Popüler Yayınlar

EROL GÜNGÖR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EROL GÜNGÖR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2013 Cuma

Milliyetçilik, ulusalcılık, komitacılık

Geçenlerde televizyonda Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür'ü gördüm. Başkan; Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör gibi edebiyat ve fikir dünyamızın önemli simalarını sıraladıktan sonra şu tarz bir tespitte bulunuyordu: 

"Kendisini milliyetçi olarak gören bu kadar değerli aydının buluştuğu bir düşünce mecrasını çok basite indirgeyemezsiniz". 

Çok yerinde bir tespit. Türkiye'deki milliyetçiliğin ana damarı, itidal çerçevesi içinde bu ülkeyi sevmek, bu ülkenin kıymet hükümlerini yaşatmaktır. Bu nedenle başka bir milleti aşağılamaktan almaz gücünü. 

Toplumu, kültürel birikimlerin intisap ve miras geleneğine rabteden bir milliyetçilik anlayışıdır bu. Bediüzzaman'ın "müspet milliyetçilik" diye isimlendirdiği bu anlayış, kan ve kin üzerine bir dünya arayışı içinde değildir. 

O yüzden Nuri Bey'in milliyetçi aydın listesi uzatılabilir ve şu soru yöneltilebilir: Siz yeryüzünde hiç bu kadar mutedil aydının kendini milliyetçi olarak tanımladığı bir başka ülke biliyor musunuz? 


"Nationalism" kelimesine Batı'nın yüklediği anlam ile bu milletin öteden beri milliyetçilik kavramına verdiği mânâ arasında büyük bir uçurum var.

Vakıa, bazı dönemlerde "ırkçı" ve "kafatasçı" diyebileceğimiz iç direnişler Türkiye'deki milliyetçilik anlayışını kuşatmıştır; fakat her defasında tasfiye edilmiştir.

Şamanizm vurgusu, karşısında İslam inancını bulmuş, ırkçılık fikri Müslümanlığın "en üstününüz Allah'a en yakın olanınızdır" mesajıyla bertaraf edilmiştir.

Bugün milliyetçiliği tehdit eden en önemli gelişme ulusalcılıktır. Nevzuhur bir örgütlenmenin ürünü olan bu marjinal yapı, bir taraftan milliyetçi görünerek genel kitlenin desteğini almaya çalışıyor; diğer yandan da toplumla kavgalı olan merkezlere göz kırpıyo.

Kızıl elma ittifakı diye ortaya çıkan oluşumun mimarı, yakın siyasi tarihimizdeki her anti demokratik örgütlenmenin içinde bulunmuş bir insan. Şu sıralar yazdıklarıyla tahrikçilik yapmakla yetiniyor, söyledikleriyle de teşvikçilik yapıyor.

Çankaya sırtlarında mutat görüşmeler yapmasına şaşırmamak lazım; çünkü evveliyatının sağcılık mı solculuk mu olduğu bile tam bilinemiyor.

Karmaşık ilişkilerin bir çatı altında toplanmasında bu çok kimlikliliğin payı var. Hayatı boyunca yüzer-gezer bir karakter ortaya koyan; bu minval üzerine rotasını Çin'den İran'a, Apo'dan Atatürk'e kadar birbirine zıt istikametlere çeviren bir adamın bu işin kurucuları arasında bulunması da normal.

Das Kapital'den sıkılmış birinin, "Bir elimizde Nutuk!" deyip kükremesine de şaşmamak gerekiyor. Zira ulusalcıların İslam'a sahip çıkıyormuş gibi Müslüman kesilmesi de; Türklüğe sahip çıkıyormuş gibi Türk pozlarına girmesi de konjonktürel hamlelerdir. Ne İslam'ın izzet ü şevketi; ne Türklüğün kadr ü kıymeti ilgilendiriyor onları.

Ulusalcılığı ambalajlayan çok değişik etiketler var. Solculuk, sağcılık. İslamcılık... Bu etiketleri kazıyın; altından tek bir gerçek çıkacaktır: Komitacılık. Demokrasiyi içine sindirememiş dar bir zümre kâh milliyetçilik postuna bürünüp solculuğunu gizliyor kâh tarikatçılık kisvesine sarılıp tüccarlığını.

