Popüler Yayınlar

İBADET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İBADET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2013 Cuma

5 DAKİKA DAHA BEKLESİN DÜNYA!


5 Nisan 2013

- İSTANBUL

Aceleyle kılınan namazlar, çekilmeyen tesbihler, edilmeyen dualar… 

Günlük işlerimizi bahane ederek çoğu zaman namazlarımızı hızlı bir şekilde kılıp ardından tesbihimizi çekmeden, duamızı yapmadan topluyoruz seccademizi. 

Peki böyle yaparak neler kaybediyoruz farkında mıyız? Gün içinde dünya telaşına o kadar dalıyoruz ki çoğu zaman farz ibadetlerimizi bile son dakikada yerine getiriyoruz. Hal böyle olunca Allah’ın bize sunduğu birçok bağışlanma fırsatını elimizden kaçırıyoruz. 

Namaz sonrası tesbih ve dua bu fırsatlardan biri, belki de en önemlisi. Bediüzzaman Said Nursi namaz sonrası çekilen tesbihlerin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu söylüyor. 

“Namazın manası Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür. Yani, celaline karşı, kavlen ve fiilen ‘Sübhanallah’ deyip takdis etmek; hem kemaline karşı, lafzen ve amelen ‘Allahu Ekber’ deyip ta’zim etmek; hem cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen ‘Elhamdülillah’ deyip şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedir.” 

Birçok yerde duası ve tesbihi eksik namaz zarfa konduktan sonra yollanmamış mektuba benzetilir. Ebû Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte namaz sonrası çekilen tesbihlerin önemini Peygamber Efendimiz (sas) şöyle ifade etmiştir:

“Her namazdan sonra kim 33 defa sübhânallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allahüekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr derse günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”


Tesbihin faziletini anlamak için şu rivayet yeterli: Bir gün Ebû Zerr Peygamber Efendimiz’e gelerek “Yâ Rasûlallah! Zenginler cennetin derecelerini, ebedî nimetleri kaptılar.

Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi cihad ediyorlar, mallarının fazlasını sadaka veriyorlar. Bizimse malımız yok ki, Allah yolunda sadaka olarak verelim.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (sas), “Ey Ebû Zerr!

Sana bir şeyler öğreteceğim, eğer onları yaparsan senden önde olanlara yetişirsin, senden arkada olanlar da sana yetişemez. Ama onlar da aynı şeyleri yaparlarsa, aynı sevabı kazanırlar.” dedi ve “Her namazın ardından, 33 defa ‘sübhânallah’, 33 defa ‘elhamdülillâh’, 33 defa ‘Allâhüekber’, sonra da Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr dersin.” buyurdu.

Çok kısa bir vaktimizi alacak bu namaza veda anı belki de bize affolunuşun kapılarını aralayacak. Sizce de bu fırsatı kaçırmak ahmaklık değil mi?

 

‘Tesbih ve duasız namaz dört başı mamur bir namaz değildir’

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Atalay konuyu psikolojik açıdan ele alıyor: “Namazdan sonra çekilen tesbihler zikir ibadeti için de önemlidir.

Dua ise ibadetin özü ve bir anlamda semeresidir. Psikolojik açıdan şunu söyleyebiliriz ki, zikir ibadet ve ubûdiyette hayati öneme sahiptir.

Zikir, Allah sevgisini gönle yerleştirme çabasının en somut yöntemidir. Bu sebepledir ki Kur’an’da mesela ‘çok namaz kılın’ ya da ‘çok oruç tutun’ denmezken ‘Allah’ı çok zikredin’ denir.

Elbette ki namaz da bir zikirdir; bununla beraber asıl zikir, yani birinci anlamıyla zikir, dilin “Allah, Sübhanallah, Allahu Ekber” demesidir. Yine psikolojik açıdan dua da bireyin Allah ile kişisel ve özel bir iletişim hali olarak değerlendirilebilir. Namazdan sonra dua yapmayan ve bunu alışkanlık haline getiren insan dini mükellefiyetini yerine getirmiş olsa da Allah ile bu çok özel irtibat ve iletişimden kaçınıyor, metafizik ve manevi bir olgu olarak ‘dua’nın gerektirdiği samimiyet ve tevazu durumuna yükselemiyor demektir. Tesbih ve duasız bir namaz eksik değildir ama dört başı mamur bir namaz da değildir.”

