Popüler Yayınlar

KONTRGERİLLA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KONTRGERİLLA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2013 Pazartesi

Bu hesabı görmezseniz yanlışa ortak olursunuz

4 Mart 2013 / İDRİS GÜRSOY
 
Darbe soruşturmalarını konuştuğumuz 28 Şubat Alt Komisyonu Başkanı Yaşar Karayel, Ergenekon davalarına bakan hâkim ve savcıların baskılara boyun eğmemelerini istiyor: “Darbeler dönemi henüz bitmedi.”
 
AK Parti Kayseri Milletvekili Yaşar Karayel’le Meclis’teki odasında 28 Şubat ve süren darbe davalarını konuşuyoruz. Tanıkları dinledikten ve gizli belgeleri gördükten sonra darbelere bakışının çok değiştiğini anlatıyor. Çoklarının aksine, “Darbeler döneminin bittiğini söylemek doğru değil, mücadele yeni başlıyor.” diyor. Ergenekon davalarını gören mahkemelerin demokrasi tarihine geçeceğinin altını çiziyor. Hâkim ve savcıların baskılara boyun eğmemelerini istiyor. Ayrıca uyarıyor: “Bu hesabı görmezseniz yanlışa siz de ortak olursunuz.”
 
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma 28 Şubat Alt Komisyonu Başkanı Yaşar Karayel pek çok tanık dinledi.

Başta Genelkurmay, devletin güvenlik birimlerinden gelen ‘gizli’ belgeleri inceledi. Suikast listelerini gördü. Darbe planlarındaki ayrıntıları öğrendi. Fişlemelerde Kuran’ın ‘suç belgesi’ sayıldığına şahit oldu.

Darbe soruşturmalarını yürüten savcı ve mahkemelerin hedef alındığı bir dönemde tarihî bir çıkış yapıyor: “Türkiye, karanlık yapılardan hukuk karşısında hesap sormadan demokratik bir ülke hâline gelemez.”

-28 Şubat’taki MGK toplantısından sonra neler yaşanıyor? Fiilî bir müdahale kararı mı alınıyor?

Toplantıdan sonra asker kanadı keyif içinde Çevik Bir’in odasına gidiyor.

Güven Erkaya, Çevik Bir, o zamanın 5 kişilik kuvvet komutanları ve karargâhtakiler oturup ‘MGK kararlarının uygulanmasını takip etmemiz gerekir’ diye aralarında karar veriyorlar.

Bunlar hiçbir dayanağı olmayan kararlar. Nitekim 28 Şubat soruşturmasını yürüten savcı, bu toplantıya katılanları çağırdı. Çevik Bir’in söylediğine göre bu kararlar Karadayı’ya da onaylatılıyor.

-Siz Karadayı ile de görüştünüz? Dönemin genelkurmay başkanı olarak onayı var mı?

İsmail Hakkı Karadayı’ya bunu sorduk. ‘Askeriyede bu tür toplantılar olur, kararlar alınır, böyle gruplar kurulur, askerler böyle konuları araştırır’ dedi. Zımnen kabul etti.

Bu hukuksuzluğu yapmış ve fiilen uygulamış. ‘Aldıkları karar ve uygulamalar askerî değil’ dedik. Neticede demokrasi, insan hakları ve siyasetle alakalı konular.

-Bir’in odasında alınan kararlar için ‘Balyoz’dan daha kapsamlı’ değerlendirmesini yapıyorsunuz?

Balyoz’da daha çok 1. Ordu Komutanlığı döneminde, özellikle Çetin Doğan başkanlığında, Ege ve Marmara Bölgesi’ndeki bütün sivil toplum kuruluşları ve partiler, sendikalar, kim varsa, valiler, gazeteciler, kaymakamlar hiç fark etmemiş; herkes için dosyalama, fişleme sistemi oluşturulmuş.

Bunu yaparken İstanbul’daki insanların yoğun olduğu bölgelerin, camilerin krokileri çıkarılmış. Hangi subayların hangi belediye başkanlarını ve gazetecileri tutuklayacağı listelenmiş.

Gazetecilerin nereye götürüleceği tespit edilmiş. Bunların karşısına kimlerin tutuklayacağı, subayların görev alanları da yazılmış. Nokta’daki ve Mustafa Balbay’daki günlüklerde de teyit ediliyor bu hususlar.

-28 Şubat’ta farklı neler var?

28 Şubat’ta fişlemeler, listeler ve bunlara ilaveten kamuda olup bitenler hakkında mahkemelere yazılar var. Takipsizlik kararı veren mahkemeye yazı yazarak ‘Siz o dosyayı şu mahkemeye gönderin’ gibi direktifler veriliyor. Biz bunları Karadayı’nın önüne koyduğumuzda ‘Haberim yok, yanlış yapmışlar’ dedi.

