Popüler Yayınlar

DEMOKRASİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DEMOKRASİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2013 Salı

Kutuplaşma demokrasiyi bozduğunda -1: Demokrasiden şüphe etmek

20 Ağustos 2013
Toplumların içindeki gerilimlerin bir zamanlar dünya savaşları çıkartan ülkeler arasındaki gerilimlerden daha yıkıcı ve zorba olduğu bir zamanda yaşıyoruz.

Üstelik bir yönetim tercihi olarak demokrasinin şiddet ve zalimlik gösterilerine sebep olduğu bir tarihsel andan geçiyor olabiliriz.

Demokrasi pratiğinden kaynaklanan bu zorluklar, dolaylı olarak ve büyük bir ironiyle otoriter hükümetin ılımlı hallerini meşru kılıyorlar.

Yıllarca “demokrasi”nin her ulus için “tüm hükümet şekilleri arasından en az kötü” olanı olduğunu varsaydıktan sonra demokrasiden şüphelenmek için bolca sebep var. Bu tespiti gönülsüzce yapmaktayız.
 
Otoriter idare biçimlerinin herkesin, özellikle de siyasete eğilimli olanların, özgürlüklerini kısıtladığına dair bir şüphe olamaz. Ayrıca her zaman olmasa da genel olarak otokrasiye sönük bir kültürel atmosfer eşlik eder.

Elizabeth dönemi İngiltere'yi düşünelim: Shakespeare ve onun çağdaşı edebiyat devleri vardı.

Geçmişte toplumun en saygı gören düşünürlerinin siyasi sorunlar için demokrasiyi suçladığı kritik dönemler olmuştur.

Batı demokrasisinin beşiği Antik Yunanistan'da Plato, Aristo ve Thucydides, Atina'yı sorumsuz ve bedeli ağır maceralara sürükleyen halk siyasetinden korkmuş, demokratik olmayan hükümet biçimlerini tercih etmişlerdir.
 
Elbette demokratik nitelikleriyle gururlanan ülkelerde bile kurulu düzenin demokrasiden korktuğu zamanlar olmuştur.

ABD'deki etkili kişiler Vietnam Savaşı'nın sonuna doğru seslerini çıkardıklarında muhafazakârlar bu sesleri demokrasinin aşırılıkları olarak yorumlamışlardı.

Bu yorumların çok bilinenlerinin birinde Samuel Huntington, Üçlü Komisyon'un yayınladığı bir makalesinde ABD'deki savaş karşıtı hareketi köpekleri huzursuz eden bir hastalığa benzetti.

İnsanların savaş ve barış gibi konuları hükümete bırakmaları gerektiğini açıkça ifade etti.
 
Sovyetler Birliği'nin çöküşünün Batı'da liberal demokrasinin otokratik sosyalizmin üzerindeki ideolojik zaferi olarak yorumlanışının ardından sadece yirmi yıl geçti.

1990'larda dünya barışı gibi amaçlar doğrudan demokrasinin yayılmasıyla eşleştirildi.

BM'nin güçlendirilmesi ya da uluslararası hukuka saygı gösterilmesi gibi reformist projeler ise rafa kaldırıldı. Avrupa ve Amerika'daki üniversitelerde “demokratik barış” teorisi ve pratiği çalışıldı.

Demokrasilerin asla birbirleriyle savaşa gitmeyeceği iddiasını belgelemeye ve açmaya çalıştılar. Eğer böyle bir tez doğrulanırsa çok ciddi politika yansımaları olacaktır.

 Daha fazla ülke “demokratik” olursa, uluslararası ilişkilerin barışçıl bölgesi genişleyecektir sonucu çıkar. 

Egemen devletler için demokrasinin bu teşvik edici getirisi Avrupa Birliği tecrübesiyle de desteklenmiş oldu.

AB hem demokrasiyi besledi hem de dünyanın en kötü savaş alanı olmuş olan bir coğrafyasında barış kültürü tesis etti.
 
11 Eylül'ün ardından Bush yönetimi “demokrasi teşvikini” ABD'nin Ortadoğu'da yürüttüğü yeni muhafazakâr dış politikanın önemli bir ayağı haline getirdi.

Demokrasinin bu şekilde desteklenmesine dair şüpheler, özellikle de 2003 Irak işgalinden sonra geniş çevrelerce paylaşılıyordu.

 ABD hükümetinin bölgede demokratikleşme aktörü olarak kendini kimselere sormadan atamış olması sertçe eleştirildi.

Demokrasi gelişimini askeri müdahaleye oturtan Amerikan yaklaşımı tüm saygınlığını yitirdi. Irak, Afganistan ve Libya'da sözde otoriterlik karşıtı müdahaleler demokrasi değil, yozlaşma, kaos ve sonu gelmeyen bir şiddet ekmiş oldu.

Bu hayal kırıklığı yaratan tecrübenin yanı sıra yabancı liderler ve dünya kamuoyu Washington'ın dünyaya en iyi meşru hükümet modelini sağladığına dair kibirli ısrarını reddetti.
 
Bu tecrübelere rağmen demokrasinin kabul edilebilir tek siyasi senaryo olarak tercih edilmesi evrensel bir kabul olarak kaldı.

Elbette tek tek vakalar incelendiğinde çok derin görüş ayrılıkları var. Demokrasiye kucak açmakla ilgili bazı kısmi istisnalar da oldu.

Örneğin Ortadoğu'da istikrar ve birlik kaynağı olarak monarşilere destek verildi. Fakat doğrudan eleştirilmediklerinde bu kralların bile yaklaşımlarının demokratik olduğu iddia edildi.

Demokrasiler vatandaşı devlet suistimalinden koruyarak, insanları seçim yoluyla milli hükümete yetki verme gücüyle donatarak, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygılı bir yönetim süreci sağlayarak saygınlıklarını korudular.
 
Ortadoğu'da son on yıldaki şu gelişmeler bu bahsedilen konuları ön plana çıkardı: İran'da teokratik demokrasiye karşı Yeşil Devrim, Türkiye'de çoğulcu demokrasinin laikler tarafından reddedilmesi ve Arap ülkelerinde özellikle de Mısır'da 2011 otoriter yönetim karşıtı ayaklanmaların ardında cereyan eden çeşitli geçiş dönemi senaryoları.

Bölgenin çektiği eziyetler Osmanlı İmparatorluğu sonrasındaki sömürgecilik, Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş rekabeti içinde olan bir Amerikan hegemonyasıdır.

