananları o
taraftan dinlemiştik.
Arkasından süreci takip eden iki yazarı bir araya
getirmek farzdı, yaptık. Geçen hafta gençler aralarında oruç tutanlar
olduğu için Abbasağa Parkı’nı önermişti, bu hafta Koray Çalışkan
Kadıköy’e geldi, bir kafede buluşup, çaysız kahvesiz bir sohbet
gerçekleştirdik, bunun gerekçesini girişte okuyacaksınız…
Çatıştılar ama
gerilmediler. Sohbetin sonunda, Çalışkan “Bu Y kuşağının Z raporunu alma
buluşması oldu” dedi, tabir ona aittir.
Konuşmanın son cümleleri,
“Hareket yapma kralını görürsün/ Ayça’cım o ellerini indirsin.” Benim
olaya dahlim “Ben bu oyunu bozarım” demekten ibarettir.
Çalışkan- Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?
Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan
yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış
olursun.
Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız.
Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark
oluyor.
Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir
ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim
etmekten geri duran bir toplum.
Gençler Türkiye’den gitmek istiyor.
Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut
vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan
kızıyor, dindarsan karışıyor...
Her yere kimlikle girilebiliyor.
Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar,
hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.
Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun
saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır.
Çok hazin
durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik
duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.
Bu
bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir
şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.
Y kuşağı sadece
adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de
talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri
karşılanmadı.
O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar.
Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti
haklı olarak hafife alıyor.
“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat
aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir
söz söylememiz lazım.
Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram.
Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış
tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.
Tasvir insanın tabiatının
parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak
bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları
olduğunu söyleyebiliriz.
Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini
vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme,
kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.
“Ben ben” deyip duruyorlar.
Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak
politika
konusunda çok duyarlı. Ama çevreyi kendi hakkı olarak
mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi?
Bana ikincisi
gibi geliyor. AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan
ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, -Twitter, Facebook
dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals
satışları düştü.
Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri
daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza”
diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme
karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.
Şimdi o sloganlar
beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp
öğreniyoruz.
80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası
yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl
karşılayacak?
Menteş: Benim üç tane çocuğum var.
Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.
Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım
ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı
evde yaşıyorum.
Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı
çok duygusal olacakmış.
Dünya
, duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer
olacak mı acaba?
Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki.
Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok
yanıldık.
Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi.
60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu
gibi aktarmadılar.
90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi
geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı
başardık.
Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi
devletten ve toplumdan da bekliyorlar.
Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden
daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha
ziyade.
Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul
Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En
önemli konser salonu dört yıldır kapalı.
Emek Sineması yıkıldı, üzerine
AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti
muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.
İki yıl önce
olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e
ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.
Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların
çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli
bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.
Sen kimsin?
Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu,
eylemler değiştirdi. İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle
anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi
düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.
Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?
Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından
uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum.
Serinin ilk
filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir,
arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye
kasabanın dışına atar. Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri
döner.
Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra
polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür. Çorba yerine ağacı koy.
Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar
verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini
önemsiyorum.
Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller,
şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf
albümlerinden birini oluşturdu.
Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç
verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento
uyum sağlayabilirdi.
Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela
Kılıçdaroğlu
“Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi,
bu insanların arasını yumuşattı.
Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski
Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları
bastırabilir.
Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor.
Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi,
yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.
Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü
siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye,
aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var.
90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı.
Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte
Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.
Kemalistler başörtülü kadınların
zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı.
Yeni ulusalcılar İslamcılar...
Peki
AKP
’ye oy vermeyen muhafazakârların siyasi alternatifsizliğini nasıl yorumluyorsunuz?
Çalışkan: Murat'ın güzel yazısında genç kadınlardan
birisi "bizi dışlıyor" diyordu. Bu arkadaşımız bilmiyor Gezi'yi.
Eğer
gelselerdi başörtlü kadınından ateistine orada nasıl bir dönüşüm içinde
olduğunu görürlerdi. Bu arkadaşlar sosyal hareketi bir örgüt sanıyor.