 

‘Kulluk bilincini artırır’

İlahiyatçı Enes Ergene konunun fıkhi açıdan şart olmadığını ancak kulluk bilincini artırdığını söylüyor: “Meseleye fıkhi açıdan bakarsak namaz sonrası tesbih ve dua namazın şartlarından değil elbette.

Ancak yalnızca zahiri sıhhat şatlarına indirgenmiş bir namaz Efendimiz’in namazını ifade etmez diye düşünüyorum.

Bir maç bile yalnızca sahada ve doksan dakikada bitmiyor. Ardından saatlerce spor kanallarında üzerine yorumlar yapılıyor, zihinleri meşgul ediyor. Bir maç zihni bu kadar meşgul ederken namaz beş dakikada bitse ne olur?

Namaz öncesi ve sonrasında yapılan duaları, okunan evrad, tesbih ve zikirleri böyle değerlendiriyorum. Evrad ve tesbihler bizde namaz duygusunun ve kulluk bilincinin sürekliliğini sağlıyor. Bizi ne kadar namazın manevi ve psikolojik zemininde tutarlarsa o kadar iyidir.”

 

‘En hayırlı amel Allah’ı zikretmek’

Prof. Dr. Reşat Öngören (İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi): “Kur’an-ı Kerim’deki birçok âyet ve Efendimiz’in söz, davranış ve tavsiyeleri dikkate alındığında insanın mümkün olan her durumda Allah’ı tesbih etmesi ve zikretmesi gerekmektedir.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ı anmanın bütün ibadet ve itaatlerden üstün olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan Zümer Suresi’nde Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların açık bir sapıklık içinde oldukları beyan edilmektedir.

Hadislerde de zikir ve tesbihin önemine işaret edilmiş, en hayırlı amelin Allah’ı zikretmek olduğu vurgulanmıştır. Bütün bu uyarılardan sonra her vesileyle, namazlardan önce ya da sonra Allah’ı anmanın, tesbih etmenin, kulluğu samimiyet ve muhabbetle icra etmek adına gerekli olduğu ortaya çıkar.

Kulluğunu farz ibadetlerin yanı sıra nafileler, dualar, zikirler ve tesbihlerle süslemeyenler imanın tadını alamaz, kulluğun zevkine varamazlar.”

 

‘Namaz sonrası tesbih ve dua sünnettir’

Prof. Dr. Davut Aydüz (Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi): “Selam verip namazdan çıktıktan sonra Allah’ı zikretmek, Peygamber Efendimiz’den öğrendiğimiz duaları yapmak ve günahlarımızın affedilmesi için yalvarmak sünnettir.

Peygamber Efendimiz (sas), namazlardan sonra selâm verir vermez değişik dualar okurdu. Resûlullah Efendimiz’in, bu duaların bazılarını farz namazlardan sonra okuduğu, bazılarını da hem farz hem de nâfile namazlardan sonra okuduğu belirtilmiştir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sas) farz namazlardan sonra okuduğu dualara bakarak, bazı İslâm âlimleri farzlardan sonra dua etmenin, nâfilelerden sonra dua etmekten daha uygun olacağını söylemişlerdir.

Ayrıca namazın arkasından okunan Âyetü’l-Kürsi’nin de önemi büyüktür. Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: Kim farz namazdan sonra Âyetü’l-Kürsî’yi okursa, cennete girmesine ölümden başka bir şey engel olmaz.”

http://www.zaman.com.tr/cuma_5-dakika-daha-beklesin-dunya_2074249.html
 

18 Mart 2013 Pazartesi

MAHLÛKATIN ZİKRİ VE KAİNAT KİTABINI OKUMAK

Nejat Eren Cuma, 27 Temmuz 2012 00:00
İnsanlık için, Kur’ân’da tarif edilen kâinattaki en önemli iş ve sorumluluk sırası şöyledir:

Birincisi; iman ve tevhid.

İkincisi; ahiretin varlığı, haşir.

Üçüncüsü; nübüvvet.

Dördüncüsü; ibadet—en başta “namazdır”—, kulluk, duâ, tesbih ve adalettir.

İnsanın dışındaki bütün varlıklar; melek, ruhanî, hayvan, bitki ve cansızlar kendilerine yaratılıştan verilen İlâhî nizama ve programa hiç muhalefetsiz, uygun hareket etmektedir. Bu kaidenin dışında kalan tek yaratık maalesef (cinlerlerle beraber) insanoğludur. 