Bunlar İsrail'in ortaya çıkışı ve yoksunlaştırılmış Filistin halkının devam eden çatışmasıyla birlikte artmıştır.

Bölgenin bu sorunları “iyi yönetim” meselesini baştan kaybedilmiş bir savaşa dönüştürmüştür. Bu en azından 2011'e kadar böyle olmuştur.

Böyle bir tarihsel arka plan karşısında “Arap Baharı” etiketi yakıştırılan demokratikleşme anının bölgede ve dünyada bu kadar heyecan yaratması doğaldır.

İki yıl sonra bu olayları Suriye, Mısır, Libya ve diğer yerlerindeki gelişmelerin ışığında duygudaşlık kurarak değerlendirmek gerekiyor.
 
Yakın zamanda bölgede tartışmalı bir fikir ortaya çıktı. Buna göre vatandaşlar hükümetin hesap vereceği son mercilerdir ve eğer hükümet kötü yönetirse, seçimleri ya da resmi kanalları beklemeden görevden alınabilir.

Bu popülist vetoyu son dönemde bu kadar tartışmalı yapan ise hükümet bürokrasisinin en gerici öğeleriyle, özellikle de silahlı kuvvetler, polis ve istihbarat ile koalisyona girme eğilimidir.

Bu tür koalisyonlar ilk bakışta tuhaf gözüküyorlar, halkın kendiliğinden ayaklanmasıyla devlet gücünün en fazla zor kullanan öğelerini bir araya getiriyorlar.

2013 Tahrir Meydanı'nda dile getirilen gerekçe sadece askeri bir darbenin 2011 devrimini kurtarabileceğiydi.

Bunu eleştirenler ise nefret edilen bir diktatöre karşı olan halkın ayaklanması ile sonra gelen yukarıdan idare edilmiş ve demokratik bir şekilde seçilmiş bir yönetimi iktidardan düşürmeyi hedefleyen hareket arasında keskin bir ayrım yapıyorlar.
 
Arap ayaklanmaları
 
2011 yılında Arap dünyasındaki büyük isyan hareketleri Tunus ve Mısır'da nispeten kansız zaferler kazanan ve diğer yerlerde de otoriter idarenin temellerini sarsan otoriterlik karşıtı cesur halkçı hareketler olarak takdir gördüler.

Demokrasi, Batılı uzmanların otoriter olmayan herhangi bir idare biçimini benimsemeyeceği iddia edilen bir bölgede tekrar ilerlemeye başlamıştı. Batılı uzmanlar bu tespitten, petrol aktıkça, İsrail güvende oldukça ve radikal eğilimler kontrol altında tutuldukça pek rahatsız da olmuyorlardı.

Arap siyasi kültürü siyasi pasiflik ve yozlaşmış elitlerin hâkim olduğu ve askeri bir devlet tarafından desteklendikleri bir ortam olarak görülüyor ve Oryantalleştiren bir bakış açısından yorumlanıyordu. Arkaplanda eğer insanlar kendi tercihlerini belirtebilirlerse sonuç İran tarzı İslamcılığın yayılması olabilir korkusu bulunuyordu. 
 
Yalnızca iki sene sonra sadece Arap dünyasında değil tüm dünyada demokrasinin işlerliği hakkında ciddi şüpheler yaratan kasvetli bir siyasi ortam olması dünya hakkında iyi şeyler söylemiyor.

Siyasi kültürün içinde meşruiyet ve yönetim krizlerine yol açan derin siyasi ayrışma hatları olduğu ve bu krizlerin ancak bir ihtimalle kaba güç kullanımı ile idare edilebileceği anlaşıldı.

Bu çatışmalar bir dizi ülkede etkin ve insancıl hükümetlerin kurulma ihtimalini yok ediyor.
 
Mısır'da askerin 3 Temmuz'da yönetimi devralmasının ardından yaşanan dramatik ve kanlı olaylar bu gerçekleri küresel siyasi bilinçte öne çıkardı.

Fakat Mısır çatışan dini, etnik ve siyasi güçleri “kazanan her şeyi alır” mücadelesinde birbirleriyle çarpıştıran kutuplaşma krizlerinin zehirli sonuçlarını yaşayan tek ülke değil. Irak, her gün Sünni ve Şiiler arasında mezhep çatışmasından kaynaklanan şiddeti yaşıyor.

Bu da Amerika'nın ülkeyi diktatörlükten kurtarmak için giriştiği haçlı seferinin ve on yıllık işgalin ardından ne kadar başarısız olduğunu ortaya koyuyor.

ABD, demokrasi getirmek yerine kaos, iç savaş tehdidi ve ülkeyi ancak otoriter bir rejimin barışa ulaştırabileceği inancını yerleştirdi.

Türkiye de 11 yıllık sıra dışı AKP başarısına ve periyodik olarak seçmen tarafından desteklenen dinamik liderliğe rağmen devam eden kutuplaşmanın istikrarsızlaştıran etkisini yaşamakta.

AKP başarıları arasında siyasi kurumları güçlendirmek, silahlı kuvvetleri zayıflatmak, ekonomiyi iyileştirmek ve ülkenin uluslararası konumunu geliştirmek sayılabilir. Kutuplaşma bir Ortadoğu sorunu olarak ele alınmamalıdır.

ABD'de iki siyasi parti arasında vatandaşlarına insancıl bir biçimde hizmet eden ya milli fayda için çalışan hükümeti maziye gömecek derecede kutuplaştırıcı bir mücadele mevcut.

Elbette Amerika'daki bu demokratik kazanımlarını eriten eğilim Wall Street'in her şeyi parayla alakalı kılan hesaplarından ve 11 Eylül'de de kaynaklanmaktadır.

11 Eylül hâlâ hükümeti kendi vatandaşları dâhil herkesi her yerde potansiyel terörizm şüphelisi olarak görmesini gerektiren bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır.

Kutuplaştırmanın doğası çeşitli ve karmaşıktır, içinde bulunduğu bağlamı yansıtır.

Mısır ya da Türkiye'de olduğu gibi din ve laiklik ekseninde bir ayrım etrafında toplumsal olarak kurulabilir. Irak'ta gördüğümüz gibi bir din içindeki ayrımlara dair olabilir.

Sınıflar, etnisiteler ve siyasi partiler arasında da olabilir. Tarihin somutluğu içerisinde her bir kutuplaşma vakası kendi koşullarıyla var olur.

Çoğunlukla azınlıkların ayrımcılık ve marjinalleşmeye dair korkularını, sınıf savaşını, etnik ve dini rekabeti (Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkında olduğu gibi) yansıtabilir. Ayrıca Ortadoğu'da kutuplaşma sadece bir iç mesele değildir.