Münferit şeyler Gezi'nin ruhuna ait şeyler gibi gösteriliyor. Münferit
olaylar oldu; onların daha fazlası da oldu.
Sabır siyasetinden gelenler
eğreti durdu içine girmedi ama bütün Gezi'yi iftara oturtmuş bir
hareketten söz ediyoruz. O arkadaşlar kusura bakmasın mızmızlık yapıyor.
Menteş: Türkiye kadınlar çok eziyet görüyor. Bana
“Türkiye kadınlar için ideal bir ülke” diyen bir tane kadın gösterin.
First lady, bilim kadını, diva... Başörtülü kadınlar uzun yıllar eğitim,
iş gibi konularda kısıtlamalara maruz kaldılar. Onların tereddütlerini
gayet anlaşılır buluyorum.
Çalışkan: Sosyal hareketin kendilerini davet etmesini
mi bekliyorlar? Ağabey anlamıyorum, gerçekten... Öyle bir hareket yok ki
karşısında. Elma kediyle konuşuyor gibi.
Menteş: Başörtülü kadınların resmen ve sertçe
dışlandığını göz önünde tutmanız gerekir. Bu hiç de kangurunun paraşütle
atlaması gibi bir şey değil.
Başörtülüleri, Gezi şöyle dursun, bence
her yere davet etmeliyiz. Üniversiteye, baroya, meclise, tiyatroya… Her
yere.
Çalışkan: Şöyle demişler; "Eylemciler, Gezi sürecinde
yapıp ettikleri her şeyi video, fotoğraf, yazı şeklinde kaydedip
arşivliyorlardı.
Bence, bir hikayeleri olsun istiyorlar. Ve bizi bu
maceraya, bu hikayeye davet etmiyorlar. Üstelik 'dilsiz şeytan' ilan
ediyorlar!"
Menteş: Biliyorum, o röportajı ben yaptım.
Çalışkan: Bu çok çirkin bir aşağılama.
Menteş: Bu kızlar diyor ki, “Gezi'ye giden arkadaşlarla
iletişimimiz kesildi.” Aynı fakültede, aynı sınıftalar. Gezi ruhu gibi,
Gezi gönlü de olmalı.
Davet mi bekliyor? Tamam, diyelim öyle. Gezi
gönlü geniş olmalı, zengin olmalı ve davet etmeli. Türk, Kürt, Alevi,
Sünni, örtülü açık… tüm kadınlar biraz ihtimamı, tatlı dili hak ederler.
Bunun yerine baskı, şiddet, taciz görüyorlar. Ben mesela Türkiye’de
başımı örtemezdim.
Çalışkan: Bu senin tercihin olurdu.
Menteş: Tercih etmezdim demiyorum, baskıya
dayanamazdım. Gezi’yi kutsayıp, dışında kalanları “harici” ilan etmemek
lazım. Sonuçta bu ülkenin çocukları. Eşit vatandaşlar.
Çalışkan: Gezi'yi kutsamıyorum. Bu üç arkadaş ‘biz’
diye bir hayali özne peydahlıyorlar; sonra da o bizin kategorik eşiti
gibi karşı tarafı kodluyorlar.
Sonra da "Gezi'dekiler bizi çağırmadılar"
diyorlar. Gezi'yle ilgili tüm yazıların burada. O çocuklar bu toplumun
gerisine itiliyorum dese, o zaman tartışmaya başlarız.
Menteş: Pekala… Bu kızlar 130 kişilik bir amfideler.
Arkadaşları Gezi'ye gidiyorlar ama bir şekilde bu kızlar kendilerini
oraya ait hissetmiyor.
Başörtülülerin bir durma anları var. “Ben bu
lokantaya girebilir miyim, ben bu derste soru sorabilir miyim, ben bu
kıyafeti deneyebilir miyim?..” gibi.
Çalışkan: Bu başörtülü kızlarla ilgili değil; Türkiye'de konuşan herkes durma ihtiyacı hissediyor.