Matruşka mantığı ile hazırlanmış kimlikler silsilesi, kafa karıştırmaya yönelik hamlelerden oluşuyor. Kendini rejimin gerçek sahibi sayan elit bir zümrenin ulusalcılık oluşumuyla çete yapılanmalarına girmesi, Türkiye'yi sarsmaya yönelik her eylemin içinden bunların çıkması; sonra da büyük bir arsızlık içinde bu güruhun masum insanları suçlaması, boşuna değil.

Öteden beri aşina oldukları psikolojik harp teknikleriyle kamuoyunu başka mecralara sürüklemeye çalışıyorlar. Ancak nafile...

Adamın biri mantar tabancasını kapmış, şanlı bayrağı ve mukaddes Kur'an'ı iktidar hevesine alet etmeye yeltenerek yemin töreni yaptırıyor. "Ölmeye ve öldürmeye" yapılan yeminin Türkiye'deki fikrî akımların ana damarlarından sayılan milliyetçilik ile ilgisi olabilir mi? Resmen çetecilik bu.

Böyle bir zifiri karanlıktan Nihat Sami'ler, Nurettin Topçu'lar.. çıkmaz. İttihat ve Terakkicilerin maceraperest hayaletiyle karşı karşıyayız. Yeni bir maceraya gerek yok ki!

 http://www.zaman.com.tr/ekrem-dumanli/milliyetcilik-ulusalcilik-komitacilik_499565.html

28 Mart 2013 Perşembe

SÖZLÜK BUHRANI

26 Mart 2013
Allah korusun, varsa şayet böyle bir dert; bir ülke kendi kendisiyle konuşamaz. 

Yani bir milletin sözlüğünde anlam anarşisi baş gösterirse hiçbir kelime cümle içinde koyduğunuz yerde durmaz, sizin ona biçtiğiniz kıyafeti reddeder; artık kelimeler, anlaşma değil anlaşamama sebebidir.

Kelimelerin anlamları üzerindeki mutabakatı kaybederseniz hiçbir konuda uzlaşmaya varamazsınız. Çünkü yerine göre, bizatihi uzlaşma niyetinin izharı, bir ihtilaf sebebi haline gelebilecektir.

Ülkemiz, geçen yüzyılın ikinci yarısı ve 21. yüzyılın bu ilk yıllarını sanki böyle bir buhran ile geçiriyor gibi. Yıllardır kelimelerimizle beraber anlamlarını da tartışıyoruz.

Bundan neredeyse 70 yıl önce, “Türk tefekkür hayatı, yüz seneden evvel yoluna girmez.” demişti Hoca. Hoca diyorum ya, bu sözün söylendiği zamanlarda kelimelerin herkesin paylaştığı anlamları vardı ve “hoca” kelimesinin anlamı da hayatın içindeki itibarlı mevkiini henüz  kaybetmemişti.

Sıfatlarının anlamını hayata katmaya muktedir olan müstesna bazı insanlar sayesinde hocalık hâlâ bir şeyler ifade ediyordu. Rahmetli Başgil de bu muktedir hocalardandı ve ne dediğini biliyordu; “Dilde yok yere ihdas edilen bugünkü anarşi, en az yüz sene sürer.” diyordu.

Bu sözler, 1946 yılında söylenmişti; o gün için bir tahmini ifade eder gibi görünse de bugün artık  gerçekleşmiş muteber bir öngörü ve can sıkıcı bir tespittir. Hoca, bu sözleriyle 1930'larda hayata geçirilen “dil devrimi”nin sebep olduğu “anarşi”yi kastediyor ve “Türkiye'de daha uzun süre felsefe yapılamayacağını” (Ali Fuat Başgil, Türkçe Meselesi, syf: 52. Yağmur Yayınevi, İstanbul – 2006) söylüyordu.

Başgil Hoca'nın bu sözleri sarf ettiği tarihten takriben yirmi yıl sonra bir başka hoca, Hilmi Ziya Ülken de benzer bir hükme varıyordu.