-İnandınız mı?

İnandırıcılığı olmayan bir şey. Çevik Bir’in imzası var ve ‘Genelkurmay Başkanı adına’ yazıyor. Bir tane, iki tane değil. Bunların hepsi suç. Anayasada amir hükmü var, yargıya müdahale edilemez. Burada kanunsuz olarak müdahale edilmiş. Bunların kararları alınmış ve uygulanmış.

-‘Hasan Ekinci ile görüştüm. ‘İkna odaları kuruldu’ diyor. İkna odalarının arkasında kimler var?

Bunu yöneten askerler. O dönemde Genelkurmay’da yetkili olanlar. Erbakan (Necmettin) Hoca ve ekibini bölemeyince DYP’ye yüklenmişler.

-Nasıl?

Milletvekillerine telefon ediyorlar, görüşüyorlar. Kimilerine para teklif ediyorlar, kimileri ailesi ile tehdit ediliyor, bazı dosyalar önlerine konuluyor. Burada Seferberlik Tetkik Kurulu kullanılıyor.

-Seferberlik Tetkik Kurulu görevi dışında mı kullanılmış?

Bu kurulun adı değişse de görevleri belli. Seferberlik anında ülke işgal edilmişse ülkenin işgalden kurtarılması ve yeniden ayağa kaldırılması, savunulması ile ilgili bir konseptin uygulanması ile alakalı. Bunun hukuki olmayan tarafı yok.

Hukuksuz olan şu: Bununla ilgili işleri takip edecek adamlardan bazıları hukukun dışına çıkarak devletin kendisine vermediği yetkileri kullanmış.

Kanunen kendisine sağlanmamış bütün yetkileri kullanarak kendi kanaat ve düşüncesine göre toplumu dizayn etmeye veya kendilerinin hoşuna gitmeyecek insanlarla ilgili kısımlarını halle kalkan planlar yapılmış, bu amaca yönelik ekipler oluşmuş.

Bunlar Seferberlik Tetkik Kurulu’nun bilgisi dâhilinde Türkiye’nin çeşitli yerlerine gömülmüş, envanteri olan, sadece bilmesi gerekenlerin bildiği mühimmat ve silahları kendi şahsi düşünceleri, ideolojik bakışları açısından kullanmış. Toplum içerisinde terör estirmişler. Bu tip yapılanmaların içinde olan amir ve memurların da bir kısmını kullanmışlar.

-Hangi olaylar bunlar?

Seferberlik Tetkik Kurulu’na ait silah ve mühimmatın bir kısmı 28 Şubat döneminde toplumu dizayn etmek için kullanılmış. Daha önceki darbelerde de farklı amaçlar için kullanılmış olabilir.

12 Eylül’den önce sol ve sağ örgütler bu kadar silahı, mühimmatı nereden buldu? Bir araştırma yapılsa işin ucu Seferberlik Tetkik Kurulu’na kadar ulaşabilir. Bizim bunu araştıracak zamanımız olmadı. Ayrıca tahkikat yapılmalı.

Kontrgerilla ve JİTEM gibi adı geçen örgütler incelenmeli. Sürekli karanlık noktaları olan, kötü kokuların geldiği, hukukçuların, toplumun ve siyasilerin bilmediği bir alan oluşmuş. Buralardan yayılan kötü kokular bugünkü soruşturmaların ve araştırmaların konusudur.

Türkiye 50 yıllık karanlık işleri ile yüzleşmeden demokratik bir ülke hâline gelemez, sivil siyaset güçlenemez. İspanya, İtalya ve Yunanistan’da bu süreç 10 yıla yakın sürdü. Yunanistan’da darbeciler içeride öldü. Yaşayan bir-iki kişi kaldı.

-Bizde diğer ülkelere göre güçlü bir direnç var. Neye bağlıyorsunuz? Darbe damarı gücünü nereden alıyor?

27 Mayıs’tan 27 Nisan’a darbeciler hep birbirlerini tetiklemiş ve eğitmişler. Sistem 1960’ta kurulmuş. İttihat ve Terakki’den bize intikal eden bir mantıktır bu. İttihatçılar içinde de tasfiyeler olmuş, sonra Cumhuriyet döneminde de olmuş. Kazım Karabekir Paşa idamdan dönmüş.

1960’la birlikte bu iş kurumsallaşmış. Tek parti döneminden çok partili sisteme geçiş sancılı olmuş. Seçimler yapılmış ama ‘darbeci yapı’ değişmemiş. Millete rağmen iktidarda kalmak isteyen sistem varlığını devam ettirmiş.

