Popüler Yayınlar

MÜLKİYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜLKİYE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2013 Pazar

BÖLÜCÜLÜK

Mümtaz'er Türköne
m.turkone@zaman.com.tr
Her şeyin değiştiği zamanlarda bile alışkanlıklar kolay değişmiyor.
Dünya tepetaklak oluyor. Altı üstüne geliyor. Değişmeyen alışkanlıklar, gerçekte maksadın tam tersini temsil etmeye başlıyor.

Israra ve inada bakıp şaşırıyorsunuz. Soruyu doğrudan şöyle soralım: Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü MHP ve CHP mi; yoksa 63 Akil Adam mı temsil ediyor?

Bu ülkenin toprağını, halkını, devletini tek parça halinde tutan güç kimin ellerinde? İki eliyle zıt kutuplara doğru hamle eden atları dizginlemeye çalışanlar kimler? Ya gözü kapalı atları doludizgin koşturup, tam dönemeçte savurmaya yeltenenler?

Profesör Şükrü Sina Gürel, benim Mülkiye’den hocamdır. Kibar, ince bir adamdır. Rahmetli Ecevit’in ekolünden centilmen bir politikacıdır.

Habertürk’te canlı yayında aramızda inanılmaz bir diyalog geçti. Ben, maksadın ülkeyi tek parça halinde tutmak olduğunu, bunun için yerele yetki devrinin gerektiğini savunuyordum.

Ulus devlet yapısına zarar vermeden, bunun mümkün olabileceğini örnekler vererek anlatıyordum. Hoca kestirip attı:

Ulus devlet yapısını devam ettirebilmek için problem çıkartan kısımdan vazgeçilmesi gerektiğini öne sürdü. Kısaca, Güneydoğu’yu kesip atalım, yeter ki ulus devlet bu haliyle devam etsin. Bu bir görüş; maalesef yaygın bir görüş. Mantıklı bir tarafı yok; daha çok duygusal tepkileri yansıtıyor. “Çözüm” diye diye, karşı çıkanları ısrarla sıkıştırdığınız zaman “al sana çözüm” faslından karşınıza bu çıkıyor. Özellikle milliyetçiliğin arkasına saklananlardan.

Bugün Türkiye’nin ayrılıkçı terörden kaynaklanan bölünme problemi kalmadı. PKK, 29 yıl kan dökerek ve döktüğü kan etrafında düşman kamplar oluşturarak Türkiye’yi bölmeye ve Güneydoğu’da bağımsız bir devlet kurmaya teşebbüs etti.

Başarılı olamadı ve bu hevesinden vazgeçti. Başarısızlığını ve ayrılıkçılıktan vazgeçtiğini açık bir şekilde itiraf ediyor. Bugün vardığımız yerde, Türkiye’nin yakın, ciddi bir bölünme tehlikesi mevcut değil. Tersine, Musul’un (Kuzey Irak) Türkiye sınırlarına dahil edilme tezi gündemde ve ciddi olarak tartışılıyor.

Terörün canımızı yakan gölgesi zihnimizin üzerinden kalktıktan sonra, kimin gerçekte ne düşündüğü daha kolay anlaşılıyor.

Bağımsız Kürdistan emeli, Güneydoğu’dan % 5’i geçen bir desteğe sahip değil. İlk defa Bağımsız Kürdistan’ın, Kürtlerin Türkiye’nin batısından, kuzeyinden vazgeçmeleri anlamına geldiğini idrak etmeye başladık.

Kim niye vazgeçsin? Terörün sona ermesi, huzur ortamının gelişmesi en çok Kürt vatandaşlarımızı mutlu ediyor. Neden? Herkes işine gücüne bakacak.

Çoluğunun çocuğunun rızkı ile meşgul olacak. Can emniyetine ilave olarak barışın ve huzurun getireceği kazanç parmaklarımızla dokunabileceğimiz kadar yakında duruyor. Kimse bölünmek istemiyor; tersine bölmeye kalkanlara itiraz ediyor.

Kürtçe’nin yasaklanması gibi onur kırıcı asimilasyon politikaları yüzünden Türkiye’nin bölünmenin eşiğine geldiğini bugün daha iyi kavrıyoruz.

“Çözüm” lafı ortaya düştüğü anda, Kürtlerin bakışı nasıl değişti? Üstelik bu laftan başka “çözüm” adına söylenen hiçbir şey olmadığı halde. Sonucun tartışma götürür bir tarafı yok. Türkiye birliğini, bütünlüğünü yeniden tesis ediyor.

Bugün itibarıyla Türkiye’nin Kürt ayrılıkçılığından kaynaklanan bir bölünme tehlikesi kalmadı. Deveye hendek atlatmayı talep eden de yok.

Kürtler farklı dilleri ile eşit ve saygın vatandaş olacaklar. Bölücülük, bu eşitlik talebine karşı şimdi Türkiye’nin batısından geliyor.

“Türk’ü üstün tutma” gayretleri etrafında bir bölücülük yükseliyor. Kimse kimseyi kandırmasın: Türk’ü üstün tutmaya kalkan da yok. Sadece birileri “Türk”ün arkasına saklanarak imtiyazlarını sürdürmeye çalışıyor.

CHP’de giderek büyüyen çatlak, bu imtiyazları sürdürme çabasının eseri. Türkçülük CHP’ye mi kaldı? Tek başına CHP’de yaşanan ayrışma bile, bölücülüğün kaynağında “Türk hassasiyeti” olmadığını, Türklüğün istismar edildiğini gösteriyor. Göreceksiniz: Kürt’ten bölücü çıkmadığı gibi Türk’ten de çıkmaz.

 http://www.zaman.com.tr/mumtazer-turkone/boluculuk_2080833.html

31 Mart 2013 Pazar

MÜMTAZ SOYSAL, IRKÇILIĞI KÖRÜKLÜYOR

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 1960'larda Mülkiye'de okuduğum yıllarda bana ve arkadaşlarıma hocalık yapmıştı. 