Kutuplaşma aynı zamanda güçlü dış aktörler tarafından yönlendirilmektedir ve bunun boyutlarını bilmek mümkün değildir.

Geçtiğimiz ay Kahire'deki gösteriler sırasında hem Mursi karşıtı hem de Mursi yanlısı göstericilerin Amerika karşıtı sloganlar atması çok şey anlatır.
 
Mısır ve Türkiye
 
Mısır ve Türkiye'de kutuplaşma şartları birbirinden çok farklı olsa da ortak bir paydaya sahipler.

İkisinde de İslami yönelimli siyasi güçler yıllarca marjinalleştirildikten ve Mısır örneğinde zorbalıkla bastırıldıktan sonra toplumun gölgelerinden sıyrılıp çıktılar.

İki ülkede de silahlı güçler devletin Batı'nın stratejik çıkarlarına ve neoliberal iktisadi çıkarlarına hizmet eden laik elitlerin kontrolünde kalmasında önemli bir rol oynadılar.

Şimdiye kadar periyodik mahkemelere ve davalara rağmen Türkiye modernite bulmacasını Mısır'a göre çok daha ikna olarak çözmüşe benziyor.
           
İki ülkede de seçimlerin getirdiği siyaset yerlerinden edilmiş laik elitlerin kabul edemediği radikal iktidar değişiklikleri getirdi.

İki ülkenin muhalif güçleri yıllarca iktidarda kaldıktan sonra kendilerini birden demokratik araçlarla iktidarı kaybetmiş buldular.

Üstelik gelecek seçimlerde siyasi hâkimiyetlerini yeniden kazanma ihtimalleri de yoktu.

İktidarı ve nüfuzlarını eskiden ezilen ve sömürülen kesimlere kaybetmişlerdi. İktidardan düşenler yeni rollerini kabullenmekte zorlandılar.

Özellikle de değerlerini modernite karşıtı buldukları ve özgürlükle özdeşleştirdiklerini hayat biçimlerini tehdit ettiklerine inandıkları toplumsal kesimlerden daha aşağı bir statüde olmakta zorlandılar. Acı bir biçimde şikâyet ettiler, dinamik bir biçimde örgütlendiler ve mobilize oldular.

Siyasi çoğunluğun kararını mümkün olan her yolla geri çevirmeye çalıştılar. Demokrasi dışı yolları kullanmak herkese olmasa da çoğuna tek siyasi seçenek gibi gözüktü.

Fakat bu öyle yapılmalıydı ki vatandaşın devlete karşı “demokratik” haykırışı gibi olmalıydı. Elbette devlet de kutuplaşma travmasına katkıda bulundu.

Seçilmiş yönetim fazla tepki verebiliyor, en kötü durum senaryoları üzerinden hareket ediyor, muhalefetin şikâyetlerini ele alırken paranoyak bir stil kullanıyor ve güvensizlik ve düşmanlığın artmasına katkıda bulunuyor.

Medya ise ya çatışmanın dramasını vurgulamak için ya da kendisi de çoğu zaman taraf tuttuğundan “biz” veya “onlar” tercihinin tek çözüm olduğu kaderci bir atmosfer yaratıyor.

Bu da aslında kaybedenlerin her zaman yönetim süreçlerinde taraf oldukları demokrasinin karşıtı olarak, “geriye dönüş olmayan” bir savaş zihniyetini ortaya çıkarıyor.

Sistemin adaletine dair inanç sarsıldığında demokrasi iyi yönetimi yaratamıyor.
 
*Prof., Princeton Üniversitesi. Richard Falk, bu yazıyı Zaman için kaleme almıştır.

25 Temmuz 2013 Perşembe

Darbeye darbe diyemeyen demokratlar!

9 Temmuz 2013


Demokrasi, zamanımızın büyülü kavramı. 

Eskiden hiç olmazsa faşistler demokrasiye doğrudan karşı çıkardı. 

Sosyalistler ise kavrama özel bir anlam yükleyerek, yani sosyalizmi demokrasiyle özdeşleştirerek kullanırdı.

Şimdilerde neredeyse önüne gelen demokratım diyor. Bu hem iyi hem kötü. İyi, çünkü demokrasinin, sözde de olsa, yaygın biçimde benimsendiğine işaret ediyor.

Kötü, zira demokrasiyi anlam kaybına uğratıyor ve muğlaklaştırıyor. Allah aşkına, birileri söylesin, Maocu nasyonal sosyalist İşçi Partisi demokrat olabilir mi? Sosyalist fraksiyonlar demokrasiden ne anlar? Taksim Platformu'nun ve Taksim Dayanışması'nın demokrasinin ne olduğundan ve nasıl işlediğinden haberdar olduğu söylenebilir mi?

Bununla beraber, beni asıl ilgilendiren demokratım diyen herkesin tavrı değil. Birer savaş ideolojisi olan sosyalizmin ve Atatürkçülüğün müntesiplerinin demokrat olma derecesiyle en azından bu yazıda pek ilgilenme durumunda değilim.

Gözlerimi çevirdiğim yer liberalim diyenlerin veya liberal olduğu söylenenlerin demokratlığı. Aynen 28 Şubat süreci ve Gezi kumpanyası gibi Mısır'daki darbe de bazı liberallerin rotasını şaşırmasına, yalpalamasına yol açtı.

Şahin Alpay, 6 Temmuz 2013 tarihli Zaman'daki “Mısır'da asker niçin müdahale etti?” başlıklı yazısında, ne yazık ki, demokrasi ve Mısır darbesi hakkında vahim yanlışlıklarla dolu yorumlar yaptı.

Yazıyı değerlendirmeden önce şunu belirtelim: Bu tür konularda yapılacak değerlendirmeler, kişiler değil ilkeler üzerinden yapılmalıdır. Yani konunun özü Mursi değil, demokrasinin ilkeleri.

İlkeli bakmayan herkes kolayca oraya buraya savrulabilir. Maalesef yazı demokrat değil jakoben, tepeden inmeci, ilkesiz olduğu söylenebilecek bir tavrı yansıtıyor.

Başlığından itibaren darbeyi meşrulaştırıcı tonda.  Sandığı küçümseyen koroya katılmakta. Aslında bu yazıya aynı gün Gülay Göktürk'ün Bugün'deki yazısı (“ ‘Sandık' ” her şey değildir”), o niyetle yazılmış olmamakla birlikte, harika bir cevap teşkil etti. Ben de birkaç noktanın altını çizeyim.