-Nasıl?

DP’ye iktidarı vermişler ama arkasından kuyusunu kazmışlar. Öğrenci olaylarını organize etmişler. 12 Mart, 12 Eylül öncesi terör tırmandırılmış. 1960’ta kurulan sistem bütün darbelerde uygulanmış.

Herkes birbirinden ilham almış. 60 darbesini yapan 37 kişilik cuntacı hareket içinde teğmenden generale kadar insanlar var. O dönemde görev alanlar, onların yanında çırak gibi yetişenlerin bir kısmı 1971’de darbe yapıyor.

71’de emir subayı olan, o ekiple birlikte çalışanlar 80’in yöneticileri olmuş. 12 Eylül’de görev alan alt rütbelerdeki komutanlar 28 Şubat’ın yöneticileri olmuş. Her seferinde mantık aynı, Atatürkçülüğün arkasına sığınmışlar. Millet zarar görmüş.

-Millet zarar görmüş. Peki bu işten kazananlar kimler?

Darbelerin görünmeyen yüzü o. Tamamen ekonomik iştir darbe. Kasada biraz millete yönelecek ekonomik kaynak oluşmuşsa bunun rantiyeye veya finans sektörüne, bankalara, devrin ileri gelenlerine peşkeş çekilme zamanıdır demokrasinin kesintiye uğradığı dönemler.

2001’e kadar işlerin büyük kısmı hortumcuların eline geçmiştir. Finans sektörü kendi cebini milletin cebine bağlamış.

-Paranın izini sürebildiniz mi? Kimler nasıl soyuyor ülkeyi? Darbelerin topluma maliyeti ne kadar?

Ticari sır kapsamında bazı bilgilere ulaşamıyorsunuz. Geneli değerlendirebildik, çok büyük bir sömürü var. 94’ten sonraki batık bankaların yönetim kurulunu istedik, gelenlerin içinde anlı şanlı generaller var, genelkurmay başkanlığı yapmış isimler var. 21 bankanın yönetim kurullarında bunlar. Peki, bankacılar, finansçılar generalleri niye almış? Alacakları maaşlar karşılığında bankalara menfaat sağlamışlar. Batık bankaların maliyeti nereden baksanız 251 milyar dolar. Bizim tespitlerimiz 1960 da dâhil olmak üzere 350 milyar doların üzerinde bu ülke darbelerden vurgun yemiştir.

-Siyasetten de darbelerle hesaplaşmaya soğuk bakanlar var. Siz komisyon başkanı olarak gizli belgeleri gördünüz, tanıkları dinlediniz. Bakış açınız değişti mi?

Kesinlikle. Bu yüz kızartıcı bir iştir. Devlete karşı büyük hayal kırıklığına uğradım. Devlete güvenimde şüpheler oluştu.

Millete güvenim arttı. Şüphenin sebebi darbeci zihniyet ve onların uyguladığı sistemlerdir. Bunların hepsinin hesabı görülmeli. Hukuk bu hesabı görmezse onlar da yanlışa ortak olur. Ülkeyi ekonomik kayba uğratanlar dâhil, darbenin sivil ayaklarının da sorgulanması gerekir.

Medyanın bir bölümü, sendikalar, iş adamları, sermayedarlar ve korku salmak için kullanılan mafya hukuk karşısında hesap vermek zorunda.

-Bu hesap sormayı bazıları ‘cadı avı’ olarak niteliyor?

Biz intikam duygusu ile davranmıyoruz. Hukuk burada, eğer suç işlemişlerse bunları hesaba çeker. İşlememişse kimseye söylenecek bir şey yok. Bizim söylediğimiz şu; psikolojik olarak darbeye zemin hazırlayan, darbe ortamını olgunlaştırmaya katkı sağlayanlar var.

Ne adına bu katkıyı sağladılar? İşçi hakları adına mı? Atılan manşetler ortada duruyor. Bunları neden attılar? Genelkurmay’dan fısıldanmış ve ‘Alın bunları manşet yapın’ demişlerse o gazetecilerin namuslu olarak gelip savcılara ‘Evet bize şu unsurlar verildi’ demesi lazım.

Ne demek ‘Silahsız kuvvetler bu defa halletsin’ diye manşet atmak? Savcıların görevi, kim millî iradeye dokunmuş, kim dokunulmasına yardım etmişse hepsinin hesabını sormaktır.



-Darbecileri yargılayan mahkemelere baskılar artıyor?

Mahkemelerin üzerinde bu tür baskılar olur. Bunların elinde medyası var, televizyonu var. Seslerini yükseltiliyorlar.