Kâinattaki her zerrenin ve her şeyin Allah’ı tesbih ettiği, Kur’ân’ın âyetleriyle sabittir. Âlem bütünüyle kâinat kitabını okuyor.

Hizmet seyahatlerinde sıklıkla solo ve koro olarak söylediğimiz aşağıdaki şu ilâhi; yazımızın konusuna katkı sağlar inşaallah. İlk önce ilâhimize bir göz atalım:


MAHLÛKATIN ZİKRİ

Şakıyan şu bülbüller / Der ya Rabbi ya Rabbi / Bunca lâleler güller / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Ağaçlar yaprak yaprak / Yeşil, mavi, kara, ak / Ne varsa büyük ufak / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Yer gök mekân ve zaman / Dağ, taş, dere, toz, duman / Çığlık feryat ah aman / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Çayır çimen ot yonca / Lâle sümbül gül gonca / Yerde gezen karınca / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Kalp gözünü açıp bak / Bir an için yok durmak / Şu sular ırmak ırmak / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Feryat figan aman ey / Bunca varlık bunca şey / Çığlık çığlık öten ney / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Koyun, kuzu, kuş, cüce / Hem gündüz hem de gece / Durmadan hece hece / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Ne mazi var, ne ati / Her günün her saati / Bağrı yanık Necati / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Dünya güzel. Ülkemiz güzel. Mevsim güzel. Müslüman olmak, bir dâvâ içerisinde bulunmak güzel. Ramazan ise her şeyiyle taçlanmış bir başka güzellik. Ve bütün bu güzellikleri yaşamak, dâhil olabilmek, katkıda bulunabilmek hepsinden daha güzel. İbadet vakti. Duâ vakti. Zikir ve tefekkür vakti. Okuyup aşk ve şevke gelme vakti.

Medeniyetin müzahrefatından uzak, tabiatla baş başa olmak tefekkür ufkunu genişlettiriyor. Kâinat sarayında hizmet eden bitkiler, hayvanlar ve cansızlar Hâlıklarına itaat hâlinde, yaratılıştan kendilerine verilen programlarına aksaksız uyuyorlar. 

Onların bu gayelerine ulaştıklarını görebilmek, zikir ve tesbihlerini Cenâb-ı Hakk’ın nâmına beyan ettiklerini, yaratılış vazifelerini en güzel bir tarzda yerine getirmelerini müşahede edebilmek büyük bir şeref ve ibret.

Şu anda yaz mevsimini geçirmek üzere, “Akdenizin sırma gerdanlığı, Toros Dağlarının” eteklerinde mütevazı yayla çardağımda böyle bir bahtiyarlığa sahibim. Asude yeşilliğin her çeşit tonlarının süslediği sakin ve serin mekânda “okumayla” barışık bir haldeyim. 

Etraf gece gündüz kesintisiz zikreden hayvancıkların hoş sedalarıyla çınlıyor. Bu tatlı nağmelerin sırrını ve amacını terennüm etmeye ve çözmeye çalışıyorum. “Sıla-yı rahimi” de içine alan bu hâl nasip olursa bir aydan fazla devam edecek inşaallah.

Böylece aktif hizmet koşuşturmalarından kış mevsiminde bulamadığım okuma ve tefekkür fırsatını burada biraz yakalamış durumdayım. Başta Kur’ân, Cevşen, Risale ve diğer çeşitli kaynak kitapları okumaya gayret ediyorum.

Allah’a şükür ki yaylada olmama rağmen, burada da her sene olduğu gibi Yeni Asya’mı da günlük getirtip takip edebiliyorum. Bol oksijen, serin hava ve kudret pınarından akan soğuk su nimetleri ikram-ı İlâhîden. Şükür ki, namazlarımızı da cemaatle kılabiliyoruz.

Tefekkür dünyamızın kahramanlarına gelince: Hayvanlar âleminin, kuşlar taifesinin güzide kraliçesi meşhur bülbül kuşu buralarda yok maalesef. 

Ama onun sırdaşları bolca var. O mübarek hayvanın bütün hayvan kabileleri adına yaptığı İlâhî ilânatı yapan yüzlerce çeşidiyle birlikte aynı ortamı paylaşıyoruz. Hem gece, hem de gündüz fıtrî kasidehâncıların, taifeleri adına tatlı sözlü nutuk-hânlarını zevkle dinliyorum. 