Yazı vahim maddî bilgi hatalarıyla dolu. Tam manasıyla Batılı oryantalistlerin izinde. İddiaya göre Mursi kucaklayıcı olmamış, halkı ikiye bölüp kutuplaştırmış, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm bulmamış, zaten halkın azınlığı tarafından seçilmiş ve istifası talebiyle 22 milyon imza toplanmış.

Mısır, demokratik geleneği olmayan bir ülke. 25 Ocak 2012'de Mübarek'in devrilmesiyle bir gecede herkes demokrat olmadı herhalde.

Mursi de üç aşağı beş yukarı her Mısırlı ne kadar demokratsa o kadar demokrat olmalı. Mursi'nin kendisi dahi hatalar yaptığını ifade etti, ama her yaptığının hata olduğu iddiası Batı'daki amansız İslam ve Müslüman Kardeşler düşmanlarının propagandası.

Bakın aynı gün Erdal Şafak, Sabah'ta “Bir krizin anatomisi” başlıklı yazısında Mursi'nin Mübarek dönemi yargı bürokrasisi ve elitleri tarafından nasıl yalnızlaştırıldığının dökümünü vermiş.

Aynı şekilde nasıl otorite kullanamaz hâle getirildiğini, en temel atamaları yapmasının engellendiğini ve muhalefetin her türlü ortak çalışma teklifini reddettiğini de.

Erdal Şafak'ın aktardığı bilgiler başka kaynaklar tarafından da doğrulanıyor. Mantığa uygun olan da bu. On yıllarca bir diktatörün emrinde, uyum içinde çalışan yargıçlar, generaller ve girdiği her seçimi kaybeden ama darbecilerden görev talep etmekte beis görmeyen Baradey demokrat oldu, Mursi olamadı öyle mi?

Demokrasi bir oyun gibidir. Kuralları önceden bellidir. Kimse oyunun ortasında ben kuralları tanımıyorum diyemez. Sandık, demokrasinin en önemli aracıdır ve onun sonucunu başka hiçbir şey geçersizleştiremez.

Ayrıca demokrasilerde halk zaten parçalıdır. Halkın bir bütün olması ihtimali ancak totaliter sistemlerde akla gelir. Mursi, oyunu herkes gibi oynamış ve kazanmıştır. Dolayısıyla, iktidarı meşrudur.

Azınlık tarafından seçildiği iddialarına gelince, evet öyle olmuş olmalıdır, başka türlü olması zordur, ama bu, onun meşruiyetini yitirmesine sebep olamaz.

Mursi iktidarını muhalefetle birlikte kullanmak zorunda da değildir. Sadece,  demokratik anayasanın sınırları içinde kalmak ve insan haklarına saygı göstermek zorundadır.

Kilit görevlere elbette kendine yakın hissettiği, birlikte verimli çalışabileceğine inandığı kimseleri atayacaktır. Ayrıca, darbeci Sisi ve korsan devlet başkanı Mansur da onun tarafından atanmadı mı? Demek ki her atadığı, Mursi ile hemfikir değilmiş.

Demokrasi teorik olarak çoğunluğun yönetimidir ama pratikte her zaman en büyük azınlığın yönetimidir.

Meşruluk çoğunluk olmaktan değil en büyük azınlık olmaktan kaynaklanır.

ABD, istikrarlı demokrasiler arasında oy kullanma oranının en düşük olduğu ülkedir. Bu oran bazen yüzde 50'nin altına bile inmektedir. Bu anlayışla  bakarsak, meselâ, Obama yönetimi de toplumun dörtte hatta beşte birinin tercihidir ve iktidarı meşru olmayabilir.

Ama nedense Cumhuriyetçiler Beyaz Saray'ın önüne 2 milyon insan yığıp “Obama, Beyaz Saray'dan defol!” demiyor. Mursi muhalifleri onun gitmesi için 22 milyon imza toplamış. Olsun, ne önemi var ki? Demokrasi imza toplama rejimi değil oy toplama rejimidir, mühim olan muhaliflerin o imzaları seçimde oya dönüştürebilmeleridir.

Dönüştürürlerse zaten Mursi'den kurtulacaklardır. Demokrasi budur ve böyle işler. Şimdi ne oldu? Darbeciler tüm toplumu kucakladı mı? Seçmenlerin yarısından çoğu, Mursi'ye oy veren yüzde 52'si dışlandı.

Demokrasi böyle mi kurulacak? Mursi sosyal ve ekonomik problemleri çözememiş. Ne yani, çok fakir bir ülke olan Mısır'da Mursi bir yıl içinde mucizeler yaratıp ülkeyi Avrupa seviyesine mi getirecekti? Bunun sihirli formülü mü var?

Biliyorsanız darbecilere verin, mutlu olsunlar. Kaldı ki, problemleri çözememesi muhalefet için daha iyi değil mi? Bu ilk seçimlerde iktidardan indirilmesini kolaylaştırmaz mı? Bahsettiğim yazıda geçen bazı ifadeler ise kelimenin tam anlamıyla dehşet verici.

Deniyor ki:  “Sonunda kendi atadığı genelkurmay başkanı onu azletti.” Evren de darbe yapmamış, Demirel'i azletmişti bu bakışa göre. Azli, atayan makam yapar. Veya, bazen, ABD'de olduğu gibi, geri çağırma müessesesi parlamento tarafından işletilir.

Mursi'yi Sisi mi atamıştı ki Sisi azledebilsin? Darbeye darbe demek çok mu zor?  Yazıda hortlayan “demokrasi sandıktan ibaret değildir” anti demokrat zihniyetine hiç girmeyeyim, zaten Gülay Göktürk ve Zaman'da 8 Temmuz'daki yazısında Nuri Yurdusev (“Sandık demokrasinin her şeyidir”) gerekeni benim yapabileceğimden daha iyi söylemişler.

Demokratım diyenler bugünlerde daha ilkeli olmaya ve durmaya dikkat etmeli. Tarihin şahitliğinde herkes kendi sicilini yazıyor. Demokrat olduklarını iddia edenler darbeye darbe demekten kaçınıyorlarsa onların gerçek bir demokrat olduğundan şüphe etmeye yerden göğe kadar hakkımız var.

3 Mayıs 2013 Cuma

DEMOKRASİ - Doç. Dr. Kemal Gözler

Kemal Gözler,  Anayasa Hukukuna Giriş, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2004, s.112-126'dan alınmıştır. (www.anayasa.gen.tr/demokrasi.htm. 15 Mayıs 2004).