Rahmetli, “Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi” adını verdiği eserine son söz olarak, Türk düşüncesinin geleceğiyle ilgili bir değerlendirme yapıyor ve 1940'larda başlatılan Batı ve Doğu düşüncesinin temel kaynaklarının tercümesi üzerinde duruyor ve bu tercümelerin okuyucuya intikaliyle ilgili iki büyük sıkıntıdan bahsediyordu; birincisi dil, ikincisi eserlerin yayımında muhatap alınan idrak seviyesi... (Hilmi Ziya Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi, syf: 815-816. Selçuk Yayınları, Konya. Baskı: İstanbul, 1966)

Hilmi Ziya Bey'e göre, bilhassa Batı'ya ait kaynakların Dil Kurumu'nun “tilcik”leriyle yapılan tercümeleri, mefhum ve ıstılah engelini aşamadığı için anlaşılamıyor ve okunmuyordu; okunsa bile, Türk okuyucusu, aynı sebeplerden dolayı tercüme eserlerin ihtiva ettikleri konulara nüfuz edemiyor ve satıhta kalıyordu.

Hilmi Ziya Hoca'nın tespiti, bugün itibarıyla çok acı neticelerin o günkü sebepleri arasında zikredilebilir; o günden bu güne, nüfuz edilemeyen ve sathında kalınan konuların bizatihi kendileri de zihin âlemimizden çekildiler ve ülkemizin fikir hayatı muhtevasız bir paparazzi ve Televole dünyasına dönüştü. Düşünüp fikir üretmek bir yana, o konuları tamamen unuttuk, yok saydık ve yokluklarına alıştık.  

Şark klasikleriyle ilgili müşkül ise, lisan kargaşasına ilave olarak sokağın idrakine hitap endişesi ile neşredilen eserler “avamî” seviyenin üzerinde bir alaka göremiyordu. Bir başka ifade ile dilde yapılan tasfiye ile memleketteki ilmî seviye birbirini tayin eder hâle gelmişti.

Ülken'den neredeyse yirmi yıl sonra, onların talebesi başka bir hoca, rahmetli Erol Güngör, “Türkiye'de modern manada bir ilim ve fikir geleneği bulunmadığı için, bütün mefhumlar gazetecilik seviyesinde bir muhteva kazanıyor ve herkes tarafından öyle anlaşılıyor.” (Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, syf: 120, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1993) sözleriyle meselenin bir başka veçhesine işaret ediyor ama neticede mahiyet itibarıyla  diğer hocaların da işaret ettikleri yaraya parmak basıyordu.
,
Erol Bey, hocalarının haber verdiği tehlikenin gerçekleşmeye başladığını görmenin hayfı ile mefhumların anlam ihtiyacını karşılayan seviyenin sebep olabileceği  problemleri hatırlatıyordu.

Türk irfanının başka iklimlerden devşirdiği mefhumlara kendi lügatinden karşılıklar bulmakta başarılı olduğu pek söylenemez.

Dışarıdan gelen bu mefhumları ve karşılaştığımız yeni toplumsal meselelere verebileceğimiz adları, kendi lügatimizden kelimelerle ifade etsek bile bu kelimelerin mana ve muhtevalarının şümulü üzerinde ittifak edemediğimizi, kültür hayatımızda her gün tekrarlanan anlam buhranlarıyla reddedilemeyecek şekilde görüyoruz.

Milliyetçilik ve ulusalcılık gibi, memleketimiz için sıcaklığı el'an devam eden neredeyse hayatî bir konuyu, anlamları üzerinde mutabık kaldığımız bir terminolojiyle konuşmanın imkânsıza yakın güçlükler ihtiva ettiğini acıyla fark ediyoruz.

Memleketimizde sadece milliyetçilik değil, diğer pek çok millî meselenin üzerinde konuşabilme imkanlarının merhum Başgil'in işaret ettiği “anarşi”nin gölgesinde kaldığını artık biliyoruz.

Bu anarşi, Başgil'in işaret ettiği tarihten çok önceleri, taa Tanzimat devirlerinde başladı; “dil devrimi”, meseleyi iyice içinden çıkılmaz hâle getirdi. Türk irfanı, karşılaştığı fikrî, zihnî, fizikî, içtimaî hiçbir mefhuma üzerinde bütün münevverlerinin mutabık kalacağı bir isim ve anlam kazandıramadı.