Demokratik ülke, seslerini yükseltsinler ama gidip Silivri’de hâkimleri tehdit etmesinler, yuhalamasınlar, karalamasınlar. Beğenirler beğenmezler verilen kararları, ama hukuk işliyor.

Ama bu hukuku zedeleyici bir alan içine girmemeleri lazım.

-‘Davalar sona ersin, afla toplumsal barış sağlansın’ sesleri siyasetten de geliyor?

Kanaat belirterek hukuku belirleyemeyiz. Dışarıdan söylemler bir niyet işidir, iyi niyet göstergesidir. Biz de kimsenin tutuklanmasını, haksızlığa uğramasını istemeyiz.

Sadece hukukun üstünlüğünün tecelli etmesini istiyoruz. Hukuk hızlı çalışsın, söylenmek istenen odur. Bu mücadele sonlanmaz. İşin başındayız. Türkiye ilk defa darbelerle yüzleşiyor. İlk defa Meclis kendi iradesine sahip çıkıyor.

‘Darbeler dönemi bitti’ demek doğru değil. Bu darbecilerin yaptığı anayasa ve kanunlardan kurtulmadan siyaseti nasıl güçlendireceksiniz? Henüz Türkiye bu işin başındadır. Hukuk karşısında hesap vermeler yeni başlamıştır.

-Derin yapılar tasfiye edildi, darbeler dönemi bitti’ havası yayılıyor. Siz bu yapıları en iyi tanıyan kişilerden biri oldunuz. Ne düşünüyorsunuz?

Demirel (Süleyman) dedi ki ‘Bizim zihnimizde Menderes’in asılması fotoğrafı hep yer etmiştir. O korku içinde siyaset yaptık.’  Türkiye’de bu cuntacı zihniyetle bugüne kadar hukuk karşısında hesaplaşılamadığı için, siyasetçinin zihninde hep idam sehpası kalmıştır.

Bunun için Başbakan Erdoğan (Tayyip) ‘Ben gömleğimi kefen olarak kabul ediyorum ve milletime hizmeti bu anlayış içinde sürdürüyorum’ diyor. AK Parti’yi kapatmak istediler. Kim bunlar?

Belli zihniyetler. Anayasa Mahkemesi’ne telefon edenler hep bunlar. Darbeci yapıların yeniden yeşermesine fırsat vermemek lazım. Eğer yok edilemezlerse ilk fırsatta millî iradeye dokunmak isteyeceklerdir.

-Siz hâlâ yok edilemediklerini düşünüyorsunuz? Neler yapılmalı?

Darbelerle hukuk karşısında hesaplaşmanın yanında sivil bir anayasayı yapmalıyız. Ekonomik ve siyasi istikrarın da asla bozulmaması gerekir. Siyasi istikrarsızlık yönetilemeyen ülke hâline dönüştürür. Yatırımlar ve demokratikleşme durur. Ekmeklerine yağ sürülmüş olur. ‘Biz geleceğiz, düzelteceğiz’ yine derler.

-Hâlâ gelme planları var mı?

MİT’in bizim komisyona gönderdiği ihbar mektuplarının içeriğinde var; ‘Ekonominin bozulması için gerekli işlemler yapılmalı, sivil siyaset kötü gösterilmeli, AK Parti’nin zayıflaması beklenmeli’ diyorlar.

Ankara’da yürüyüşler, üniversiteleri organize etmek, terörü tırmandırmak, sağdan soldan suikastlar yaparak birbirlerinin üzerine atılması gibi planlar yapılmış. Başbakan ve bakanların eşlerine çirkin iftiralar atılarak toplumda itibarlarını sarsmak gibi bir sürü madde sıralanmış.
 
-27 Mayıs’ta da Berrin Menderes’e ve bazı bakan eşlerine iftiralar atılıyor?

1960’taki sivil siyasete yönelik söylemlerle, yapılan işlemler ve iftiralarla 27 Nisan’dakiler birbirinden farklı değil. Aynı mantık, aynı merkez hep harekât hâlinde.

-Sivil anayasa önünde de engeller görünüyor?

Direnç her zaman var. 2011’de anketlerde hâlâ toplumun yüzde 25’i darbecilerin söylemlerine itibar ediyor. Bu birdenbire yok olmaz, eğitim işidir. Siyasette ve bazı kurumlarda da hâlâ etkinler.

Hâlâ darbeden tutuklananları savunanlar var. Silivri’de onları ziyaret edenler var, bu İttihat ve Terakki zihniyeti geçmişten bugüne yok olmuş değil.

Onlar açısından bu demokratikleşme süreci kırılmalıdır, esas olan millet iradesi değil, kendi iradeleridir. Millet tarafından kabul görmüyorsa zor kullanılması, millete silah doğrultulması söz konusudur.