NOT: Metindeki bir çok başlık altında açıklama yoktur. Bunlar için yukarıdaki kitabın aslına bakınız.


I. Demokrasi Teorileri............................................................................................................. 112
    A. Normatif Demokrasi Teorisi......................................................................................... 112
    B. Ampirik Demokrasi Teorisi.......................................................................................... 113
II. Egemenliğin Kullanılması Bakımından  Demokrasi Tipleri................................................ 115
    A. Doğrudan Demokrasi.................................................................................................... 115
    B. Temsilî Demokrasi........................................................................................................ 117
    C. Yarı-Doğrudan Demokrasi............................................................................................ 120
        1. Referandum............................................................................................................... 120
        2. Halk Vetosu............................................................................................................... 122
        3. Halk Teşebbüsü.......................................................................................................... 123
        4. Temsilcilerin Azli...................................................................................................... 123

Bu bölümde sırasıyla “demokrasi teorileri”ni ve “egemenliğin kullanılmasına göre demokrasi tipleri”ni göreceğiz.

I. Demokrasİ Teorİlerİ[1]

Demokrasi, iki değişik anlamda tanımlanmakta ve buna paralel olarak iki değişik demokrasi teorisinden  bahsedilmektedir: Normatif ve ampirik demokrasi teorisi.

A. Normatif Demokrasi Teorisi

Normatif demokrasi teorisi, demokrasiyi sözlük anlamından hareketle tanımlar. Demokrasi eski Yunanca “halk” anlamına gelen demos  ve “yönetmek” anlamına gelen kratein sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur ve bu anlamıyla “halkın yönetimi” demektir[2]. Demokrasi sadece “halk tarafından yönetim” olarak değil, “halk için yönetim” olarak da tanımlanmalıdır. O hâlde bu anlamda demokrasi, Abraham Lincoln’ün meşhur ifadesiyle “halkın, halk tarafından, halk için yönetimi (government of the people, by the people, for the people)” olarak tanımlanabilir[3].
Normatif anlamda demokrasi, bir ideali, bir olması gerekeni yansıtır. Bu anlamda bir rejimin demokratik olabilmesi için, halkın bütününün arzularına tam olarak uyması gerekir. Arend Lijphart’ın gözlemlediği gibi, “böylesine halkın eğilimlerine tam olarak uyan bir yönetim hiçbir zaman olmamıştır ve belki de hiç olmayacaktır”[4]. Normatif anlamda demokrasi, demokratik rejimlerin ulaşmayı düşledikleri bir idealden başka bir şey değildir. Şüphesiz bu ideal reddedilemez; ancak, demokrasilerin bu idealle tanımlanması doğru olmaz. Zira demokrasi bu şekilde tanımlanırsa, yeryüzünde demokratik rejim kalmaz. O nedenle bir de ampirik demokrasi teorisi ortaya atılmıştır.

B. Ampirik Demokrasi Teorisi

Ampirik demokrasi teorisi ise, ideal anlamda demokrasiyi değil, “bu ideale kaba taslak yaklaşan... gerçek demokrasiler”i[5] esas alır. Demokrasinin tanımı konusunda “olması gereken”e değil, “olan”a bakar. Demokratik olarak kabul edilen mevcut rejimlerin ortak özelliklerinin neler olduğunu ortaya koymaya çalışır. Bu tür demokratik rejimlerin özelliği, “tam bir demokratik duyarlılık değil, nispeten çokça bir yurttaş gurubunun uzun bir zaman boyunca arzularına cevap verebilmesidir”[6]. Robert Dahl, bu tür rejimlere, onları ideal demokrasilerden ayırt etmek için, “poliarşi (polyarchy)” ismini vermektedir[7]. İşte nispeten çokça bir yurttaş gurubunun uzun bir zaman boyunca arzularına cevap verebilen rejimlerin ortak özellikleri olarak şu altı özellik veya şart ortaya konabilir: 

1. Etkin Siyasal Makamlar  Seçimle İş Başına Gelmelidir.- Bir siyasal 

2. Seçimler Düzenli Aralıklarla Tekrarlanmalıdır.- Etkin siyasal makamları belirlemek için yapılan se

3. Seçimler Serbest Olmalıdır .- Etkin siyasal makamları belirl

4. Birden Çok Siyasal Parti  Var Olmalıdır.- Etkin siyasal 

5. Muhalefetin İktidar Olma Şansı Mevcut Olmalıdır.- Etkin siyasal 

6. Temel Kamu Hakları Tanınmış ve Güvence Altına Alınmış Olmalıdır.- Etkin siyasal makamları belirl
İşte  ampirik demokrasi teorisine göre, bu altı şartı yerine getiren bir siyasal rejimi demokratik olarak kabul edebiliriz. Şüphesiz bu altı şart oldukça basit ve ilkel şartlar olarak görülebilir. Gerçekten de sıradan bir demokrasi, bu şartlardan çok daha fazla niteliklere sahiptir. Ancak unutulmamalıdır ki, yukarıdaki altı şart, demokrasinin “vazgeçilmez şartları”, “minimum şartları”dır. Dünyamızda bu altı “basit” şartı İkinci Dünya Savaşından bu yana kesintisiz[9] olarak yerine getirebilmeyi başarabilmiş sadece 21 ülke vardır. Arend Lijphart’ın tespitlerine göre bu ülkeler şunlardır: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Japonya, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Yeni Zelanda[10].

KUTU 10.1: Çoğunlukçu Demokrasi Anlayışı.- “Çoğunlukçu demokrasi” veya “mutlak demokrasi (démoc-ratie absolue)” anlayışı, “çoğunluk prensibi  (principe majoritaire)”ne dayanır. Çoğunluk prensibi şu iki önermeyle özetlenebilir: “Devlet, halkın çoğunluğunun iradesine göre yönetilmelidir” ve “çoğunluğun kararı, her şeyin üstündedir”. Bu anlayışa göre, çoğunluğun yönetme hakkı mutlaktır; bu hak düşüncelerle sınırlandırılmamalıdır. Çoğunlukçu demokrasi anlayışı, çoğunluğun kararını sınırlandırıcı etkiye sahip azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı, çift meclis sistemi, kanunların yargısal denetimi, gibi kavram ve kurumlarla sınırlandırılmamalıdır (Kapani, Kamu Hürriyetleri, op. cit., s.169-172; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.35; Arsel, op. cit., s.69-72; Vedel, op. cit., s.28, 192; Pactet, op. cit., s.88; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.34).