Bu cümleden olmak üzere, mesela, millet, milliyet, kavim, ulus, ulusal, küresel, devlet, milli devlet, ulus devlet, milliyetçilik, ulusalcılık gibi “olgu”ları da, ya kendi mefhumlarımızla karşılayamadık ya da mefhumlar ve anlamları üzerinde ittifak edemedik. Sözgelimi “nation” mefhumunu, önce kavim, sonra millet, sonra da ulus ile karşıladık.

Ne var ki, bu üç kelimeyi de mana ve muhtevası ile bir mefhum olarak inşa edemediğimiz gibi üzerinde anlaşamadığımız hâlde keyfî bir tutumla tasarruf etmeye devam ettik.

Birimizin millet diye başladığı bir cümleyi bir başkamız ulus diye anlıyor; milliyetçilik tartışmaları, kavmiyetçilik veya ulusalcılık girdabında anlamını şaşırmış bir hâlde kaybolup gidiyordu, hâlâ da öyle.

Hiçbir milli lisanda, zihniyet ve dünya görüşüne hatta meşrebe göre anlam farklılığı arz eden bir dil anlayışı ve bizdekine benzer bir lügat karmaşası yaşanmamıştır.

Dünyanın hiçbir lügatinde bir kelimenin anlamı, bizdeki gibi insanların kafa yapısına göre değişmez; elbette küçük farklılıklar bulunabilir ama anlamı tamamen değiştirecek hatta zıddına kaydıracak kadar “mânâ ihtilafı”  olmaz, olamaz.

Olursa orada herhangi bir fikir ifade edilemez; bir fikir alış-verişi mümkün olamaz. Hatta kamuoyu diye bir şeyin varlığından söz edilemez. Ama biliyoruz ki, bütün bu imkânsızlıklar, bizim ülkemizde mümkün olabiliyor.

Lakin bu imkânsız mümkünlerin ortaya çıkardığı “gaile”yi milletimiz, o emsalsiz irfanı ile neredeyse bir asırdır telafi etmeye çalışıyor. Dünyada, kendi okumuş evlatlarının eksiğini, sonsuz bir hoşgörü ile telafi etmeye kararlı,  bizim milletimizden başka bir millet de herhâlde yoktur.

Türk milleti neredeyse yüz elli yıldır kendi münevverinin yanlışını düzeltmekle meşgul. Ne var ki, “kamus”ta yapılan yanlışları, ancak milli irfandan beslenen, gerçekten milli ve gerçekten münevver bir bakış açısı düzeltebilir.

Milletin o sahada yapabileceği şey, münevverin inşa ettiği mefhumun üzerine sokağın havasının sinmesini sağlamaktır. Sokağın havası sinerse mefhum millileşir ve ondan sonra o mefhumlarla milli irfan inşasına katkı sağlanır.

Mefhum, milletin irfanına, izanına yakın bir yerde inşa edilirse sokak benimser, aksi hâlde reddeder. Ancak ülkemizde durum biraz farklı; sanki sokak da bir kıymet takdiri bozgunu yaşıyor gibi. Başlangıçta münevverde görülen zihnî kargaşa artık sokağa da intikal etmiş durumda.

Milli irfanın lügatinin noteri diyebileceğimiz kamuoyu, bugün itibarıyla “sözlük buhranı” yaşamaktadır. Milletimiz elbette bu gaileyi de aşacaktır; zira Türkçe, “Kur'anî belkemiği” ile bu toprakları bize vatan kılan dildir. Ve eserini savunacaktır.

Son siyasi tartışmalar bize gösterdi ki, bu “anlam ihtilafı”nı ve “sözlük buhranı”nı halletmeden hiçbir ciddi meselemizi, meselenin haysiyetine uygun bir seviyede konuşamayacağız.