Milletin ordusu ile savaşacak durumu yok. Ordu asla silahını kendi milletine doğrultamaz, siyaset yapamaz. Bu yavaş yavaş olacak.

-Nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?

Askerî okullar dâhil, eğitim müfredatı değiştirilmelidir. Ders kitaplarında insan hakları ve demokrasi daha geniş şekilde anlatılmalıdır.

Siz ilkokuldan itibaren aldığınız bir çocuğu ölünceye kadar aynı atmosfer içinde tutarsanız bu bir beyin yıkama ameliyesi olur. Eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi gerekir.

Ne demek, Cumhuriyet’i kollama görevi orduya aittir? Böyle bir şey olamaz. 35. madde derhal kaldırılmalıdır, Jandarma sivil polise dönüşmeli, fişlemeler yok sayılmalıdır.

Bütün bunlar kolay değil, yabancı ülkelerde onlarca yıl almış; Türkiye daha beş yıldır bunları görüp değiştirmeye çalışıyor.

-Komisyona bütün bilgi ve belgeler geldi mi? Kozmik odalarda ne var ne yok biliyor musunuz?

Genelkurmay dâhil bütün kurumlardan istediğimiz belgelerin yüzde 90’ı geldi. Sadece kozmik odalarla ilgili bilgiler ve belgeler gelmedi.

Onları da hâkim ve savcılar gidip gördüler, adliyeye intikal etmiş konular zaten onlar. Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun en büyük açılımlarından biri, devletin gizli kabul ettiği MGK kararlarının gizliliğinin kaldırılmasıdır.

Millet iradesini temsil eden Meclis’e en gizli belgeler bile gönderildi. Bu önemlidir. Millet iradesi önemsendi, bu bir açılımdır, sivil siyasetin güçlendirilmesidir.

 http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34987-bu-hesabi-gormezseniz-yanlisa-ortak-olursunuz.html

Karanlıkta bırakılan katliam: YAVİ

1 Nisan 2013 / İDRİS GÜRSOY
Asker kıyafetleri ve G-3 tüfekleri ile geldiler. Beldenin haberleşmesini kestiler. Kahvede topladıkları 38 kişiyi tarayıp kayıplara karıştılar. Faillere bugüne kadar ulaşılamadı. Kimdi bunlar? Yavi’nin Sivas ve Başbağlar’la ilgisi var mıydı?
‘25 Ekim 1993 günü saat 19:40 sularında Çat nüfusuna kayıtlı Zeki Bingöl’e ait 25 DY 442 plakalı Isuzu marka kamyonet, beş kişilik bir grup tarafından gasp edildi. Çat’a bağlı Yavi beldesinin telefon hatları kesildi. Askeri kamuflaj giyen ve G-3 piyade tüfeği taşıyan örgüt mensupları şüphe çekmedi.”

Bu satırlar, MİT’in TBMM Meclis Araştırması Komisyonu’na gönderdiği, 1993’te 38 kişinin öldürüldüğü Yavi katliamıyla ilgili ‘Gizli’ bilgi notundan. 1993, ardı ardına gelen faili meçhul cinayetler, şüpheli kazalar ve katliamlarla Türkiye’nin en karanlık yılı olarak tarihe geçti.

Bingöl’de 33 erin şehit edilmesi, Sivas’ta Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek için Madımak Oteli’nin yakılması, hemen ardından Başbağlar katliamı, birkaç ay sonra Yavi’de 38 vatandaşımızın silahla taranarak öldürülmesi, ülkeyi iç çatışmaya sürüklemek için yapılan kapsamlı bir planın parçalarıydı. Ancak pek çok faili meçhul gibi bu olaylar da aydınlatılamadı.

2 Temmuz 1993 Sivas olaylarının Devlet Denetleme Kurulu tarafından incelemeye alınmasından sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Yavi katliamıyla ilgili de bir dosya sunuldu. Yeni ayrıntılar, Erzurum’un Yavi ve Pasinler’in Çiçekli köylerinin hedef seçilmesinin tesadüf olmadığını gösteriyor.

İyi bir istihbarat çalışması yapılmış, katliamdan saatler önce Yavi’nin çevreyle iletişimi kesilmiş. Jandarma kıyafetli ve G-3 silahlı beş kişilik grup şüphe çekmemiş. Katliamdan sonra failler ellerini kollarını sallayarak uzaklaşmışlar.