Ağaçların, çalıların minberlerinde, yüksek sesleriyle, lâtif nağmeleriyle, kafiyeli tesbihatlarıyla Rahmanirrahîm’e olan ikram ve ilânatlarını, şükür ve teşekkürlerini dinliyorum. Özel lisanlarıyla, böceklerin envâı çeşidi ve bütün küçük hayvanlar ordusu devamlı korodalar. 

Tebessüm ettikleri ağaçların zirvelerinde, biz insanlara tam olarak kulluk vazifesini ihtar edecek bir icraat yapıyorlar.

İnsan âlemine bakınca; “Sultan ayın” rahmet sağanağı; başta Kâbe-i Muazzama olmak üzere bütün cami ve mescidlerde milyonlarca dillerden semaya yükselen Kur’ân bülbülerinin sedaları gökkubbeyi çınlatıyor. Yapılan duâ, zikir ve tesbihlerin İslâm dünyasının hasret kaldığı cennetasa baharları getirmesini niyaz ve temenni ediyoruz.

Bütün bülbüllerin en faziletlisi, en şereflisi, en nuranisi, en büyüğü, en sonuncusu, en kerîmi, sesçe en yüksek, vasıfça en parlak, zikirce en mükemmeli, şükürce en umumî, mahiyetçe en mükemmel, görünüşçe en harikası, kâinat bostanında, arz yüzünde, gök kubbede, başta Ezan-ı Muhammedî olmak üzere yankılanan leziz nağmelerin maliki ve sahibi, nev-i beşerin andelib-i zîşanı (şan sahibi bülbülü) ve insanlığın bülbül-ü zü’l-Kur’ân’ı Muhammed-i Arabî’nin (asm) sünnetinin rehberliğinde bir huzur ve sükûn ortamının rahmet-i İlâhî tarafından ikram edilmesini bekliyoruz.

En büyük dilek ve temennimiz şudur:

Bu mübarek günler hürmetine, bütün kâinatın şikâyet ettiği; insanoğlunun yaptığı küfür, isyan ve tuğyana karşı; hadiste “Hatta deniz dibindeki balıklar dahi günahkâr ve zalimlerden şekva ediyorlar ki, onların yüzünden yağmur kesilir, hatta bizim de nafakamız azalır” denilen halin ortadan kalkmasını bekliyorsak...

Rahmet ve berekete gidecek yol olan başta İsm-i Azam’ı, Kur’ân-ı Azimüşşan’ı, Resul-i Ekrem (asm), onun mübarek neslinden gelen evliya, asfiya, aktap ve müçtehidlerin virdlerini şefaatçı yapıp bir silkinmeyi gerçekleştirme yolunda adım atma istek ve arzusundaysak...

Mümtaz ve müstesna varlık olmanın şuuruyla bir hareket olsun diliyorsak...

Taş, ağaç hayvan olmayıp, hiçlikten vücuda, varlıktan insan olup, Müslüman olmayı nasip eden Küllî İrade’ye uymak ve sadakatla teslim olmak istiyorsak...

Kâinat ağacının semeresi ve meyvesi olma şerefine nail olan insan olarak; en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, lâtif, bütün peygamberlerin efendisi, İmamü’l-Müttakîn, Habib-i Rabbü’l-Âlemin Hazret-i Muhammed’e (asm) tam ümmet olmak istiyorsak...

“Müslüman evlâtlarının, hattâ mâsum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkatle hissediyordum.” (Barla Lâhikası, s. 252) diyen asrın manevî tabibine hakikî ve sadakatli bir talebe olmak istiyorsak, çare şunlarda olsa gerek:

Allah’a gerçek kul olmak için, Resûlüne ümmet olmak için, birbirimize tam kardeş olmak için; Allah’ı zikre, Peygamber’e (asm) salâvata, karşılıksız ve sürekli duâya ittiba ederek devam ettirmemizle hedef ve amaçlarımıza ulaşabiliriz. Duâ ve zikre aralıksız devam etme niyet ve temennisiyle...

 http://www.saidnursi.de/yazarlar/nejat-eren/8514-mahlukatlarin-zikri-ve-kainat-kitabini-okumak.html internet sayfasından alınmıştır.