Zekası ve belagatiyle hayranlığımızı kazanmış, Yön ve Devrim dergilerinde yazdığı yazılarla birçoğumuzun "devrimci, cuntacı" olmasına önemli katkıda bulunmuştu.

O yıllardan beri Mümtaz Soysal, laikçi–devletçi–milliyetçi türden bir Kemalizm (dilerseniz, moda deyimle Ulusalcılık) ile Marxizm'in bir karikatürünü kaynaştıran dünya görüşüne (dilerseniz Türk Baasçılığı'na) bağlı kaldı.

Rusya'da komünizmin yıkılması ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hiç hoşlanmadı, Irak'ta Saddam Hüseyin rejimi ile yakın işbirliğini savundu.

Türk Baasçılığının önemli isimleri arasında, (rahmetli) Doğan Avcıoğlu ve (Allah uzun ömürler versin) İlhan Selçuk ile karşılaştırıldığında, eylem adamlığı zayıf fakat fikir adamlığı kuvvetli olanıdır.

Sahip olduğu dünya görüşü hakkındaki teşhisimi koyduktan sonra Soysal'ın yazdıklarına ilgim kalmadı. Tıpkı diğer Türk Baasçıları'nın yazıları gibi Soysal'ınkileri de ancak arkadaşlarım dikkate değer bulup uyardıkları zaman okur oldum.

Geçen gün arkadaşlarım yine dikkate değer bir yazı yayımladığını haber verdiler ("Kesin çözüm", Cumhuriyet, 18 Ağustos). Yazı, Türk Baasçılığının ya da İttihatçı–Kemalist Jakobenizm ya da tepeden inmeciliğinin niteliğini teşhir etmesi açısından gerçekten okunmaya değer.

Soysal'ın Kürt sorununa getirdiği çözüm önerisi, "kesin" ve yalın: Türk ulus–devletinin bütünlüğünün korunması için Türkiye Kürtleri ile Irak Türkmenlerinin mübadele edilmesi.

Öneriyi şöyle açıklıyor: "Güneydoğu'da bölgesel özerklik, resmi dil dışında öğretim gibi ulus–devlet ilkesiyle çatışan isteklere karşı kesin kırmızı çizgiler çizmek ve düzen değiştirici planlı ekonomik–sosyal kalkınmayı öne çıkarıp, bu koşullara uymak istemeyenlerin Irak'taki Türkmen nüfusla değiştirilmesini önermek gerekir."

Soysal'ın "kesin çözümü"nün neden uygulanabilir olmadığını, uygulanacak olsa neden bildiğimiz şekliyle Türkiye'nin kesin sonu demek olacağını aklı başında insanlara izah etmek gerekeceğini sanmıyorum.

Ama yansıttığı korkunç zihniyetin eleştirilmesi, maalesef, önemini koruyor. Çünkü, bu zihniyeti paylaşanların hayli yaygın olduğunu, ne yazık ki, "Kürt açılımı"nı başlatan hükümetin içinde dahi temsil olunduğunu biliyoruz. Peki, bu zihniyet niye "korkunç"tur?

Şu nedenlerle:

Bu zihniyete göre, önemli olan "ulus–devlet" (yani tek kimlikli devlet) ve onun bütünlüğünün korunmasıdır; o devletin yurttaşları olan insanların, onların hayatlarının, özgürlüklerinin hiçbir değeri yoktur.

İnsanların hayatları, devlet tarafından istenildiği gibi şekillendirilebilir; insanlar gerekirse yurtlarından sürülüp atılabilir. "İnsan hakları" denen şeyin hiçbir hükmü yoktur. Türkiye'nin altına imza atmış olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin de hiçbir anlamı yoktur.

Kuşku yok ki bu zihniyet, tarihin en büyük trajedilerinden biriyle sonuçlanan, 1915–16 Ermeni tehcirini uygulamaya koyan; 1923'te Türkiye Rum Ortodoksları ile Yunanistan Müslümanlarını zorunlu (istekleri hilafına) mübadeleye tabi tutan; 1942'de Varlık Vergisi, 1955'te 6–7 Eylül facialarını yaşatan zihniyettir.

Bunun dayandığı ideoloji Türkiye Cumhuriyeti'ni bir soydaşlar cumhuriyeti olarak gören, kabul etmeyenlerin ya Türkleşmek ya da çekip gitmek zorunda olduğunu söyleyen ırkçı milliyetçiliktir.

Bu zihniyetin Avrupa'daki son örneklerini eski Yugoslavya'da, dünyadaki son örneğini yakınlarda Çin'in Uygur Türklerine karşı yürüttüğü kampanyada gördük.

Sırp etnik milliyetçileri Slobodan Miloşeviç ve Radovan Karadziç bu zihniyeti uygulamaya koydukları için Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevkedildiler.

Anlaşılan Mümtaz Soysal, insan hakları, hukuk devleti, demokrasi ve çoğulculuk ilkeleriyle ifadesini bulan yeni bir çağda, başka bir dünyada yaşadığımızın farkında bile değil. Kırk küsur yıl önce hayranlıkla dinlediğim kişiye bugün sadece acıyorum.

s.alpay@zaman.com.tr

 http://www.zaman.com.tr/sahin-alpay/mumtaz-soysal-irkciligi-korukluyor_882410.html