Savcılık soruşturmasında tim komutanının Amerikan tıraşlı olmasına kadar eşkâller verilmesine rağmen bugüne kadar kimse yakalanmamış. Erzurum’da on binlerin katıldığı gösterilerde kitleler Kürt mahallelerine yönlendirilmiş. Bakanlar yuhalanıp linç edilmek istenmiş. Başbakan Tansu Çiller, demokratik çözüm arayışlarını sona erdirmiş.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Devlet Denetleme Kurulu’na sunulan Yavi dosyasındaki şoke edici ayrıntılar şöyle:

Asker kıyafetli tim: Yavi katliamıyla ilgili dosyada MİT’ten gelen gizli bilgi notunun yanı sıra Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin soruşturma evrakı, tanık ifadeleri, olay yeri tespit tutanağı ve olay yeri krokileri bulunuyor. 93’teki şüpheli olaylar sıralanıyor.

MİT’in TBMM Araştırma Komisyonu’na ilettiği bilgi notunda, müsteşar adına Müsteşar Yardımcısı Muhammed Dervişoğlu’nun imzası var. 1 Kasım 2012 tarihli belgede “Yavi’deki katliamla ilgili kayıtlarımızla yapılan araştırma neticesinde hazırlanan bilgi notu ilişikte sunulmuştur.” deniyor.

Eylem öncesi beldeye giden telefon hatlarının kesildiği, halkın askerî kamuflaj giymiş ve G-3 piyade tüfeği taşıyan örgüt mensuplarını asker sanarak şüphelenmedikleri, vatandaşları kahvehaneye toplayan ekibin 38 kişiyi öldürdükleri ve 8 kişiyi de yaraladıkları kaydediliyor.

MİT bilgi notunda PKK-KCK mensubu oldukları belirtilen 5 kişilik grupla ilgili daha sonra şu bilgiler yer alıyor:

“Eylemin ardından beldeden ayrılan örgüt mensuplarının Çat’ın güneyindeki Molla Ömer köyü istikametine gittikleri ve Kurbanlı köyünde aracı terk ettikleri, yaya olarak Karabey köyüne geçen örgüt mensuplarının mezkur köyde (…) plakalı bir aracı gasp ederek Cibo mezrasına geldikleri, akabinde Çat-Bingöl-Yedisu üzerindeki Kılıçderesi istikametinde Yedisu Mozi ormanlık alanına kaçtıkları belirlenmiştir.”

MİT belgesinde, olay sonrası incelemelerde örgüt mensuplarına yardım ve yataklık ettikleri belirlenen üç kişinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği de kaydediliyor. Ayrıca, 27 Ekim 1993’te Kürdistan Haber Ajansı’nda ‘Gerillalardan Lice katliamına misilleme’ başlıklı bir haberin yayımlandığı ve örgütün eylemi üstlendiği belirtiliyor.

Yavi ‘istihbarat’la seçildi: Dosyada, Yavi’nin hedef seçilmesinin tesadüf olmadığı belirtiliyor: Yavi, etrafında Alevi ve Kürt köylerinin olduğu bir Türk köyü. Bölgenin en büyük nüfusuna sahip. Alevi ve Kürt köylerinin yol merkezinde bulunmakta.

Tunceli- Yedisu, Bingöl-Karlıova, Muş-Varto, Erzincan-Tercan ilçelerine sınır veya yakın. Erzurum’un Kürt nüfusunun ağırlıkta olduğu bölgede. Tekman ve Hınıs’a komşu. Bölgenin kanaat önderlerinden birçoğunun dini eğitim aldığı bir medrese geçmişi var.

 Avlarlı Efe (1915-1919), Babadereli Ahmet Efendi (1942-1947), Hacı Halis Emek (1947-1952), Muhammed Yıldız (1952-1968), Molla Ahmet Sunar, Zeki Efendi bunlardan bazıları. Köy bölgede devlete bağlılığıyla tanınıyor. 1993, terör eylemlerinin, faili meçhul cinayetlerin, etnik, dini ve ideolojik toplumsal kamplaşmaları oluşturma çabalarının en yoğun olduğu bir yıl. Taşıdığı özellikler itibariyle Yavi, etnik ve dini terör oluşturma çabası gösterenler tarafından özellikle seçildi.

Amerikan tıraşlı komutan: Cumhuriyet Savcılığı’nın İlçe Jandarma Komutanlığı’na yazdığı yazı da dosyada bulunuyor. Savcı, sanık eşkâlleri verilerek faillerin yakalanması için çalışma yapılması ve her üç ayda bir bilgi verilmesini istiyor. Savcının yazısında ekibin başındaki isim şöyle tarif ediliyor: 


“Komutanları; 25-30 yaşlarında, kısa boylu, siyah saçlı, Amerikan tıraşlı, saçları geriye doğru taralı, dolgun, sakalsız, bıyıksız, askeri elbiseli, Kalaşnikof marka silah taşıyor, ince sesli (bayan da olabilir).