KUTU 10.2: Çoğulcu Demokrasi Anlayışı.- “Çoğulcu (plüralist) demokrasi anlayışı ” veya “sınırlı demokrasi (démocratie limitée)”, toplumun çoğunluk tarafından yönetileceği düşüncesini reddetmez; ama çoğunluğun yönetim hakkının azınlığın temel haklarıyla sınırlı olduğunu savunur. Bu anlayışa göre, bugünün azınlığının yarın çoğunluk hâline gelme hakkı vardır. Çoğunluk, başta bu hak olmak üzere, azınlığın temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek zorundadır (Kapani, Kamu Hürriyetleri, op. cit., s.172-173; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.35).

Kanımızca demokrasi, ampirik teorinin şartlarından hareket edilerek tanımlanmalıdır. Buna göre demokrasiyi, yukarıdaki altı şartı yerine getiren rejim olarak tanımlayabiliriz. Yani demokrasi, etkin siyasal makamların, düzenli aralıklarla tekrarlanan, birden fazla siyasal partinin katıldığı, muhalefetin iktidar olma şansına sahip olduğu serbest seçimlerle belirlendiği ve temel kamu haklarının tanınmış ve güvence altına alınmış olduğu bir rejimdir.

II. Egemenliğin Kullanılması Bakımından  Demokrasi Tipleri

Egemenliğin kullanılması bakımından demokrasinin üç ayrı uygulama biçimi (modes d’exercice de la souveraineté)” vardır. “Doğrudan demokrasi”, “temsilî demokrasi” ve “yarı-doğrudan demokrasi”. İlkinde halk egemenliğini bizzat kullanır. İkincisinde halk, egemenliğini temsilcileri aracılığıyla kullanır. Yarı-doğrudan demokraside ise, egemenliğin kullanımı, halk ile temsilcileri arasında paylaştırılır. 

ŞEMA 10.1:        Egemenliğin Kullanılması Bakımından Demokrasi Tipleri



Doğrudan Demokrasi
Örnekler: Eski Yunan, İsciçre’nin Glaris, Unterwald, Appenzell Kantonları)
Kökeni: Halk Egemenliği ve
Egemenliğin Devredilmezliği
Teorisi
Temsilî Demokrasi
Örnekler: Almanya, İngiltere, Türkiye, Japonya, ABD, Hollanda, vb.   
Kökeni: Millî Egemenlik Teorisi
İlkeleri: 1. Temsili Vekâlet İlkesi
2. Bütün Milletin Temsili İlkesi
3. Emredici Vekâlet Yasağı
4. Azil Yasağı 
Yarı-Doğrudan Demokrasi
Örnekler: İsviçre, İtalya 
Araçları: 1. Referandum
2. Halk Vetosu
3. Halk Teşebbüsü
4. Temsilcilerin Azli

A. Doğrudan demokrasi [11]

Tanım.- “Doğrudan hükûmet (gouvernement direct)” de denilen “doğrudan demokrasi (direct democracy, démocratie directe)”, halkın egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığı demokrasi tipidir[12]. Doğrudan demokraside devlet için gerekli olan bütün kararlar, yurttaşlar topluluğu tarafından aracısız ve temsilcisiz olarak bizzat alınırlar[13]. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla doğrudan demokrasi sistemi, demokrasinin ideal anlamına en yakın olan sistemdir. 

Eski Yunan: Ecclessia[14] .- Doğrudan demokrasiye antik çağda Yunan sitelerinde rastlanır. Bu sitelerde vatandaşlar, “agora” veya “forum” denen bir meydanda toplanır. Bu şekilde oluşan ec

İsviçre : Landsgemeinde [17].- Günümüzde doğrudan demokrasi sadece İsviçre’nin bir küçük dağ kantonunda ve dört yarım-kantonunda uygulanmaktadır. Bunlar Glaris Kantonu ile Aşağı ve Yukarı Unterwald, İç ve Dış Appenzell 

Teorik Kökeni[21].- Doğrudan demokrasi sistemi, teorik olarak “halk egemenliği teorisi”ne dayanmaktadır. Halk egemenliği teorisi de, Rousseau’nun “sosyal sözleşme” 

Pratik İmkânsızlık.- Doğrudan demokrasi, demokrasi idealine en yakın sistemdir. Ne var ki, günümüzde pratik güçlükler nedeniyle uygulanması imkansızdır. Milyonlarca kişiden oluşmuş bir devletin halkını bir meydanda toplamak mümkün değildir. O nedenle doğrudan demokrasi bugün için tarihsel ve ütopik bir değere sahiptir.

KUTU 10.3: İnternet,  Doğrudan Demokrasiyi Mümkün Kılabilir mi?- Acaba internet sayesinde, vatandaşların oylarını kullanabilmesi için bir meydanda toplanmalarına veya sandık başına gitmelerine gerek kalmayacak mıdır? Diğer bir ifadeyle, internet, doğrudan demokrasinin “agora”sının, “forum”unun, yerini alabilecek midir? Kısacası “internet demokrasisi”, “web demokrasisi” veya “online demokrasi” mümkün müdür? Teknik olarak insanların oylarını internet aracılığıyla kullanması mümkün olabilir; ancak ortada bir sorun var: Bu usûlde “gizli oy” ilkesinin sağlanması mümkün değildir. Bununla birlikte internet etkili bir siyasal katılma aracıdır. İnternetin demokrasi üzerinde yaygınlaştırıcı ve geliştirici bir etkisi olabilir. Ancak bu anlamda internet ile demokrasi arasındaki bağ, anayasa hukukunun değil, siyaset biliminin alanına girer (Siyaset bilimi açısından bu konu hakkında yapılan bir çalışma için bkz. Sertaç Serdar, “İnternet Demokrasisi”, Bilgi ve Toplum, 1999, Sayı 2, s.9-16).