Çünkü konuşmak için bir şey söylemek ve bir şey anlamak gerekir; bu ise ancak ortak bir lügatle mümkündür. Lügatimizin içine düşen bu derin ihtilaf halledilmez ise, konuştuğumuz bu dil, bir anlaşma aracı değil, bir ihtilaf sebebi olmaya devam edecektir.
 *Vali

 http://www.zaman.com.tr/yorum_sozluk-buhrani_2069746.html
 

16 Mart 2013 Cumartesi

EROL GÜNGÖR - MÜSTESNA BİR ZİHNİ TERKİP

“Erol Güngör müstesna bir zihnî terkipti. Onda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sanatkâr ruhu, Yahya Kemal Beyatlı’nın tarih duygusu, Mümtaz Turhan’ın ilim zihniyeti ve Anadolu velilerinin ilhamı vardı.” (Yılmaz Özakpınar)
 
25 Kasım 1938'de Kırşehir’de dünyaya gelir. Dedesi Kırşehir’de Ahi Tekkesinin son şeyhi aynı zamanda Ahi Evren Camiinin imamı olan Hafız Osman Efendi’dir. Yetişmesinde ailesinin ve yaşadığı çevrenin etkisi büyüktür. 

Henüz ortaokul çağlarındayken Osmanlıca öğrenir, üniversite öğrencisi olmadan, yerli-yabancı klasikleri hafızasına yerleştirir. Lise yıllarında mahalli gazetede başlayan yazarlığı, hayatı boyunca devam eder.

1956 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk bölümüne kaydolur. Burada Fethi Gemuhluoğlu vasıtasıyla Mümtaz Turhan’la tanışır, coşkun kaynak hayatı boyunca kıvrılıp akacağı geniş ve uzun yatağı bulur. Mümtaz Turhan hocanın teşvikiyle Hukuk Fakültesinden ayrılıp İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine kaydını yaptırır. 

Fakülteden mezun olduğu 1961 yılında Tecrübî Psikoloji kürsüsünde asistan olur. Bu sırada Türkiye’de yeni yeni gelişmekte olan Sosyal Psikolojiye yönelir. Bu disiplinin önemli eserlerinden Krech ve Crutchfield'in Sosyal Psikoloji kitabını Türkçeye çevirir. “Kelâmî Yapılarda Estetik Organizasyon” adlı teziyle doktor, “Şahıslar arası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü” konulu teziyle doçent, “Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar” adlı teziyle sosyal-psikoloji profesörü olur.(1965,1975,1978) 

1966'da ABD Colorado Üniversitesinden tanınmış sosyal - psikolog Kenneth Hammond'un daveti üzerine Amerika'ya gider. Bu üniversitenin Davranış Bilimleri Enstitüsünde milletlerarası bir heyetin araştırmalarına katılır. Sosyal psikoloji ders ve seminerlerini yürütür. Döndükten sonra Devlet Planlama Teşkilatı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın çeşitli komisyonlarında görevler alır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra günlük fıkralar ve makaleler yazar. Yazıları Türk Yurdu, Klinik Sempozyum, Hisar, Türk Birliği Dergisi, Töre, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Milli Eğitim ve Kültür, Milli Kültür, Konevî, Toprak ve Diriliş dergileri ile Millet, Her Gün, Yeni Düşünce, Yeni Sözcü, Yol, Ayrıntılı Haber, Yeni İstanbul ve Ortadoğu gazetelerinde yayınlanır. 1974–77 yılları arasında Ortadoğu gazetesinin başyazarlığını yapar.

1980 İhtilali sonrasında kurulan YÖK tarafından Selçuk Üniversitesi rektörlüğüne tayin edilir. Bu vazifesini yürütmekte olduğu sırada, 24 Nisan 1983’te geçirdiği bir kalp krizi sonrasında hayata gözlerini yumar. Cenazesi,  mütevazılığıyla birleşen üstün vasıflarını fark etmiş Konyalıların ve yazılarını takip eden her yaştan sevenlerinin omuzlarında uzun süre hatırlardan çıkmayacak bir mateme dönüşür.