Diğer dört kişi hakkında da şunlar yazılı: 


“İkisi 20-22 yaşlarında, askeri elbiseli. Biri 14-18 yaşlarında, kısa boylu, yeşil papaklı, askeri elbiseli, altta iki dişi altın, G-3 silahı taşır. Diğeri de 20-22 yaşlarında, 1.80 boyunda, 75 kilo ağırlığında, hafif sakallı, kapşonlu, koyu renkli atkı taşır, askeri elbiseli, G-3 piyade tüfeği taşır.”

İlçe Jandarma Komutanı Teğmen Osman Aksu ve üç astsubayın altında imzaları bulunan olay yeri tespit tutanağında da ilginç bilgiler var. Olay, 19.00-20.00 sıralarında gerçekleşiyor. İlçe Jandarma Karakolu’nun haberi 21.45’te oluyor. Olay yeri olan kahvehanede Kalaşnikof tüfeğine ait 7,62 mm çapında 48 adet boş, 5 adet dolu, G3 piyade tüfeğine ait 7,6 çapında 26 boş kovan bulunduğu belirtiliyor.

Alvarlı Efe’nin torunu da öldürüldü: Yavi katliamından 5 gün sonra 30 Ekim akşamı bu defa Pasinler’e bağlı Çiçekli köyü basılıyor. Yöntem aynı. Katliamın bilançosu  6 ölü, 13 yaralı. Çiçekli’de öldürülenler arasında Alvarlı Muhammet Lütfü Efendi’nin torunu da bulunuyor. Erzurum halkının âdeta sinir uçları ile oynanıyor.

Cumhuriyet Caddesi’nde galeyana gelen halk, HADEP’in il binasına saldırıyor. Kürt kökenli vatandaşların yoğunlukta olduğu Mahallebaşı semtine doğru yöneliyorlar. Dönemin valisi Oğuz Berberoğlu, Naim Hoca (Gölleroğlu) ve halkın itibar ettiği kişiler devreye giriyor.  Gazeteler “Erzurum ayaklandı”, “PKK terörüne ilk ayaklanma Erzurum’dan” diye manşetler atıyor. Türk-Kürt çatışması son anda önlenebiliyor.

Başbakan Tansu Çiller, Yavi katliamından iki hafta önce 10 Ekim’de Avrupa Konseyi toplantısı için gittiği Viyana’da terörü çözmek için silah dışında arayışları olduğunu belirtmiş ve “İspanya tecrübesinden (Bask modeli) biz de yararlanacağız.” demişti. Çiller, Yavi’den sonra ise 27 Ekim’de “Ya bitecek, ya bitecek!” açıklamasını yaptı.

Son olarak, ilginç bir ayrıntıyı paylaşalım. Yavi katliamının olduğu gün Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, kuvvet komutanları ve Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan Erzurum’daydı. Erzurum merkezli 9. Kolordu’nun komutanı da Doğu Aktulga’ydı.
  
Kontrgerilla ve JİTEM gibi örgütlerin izleri var  

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu üyesi Erzurum Milletvekili Cengiz Yavilioğlu, yakınlarını Yavi katliamında kaybetmiş. Yavi katliamı ile ilgili yaptığı çalışmadan sonra vardığı sonucu, “Devletin güvenlik birimlerinde hiçbir bilgi ve belge yok.

Hiçbir araştırılma yapılmamış, failler yakalanmamış, olayın üzeri örtülmüş.” diye açıklıyor. Yavilioğlu; Sivas, Başbağlar ve Yavi katliamlarının birbiriyle ilişkili olduğuna inanıyor. Devlet içindeki JİTEM, Kontrgerilla gibi örgütlere işaret ediyor:

“Türkiye’de 1993’ten itibaren yaşanan faili meçhuller ve terör olayları artış göstermiştir. Özellikle Sivas Başbağlar ve Yavi’de yaşanan olaylar bahane edilerek Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışması medyada getirilmek suretiyle huzur ve güvenin sarsılması ve siyasi istikrarın bozulması amaçlanmıştır. Bu eylemlerin zamanlaması dikkate alındığında terörle mücadelede silah dışındaki yolların arandığı dönemde meydana gelen bir olaydır Yavi katliamı. 1993’te vuku bulan Sivas ve Başbağlar gibi birçok olay detaylı araştırılıp kamuoyu gündemine taşınmasına rağmen Yavi maalesef gündeme hiç alınmamıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e arz ettik. DDK’nın 93’le birlikte konuyu bütün yönleriyle araştırmasını umuyoruz. Bu olaylar aydınlatılıp failler yakalanamazsa aynı karanlık yapılar benzer tehlikeleri yeniden yaşatmaya çalışacaklardır.”