B. temsilî demokrasi [25]

Tanım.- “Temsilî hükûmet (representative government, gouvernement représentatif)” de denilen “temsili demokrasi (démocratie représentative)”, halkın egemenliğini kendi seçtiği temsilcileri aracılı

“Saf Temsilî Demokrasi”.- Referandum gibi araçlarla halkın yönetime doğrudan doğruya katılmasının mümkün olmadığı temsilî sistemlere “saf temsilî demokrasi (démocr

Teorik Kökeni: Millî Egemenlik İlkesi.- Temsilî demokrasi sistemi teorik olarak “millî egemenlik teorisi”ne dayanmaktadır[29]. Zira, yukarıda altıncı bölümde gördüğümüz gibi, millet ke

Temsil Kavramı.- Temsil kavramı  başlangıçta özel hukukta ortaya çıkmış, daha sonra anayasa hukukuna geçmiştir. Siyasal alana uygulanması sonucu, millet, “temsil olun

Millet ile Temsilcileri Arasındaki İlişkinin Hukukî Niteliği[34].- Millet ile temsilcileri arasında bir “temsil” ilişkisi vardır. Peki ama bu “temsil” ne tür temsildir? Bu temsil ilişkisinin hukukî niteliği nedir? Anayasa hukuku teorisyenleri temsilî demokrasilerde millet ile temsilcileri arasındaki ilişk
Emredici Vekâlet Teorisi [36].- Temsilî hükûmet sistemlerinde ilk zamanlarda, seçmenler ile temsilcileri arasındaki ilişkinin emredici nitelikte bir vek
Temsilî Vekâlet Teorisi [48].- 1789 Fransız İhtilalinden bu yana temsilî sistemlerde, milletvekilleri ile millet arasındaki ilişkinin niteliği konusunda “emredici vekâlet teorisi” değil, “temsilî vekâlet teorisi (théorie du mandat représentatif)” geçerlidir. Temsilî vekâlet teorisine göre de, millet ile milletvekilleri arasındaki ilişki temelde bir vekâlet ilişkisidir. Ancak bu vekâlet, siyasal nitelikte bir vekalettir ve özel hukuktaki vekâletten birçok bakımından farklıdır. Temsilî vekâletin başlıca özellikleri şunlardır:

  C. Yarı-Doğrudan Demokrasi [57]

Tanım.- “Yarı-doğrudan hükûmet (gouvernement semi-direct)” de denilen “yarı-doğrudan demokrasi (démocratie semi-directe)”, egemenliğin kullanılmasının halk ile temsilcileri arasında paylaştırıldığı demokrasi tipidir. Yarı-doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi ile doğrudan demokrasinin bir bileşimidir[58]. Yarı-doğrudan demokrasi sisteminde egemenliğin kullanımı esasen halkın seçtiği temsilcilere verilmiştir[59]. Ancak bazı durumlarda, referandum gibi araçlarla seçmenler de egemenliğin kullanılmasına doğrudan doğruya katılırlar[60]. Bu bakımdan yarı-doğrudan demokrasi temelde bir temsilî demokrasidir[61]. O hâlde yarı-doğrudan demokrasi, halkın egemenliğin kullanılmasına zaman zaman doğrudan doğruya katılabildiği bir temsilî demokrasidir. Bu nedenle, “yarı-doğrudan demokrasi” terimi yerine “yarı-temsilî demokrasi” teriminin kullanılması daha mantıklıdır. Ne var ki, “yarı-doğrudan demokrasi” tabiri yerleşmiştir. Biz de bu tabiri kullanacağız. 

Yarı-doğrudan demokraside halk, “referandum”, “halk vetosu”, “halk teşebbüsü” ve “temsilcilerin azli” araçlarıyla egemenliğin kullanılmasına doğrudan doğruya katılır. Şimdi yarı-doğrudan demokrasinin araçlarını görelim.

1. Referandum [62]

Referandum (halkoylaması) en kısa tanımıyla, parlâmento tarafından kabul edilen veya edilecek olan bir kanun metninin halkın onayına sunulmasıdır[63]. Referandumun değişik çeşitleri vardır. Şimdi bunları görelim. 

ŞEMA 10.2:                                        Referandum Çeşitleri


Bağlayıcılığı Bakımından
Başvuruluşu Bakımından
Konuları Bakımından






İstişarî
Tasdikî
İhtiyarî
Mecburî
Kurucu
Teşriî

a) Bağlayıcılığı Bakımından.- Referandumda seçmenler tarafından verilen cevabın hukuken bağlayıcı olup olmamasına göre referandumlar, “istişarî referandum” ve “tasdikî referandum” olmak üzere ikiye ayrılır.
aa) İstişarî Referandum [64].- “İstişarî referandum” veya “danışma referandumu 
bb) Tasdikî Referandum [69].- “Onay referandumu (référandum de ratifi-cation)”[70] veya “karar referan

a) Başvuruluşu Bakımından.- Referandumlar başvuruluşlarındaki usûl bakımından “mecburî” ve “ihtiyarî” olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar.
aa) Mecburî Referandum [72].- “Mecburî referandum (référandum obli-gatoire)”, bazı konularda ana
bb) İhtiyarî Referandum [73].- “İhtiyarî referandum (référandum facul-tatif)”, belli makamların is

c) Konuları Bakımından.- Referandumlar konuları bakımından “kurucu referandum” ve “teşriî referandumu” olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar.
aa) Kurucu Referandum[74].- “Kurucu referandum (référandum consti-tuant)”, yeni bir anayasanın kabul edilmesi veya mevcut bir an
bb) Teşriî Referandum [76].- “Yasama referandumu” veya “teşriî referandum (r

 

2. Halk Vetosu[77]

“Halk vetosu  (veto populaire)”, parlâmento tarafından usûlüne uygun olarak kabul edilen kanunun halkın inisiyatifiyle d

3. Halk Teşebbüsü [82]

Referandum ve halk vetosu istenmeyen kanunu engelleyebilir; ama halkın istediği kanunun çıkmasını sağlayamaz. İşte halkın istediği, ama parlâmentonun çıkarmaya yanaşmadığı kanunun çıkarılmasını sağlayıcı yarı-doğrudan demokrasi aracı “halk teşebbüsü (in

4. Temsilcilerin Azli [86]

“Temsilcilerin azli (révocation des élus)”, halkın çalışmasından memnun kalmadığı temsilcilerini görevden almasına imkân veren bir usûldür. Bu usûlde, temsilcisinden memnun kalmayan seçmenler, temsilcinin görevden alınması ve yerine yeni birisinin seçilmesini k

a) Recall[87].- Recall , bir bireysel azil usûlüdür ve Amerika Birleşik Devletlerinin bazı eyaletlerinde uygulanmaktadır[88]. Recall sadece temsilciler için değil, bazı kamu görevlileri, hatta yargıçlar için de uygulanabilecek bir usûldür. Bu usûl iki aşamalıdır. Birinci aşama teklif aşamasıdır. Bir temsilci hakkında recall usûlünün başlatılabilmesi için teklifin belli süre içinde (örneğ

b) Abberufungsrecht [92].- Abberufungsrecht (azil hakkı)”, bir kolektif azil usûlüdür ve İsviçre’nin bazı Kantonlarında (Berne, Arguvie, Schaffouse, Thurgovie, Soleure, Lucerne, vs.)[93] Kanton meclisleri düzeyinde uygulanmaktadır. Bu usûlde, sadece bir iki temsilci değil, temsilcilerin bütünü, yani kanton meclisinin tamamı görevden alınmaktadır[94]. Bu nedenle bu usûle, “meclisin halk tarafından feshi” usûlü de denebilir[95]. Abberufungsrecht usûlü şöyle işler: Yasama dön