“Çağdaş bir Türk millî kültürünün kurulması”nda katkıda bulunabilmek için zihninin ve zamanının bütün imkânlarını feda etmiş, bu toplumun birlikte yaşama iradesini ortaya çıkaran “aslî değerler”in, “ideal değerler” haline gelmemesi için gayret etmiştir. Ciddiyetinden ve seviyesinden taviz vermeden içinde yaşadığı toplumun tarihini, düşünce verimlerini ve kültürünü iyi bilen bir sosyologun neler üretebileceğini yaptığı çalışmalarla gösterir. İdeoloji yerine fikir sahibi olacak bir nesli yetiştirmek için edebî  ve ilmî tüm birikimini sarf eder. Bir yanıyla kültürümüzün kaynaklarını, diğer yanıyla dünyayı kucaklar. Bir yandan sahasında meydana gelen ilmî gelişmeleri yakından takip eder, diğer yandan dilimize, edebiyatımıza, tarihimize, dinimize; hâkim bir mütefekkirdir. Sadece mütefekkir değil, sade, akıcı ve anlaşılır bir üslubu derinliğiyle birleştirebilmiş büyük bir muharrirdir.

Kitapları:





Tarihte Türkler
Tarihte Türkler
Tarih

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-021-7

Sosyoloji ile tarihin birbirinden ayrılmayacağını düşünen mütefekkirin tezlerini üzerine bina ettiği tarih algılamasının siyasi kısmının tasviridir. Üzerinde ittifak edilmiş tarihî hadiseler kronolojik sırayla ve çekici bir üslupla anla...



Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk
Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul - 1995
ISBN 978-975-437-172-7

Yayınevimiz yazarın sağlığında yayınlanmamış iki eserini bir arada takdim eder. Ahlak Psikolojisi’nde daha ziyade ferdî hususlar, Sosyal Ahlak’ta ise içtimai hususlar açıklanır. Ferdin kişiliğinin oluşmasından başlayarak toplumdaki hukuk sistemini...



İslâmın Bugünkü Meseleleri
İslâmın Bugünkü Meseleleri
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-016-4

Yazıldığı dönemde seviyeli bir entelektüel tartışmaya zemin hazırlamıştır. İslam Davasının siyasi bir dava olduğuna inanmayan yazarın, geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında vücuda gelen “uyanış” ve bu uyanışın Türkiye’ye akseden &...



İslâm Tasavvufunun Meseleleri
İslâm Tasavvufunun Meseleleri
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-042-2

İslâmın Bugünkü Meseleleri’nden farklı olarak sadece İslam tasavvufunun meselelerini ele almakta, fakat sosyolojik yaklaşımı ve inceleme metoduyla bir bakıma onu tamamlamaktadır. Tasavvufun İslâm’daki yeri nedir? Tasavvufî düşünc...



Türk Kültürü ve Milliyetçilik
Türk Kültürü ve Milliyetçilik
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-036-2

Yazarın hocasına ithaf ederken hocalığını ispat ettiği eseridir. Yazıldığı dönemdeki ideolojik tartışmaları elinin tersiyle iter ve ilmî verilerin ışığında hakikatleri söyler.  “Bilindiği gibi milliyetçilik bir memleketteki millî kült...



Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik
Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-024-9

Sosyal Psikolojinin kadim problemini ülkemize tatbik eden, yaşattığı dönemi soğukkanlılıkla gözlemleyen, çareler gösteren bir eserdir. “Bugün herkes biliyor ve görüyor ki, Türkiye çok hızlı ve geniş çaplı bir değ...




Dünden Bugünden - Tarih-Kültür ve Milliyetçilik
Dünden Bugünden - Tarih-Kültür ve Milliyetçilik
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1995
ISBN 978-975-437-039-3

“Pek çok kimse eski medeniyetimizi bıraktığımızı, ancak yenisini de benimseyemediğimizi söyler ve asıl problemin Batılılaşmamış olmamızda yattığını iddia eder. Kısacası aydınlarımızın batıcı olanları kadar muhafazakâr görünenlerinde de ortak kab...



Yirminci Asrın Manası
Yirminci Asrın Manası
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1999
ISBN 978-975-437-233-5

Sosyal ilimciler arasında muteber bir yeri bulunan meşhur iktisat tarihçisi Kenneth E.Boulding’in geçtiğimiz asrı değerlendiren ve günümüzde güncelliğini yitirmemiş bir eseridir. Yazar yirminci asrı insanlığın yaşamakta olduğu büy&uum...