Yavi, 93’teki faili meçhul olaylardan sadece biri 

Yavi olayının da yaşandığı 93’te başka hangi olağanüstü eylemler gerçekleşmişti? Dosyada bu eylemlerle birlikte terörle mücadele yöntemlerindeki değişikliklere de dikkat çekiliyor.

23 Mayıs 1993’te Bingöl-Elazığ karayolu kesilerek tezkere almış 33 silahsız askerin şehit edildiği olaydan sonra terörle mücadelede gayrinizami harp düzenine geçildiği, iç güvenlik harekatı konsepti temelinde özel kuvvetler komutanlığının devreye sokulduğu, Doğu ve Güneydoğu illerinde olağanüstü halin ilan edildiği, koruculuk sisteminin teşkil edildiği ifade ediliyor. İşte, 93’te ülkeyi sarsan olaylardan bazıları:

24 Ocak 1993: Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu öldürüldü. Ankara’da düzenlenen cenaze töreninde ‘Kahrolsun şeriat, Türkiye İran olmayacak!’ sloganları atıldı. Laik-anti laik kutuplaşması derinleştirildi.

17 Şubat 1993: jandarma teşkilatı içinde kurulan JİTEM’e karşı olduğu öne sürülen Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis şüpheli bir uçak kazası sonucu hayatını kaybetti.

17 Nisan 1993: 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal görevi başında şüpheli şekilde öldü.

2 Temmuz 1993: Tansu Çiller tarafından kurulan hükümet daha güvenoyu almadan Sivas’ta Madımak Oteli ateşe verildi. 35 sanatçı ve gazeteci öldü, 40 kişi yaralandı.

Otopsilerde, bazı kişilerin dumandan zehirlenerek, bazılarının ateşli silahlarla vurularak öldürüldüğü tespit edildi. Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na açıklamalarda bulunan dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, olayın önceden hazırlanmış bir senaryonun hayata geçirilmek istenmesinden ibaret olduğunu, olayların önlenmesi için askerî garnizondan yardım istediğini ancak gerekli yardımı alamadığını, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı ile görüştüğünü, Genelkurmay Başkanı ile görüştükten sonra askerî takviye geldiğini ancak bu takviyenin de yeterli olmadığını ve ihtiyaç ölçüsünde zamanında yeterli müdahalede bulunulamadığını ifade etti.

Bu olay kamuoyunda, şeriatçı grupların organize ettiği, gerici bir ayaklanma olarak takdim edildi. Sünni-Alevi ayrışmasını körükleyen Sivas olayları 28 Şubat sürecine gidişin bir kilometre taşı olarak görüldü.

5 Temmuz 1993: Erzincan’ın Başbağlar köyünde 33 vatandaşımız öldürüldü. Bu olay Türkiye’de Sünni-Alevi çatışması meydana getirmeye yönelik planlı bir eylem olarak değerlendirildi. Başbağlar faili diye gözaltına alınanlar bir süre sonra salıverildi. Bugüne kadar hiçbir fail yakalanamadı.

4 Ağustos 1993: Bitlis’in Mutki ilçesine bağlı Kavakbaşı ve Yenidoğan köyleri arasında yol kesen teröristler minibüsü taradı, 15 kişi öldü 13 kişi yaralandı.

23 Ağustos 1993: Iğdır Sultantopu Karakolu’na yapılan baskında 14 asker şehit düştü.

24 Ağustos 1993: Batman Gercüş Ayranlı mevkii baskınında çok sayıda vatandaş öldürüldü.

4 Eylül 1993: Batman’da yapılan saldırı sonucunda DEP milletvekili Mehmet Sincar ile il yönetim kurulu üyesi Metin Özdemir öldürüldü.

25 Eylül 1993: Van Kanalga Karakolu basıldı, 12 asker şehit oldu.

2 Ekim 1993: Kahramanmaraş Elbistan’ta PKK otobüs taradı, 10 kişi öldü.

4 Ekim 1993: Siirt’in Daltepe köyünde kadın ve çocukların da bulunduğu 23 kişi öldürüldü.

22 Ekim 1993: Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın, bölük komutanlığı binası önünde uğradığı suikast sonucu şehit düştü.

22 Ekim 1993: Siirt’in Derince mezrasında çoğu çocuk 22 kişi öldürüldü.

25 Ekim 1993: Yavi’de 38 vatandaşımız katledildi.

30 Ekim 1993: Pasinler’in Çiçekli köyünde 6 kişi katledildi.

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-35203-karanlikta-birakilan-katliam-yavi.html