Sosyal Psikoloji
Sosyal Psikoloji
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1999
ISBN 978-975-437-322-5

Erol Güngör’ün muhteşem çevirisiyle… “Bu kitabın sosyal psikoloji öğrencilerine bir rehber olması düşünülmüştür. Bunun başlıca iki sebebi vardır. Birincisi, sosyal psikoloji kitaplarının hiçbiri eliniz...



Türkiyede Misyoner Faaliyetleri
Türkiyede Misyoner Faaliyetleri
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 2000
ISBN 978-975-437-311-0

Güngör’ün henüz 19 yaşında bir delikanlı iken kaleme aldığı, ilerde vereceği büyük eserlerin habercisi olan eseridir. Kültürümüzün geçirmekte olduğu buhrana paralel bir şekilde güçlenen Hıristiyanlaş...



Sosyal Meseleler ve Aydınlar
Sosyal Meseleler ve Aydınlar
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-105-5

Yazarın çeşitli mecmualarda neşredilen makaleleri “Millî Kültür Meselelerimiz”, “Edebiyata Bakış”, “Meselelerimiz ve Aydınlarımız” başlıkları altında derlenmiştir. Eserin ağırlığını, telif kitaplarda işaretleri verilen, ...



Dünyayı Değiştiren Kitaplar
Dünyayı Değiştiren Kitaplar
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1995
ISBN 978-975-437-138-3

Çok ünlü kitapların makus talihi, haklarında kabaca bilgi sahibi olunduğu için ciddiyetle okunmamalarıdır. Onların muhtevaları ve tarihte oynadıkları roller hakkındaki malumat basma kalıp atıflarla geçiştirilir. Eserde, Batı dünyasının ve dola...



Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme
Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1996
ISBN 978-975-437-131-4

Düşünce tarihinin şaheserlerinden biridir. Avrupa düşüncesinde 1680-1715 tarihleri arasında yer alan köklü değişmenin hikâyesini anlatır. Modern Batı düşüncesinin temelini teşkil eden bu düşünce inkılâbı bir taraftan ...



Kelami Sahada Estetik Yapı Organizasyonu
Kelami Sahada Estetik Yapı Organizasyonu
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1999
ISBN 978-975-437-310-3

İlk çalışmalarını tecrübî psikoloji dalında yapan yazarın sanatın kelâmî sahası olarak nitelediği edebiyattaki estetik yapının kuruluşu hakkındaki doktora tezidir. Küçük hacmine rağmen sadece ülkemizde değil, dünya entelij...



Şahıslararası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü
Şahıslararası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1998
ISBN 978-975-437-272-3

Laboratuar şartları altında ihtilafa düşürülen iki şahıs arasındaki münakaşanın lenguistik tahlili yapılarak objektif ve subjektif mana sistemlerinin nisbî ehemmiyeti tatbik edilmiştir. Girişte psikolojinin yeni ehemmiyet vermeye başladığı ihtilaf probl...



Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar
Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar
Sosyoloji - Psikoloji

İstanbul 1998
ISBN 978-975-437-271-6

“Ahlak değerleri diğer değerlere oranla, psikolojinin önemli bir konusunu teşkil eder, çünkü insanın sosyal gelişmesi genellikle bir ahlakî gelişmeden ibarettir. Sosyal bir varlık olmak, başka insanlarla karşılıklı ilişkiler halinde yaşamak deme...




İktisadi Gelişmenin Merhaleleri
İktisadi Gelişmenin Merhaleleri
İktisat

İstanbul 1999
ISBN 978-975-437-313-3


Önemli bir iktisat tarihçisinin modern tarihin seyri hakkında yaptığı bir genelleme, komünist olmayan bir manifestodur. Tarihin seyri, birbirini takip eden gelişme merhaleleri halinde ele alınır. Yazara göre millî ekonomilerin tarihî seyirlerini...
 

http://www.otuken.com.tr/yazardetay.asp?YazarID=31  internet sayfasından alınmıştır.