KUTU 10.4: Militan Demokrasi (Militant Democracy, Fighting Democracy).- Bu anlayışa göre, demokrasi de kendini savunmak zorundadır. Militan demokrasi, kendi değerlerini korumak için siyasî ifade hürriyetine ve siyasî örgütlenme hakkına sınırlama getiren demokrasilerdir. Bu konuda Türkçe’deki temel eser şudur: Yusuf Şevki Hakyemez, Militan Demokrasi Anlayışı, Ankara, Seçkin Yayınları, 2000 (yukarıdaki tanım için bkz. Ibid., s.32-33).







KUTU 10.5: Arrow Problemi: Demokrasi Mümkün Müdür?- Kenneth Arrow’a göre, en az üç kişiden oluşan ve siyasî tercihlerin üç ve üçten fazla olduğu bir toplumda demokratik çoğunluğun sağlanması mümkün değildir. Örneğin üç kişiden (X, Y, Z) oluşan ve üç tercihin (A, B, C) bulunduğu bir toplulukta, X kişisi A’yı B’ye ve B’yi C’ye; Y kişisi B’yi C’ye ve C’yi A’ya; ve Z kişisi C’yi A’ya ve A’yı B’ye tercih etmiş olsun. Bu durumda, bir çoğunluk A’yı B’yi; bir çoğunluk B’yi C’ye ve bir çoğunluk da C’yi A’ya tercih etmektedir. Her üç çoğunluk da birbirine eşittir. Böyle bir durumda demokratik olarak bir karar alınamaz (Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.198-200).

DAHA FAZLASI İÇİN
Giovanni Sartori, Demokrasi Kuramı (Çev. Deniz Baykal), Ankara, Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, Tarihsiz.
Giovanni Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, (Çev. Tunçer Karamustafaoğlu ve Mehmet Turhan), Ankara, Yetkin Yayınları, 1993.
Robert A. Dahl, Demokrasi ve Eleştirileri (Çev. Levent Köker), Ankara, Yetkin Yayınları, 1996.
Herry B. Mayo, Demokratik Teoriye Giriş (Çev. Emre Kongar), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yl, 1964.
Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler (Çev. E.Özbudun ve E.Onulduran), Ankara, Yetkin Yayınları, Tarihsiz (1996), s.1-2, 23-28.

ANAHTAR TERİMLER
Abberufungsrecht
Agora
Ampirik demokrasi teorisi
Appenzell
Azil yasağı
Bütün milletin temsili ilkesi
Çoğulcu demokrasi anlayışı
Çoğunluk prensibi
Çoğunlukçu demokrasi anlayışı
Dahl
Danışma referandumu
Demokrasi tipleri
Demokrasi teorileri
Demos
Doğrudan demokrasi
Ecclessia
Egemenliğin devredilmezliği
Emredici vekâlet teorisi
Emredici vekâlet yasağı
Eski Yunan
Forum
Glaris
Government of the people, by the people, for the people
Halk teşebbüsü
Halk vetosu
Halkoylaması
İhtiyarî referandum
İnternet demokrasisi
İstişarî referandum
İsviçre’de doğrudan demokrasi
Kolektif vekâlet
Kratein
Kurucu referandum
Landsgemeinde
Lijphart
Lincoln
Mecburî referandum
Mutlak demokrasi
Normatif demokrasi teorisi
Poliarşi
Recall
Referandum
Saf temsilî demokrasi
Sınırlı demokrasi
Tasdikî referandum
Temsil ilişkisi
Temsil kavramı
Temsilcilerin azli
Temsilî demokrasi
Temsilî demokrasinin ilkeleri
Temsilî vekâlet teorisi
Teşriî referandum
Unterwald
Vekâlet ilişkisi
Yarı-doğrudan demokrasi
Yasama referandumu
Yazılı direktifler



 
[1]. Giovanni Sartori, Demokrasi Kuramı (Çev. Deniz Baykal), Ankara, Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, Tarihsiz; Giovanni Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, (Çev. Tunçer Karamustafaoğlu ve Mehmet Turhan), Ankara, Yetkin Yayınları, 1993; Robert A. Dahl, Demokrasi ve Eleştirileri (Çev. Levent Köker), Ankara, Yetkin Yayınları, 1996; Herry B. Mayo, Demokratik Teoriye Giriş (Çev. Emre Kongar), Ankara, Siyasî İlimler Türk Derneği Yayınları, 1964; Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler (Çev. Ergun Özbudun ve Ersin Onulduran), Ankara, Yetkin Yayınları, Tarihsiz (1996), s.1-2, 23-28.
[2]. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.195.
[3]. Lijphart, op. cit., s.1; Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.195.
[4]. Lijphart, op. cit., s.1.
[5]. Ibid.
[6]. Ibid.
[7]. Robert A. Dahl , Polyarchy: Participation and Opposition, New Haven, Yale University Press, 1971. Dahl’e göre, makul ölçüde duyarlı bir demokraside en az şu sekiz kurumsal garantinin olması gerekir: (1) Örgüt kurma ve bunlara katılma hürriyeti, (2) ifade hürriyeti, (3) oy verme hakkı, (4) kamu görevlerine getirilme hakkı, (5) siyasal liderlerin seçmen tercihini kazanmak için yarışabilme hakkı, (6) değişik haber alma kaynaklarının varlığı, (7) serbest ve âdil seçimler, (8) hükûmet politikalarını oylara ve diğer tercih belirtilerine dayandırmak için gerekli kurumların bulunması (Ibid., s.3).
[8]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.87.
[9]. Bu altı şarta Arend Lijphart bir de ek şart eklemiştir. Bu ek şart “sistemin uzun bir dönem itibarıyla vatandaşların isteklerine karşı makul ölçüde duyarlı olması gereğidir”. Lijphart’a göre, demokratik yönetimin, yaklaşık İkinci Dünya Savaşının sonundan bu yana kesintisiz olarak süregelmesi gerekir (Lijphart , op. cit., s.23).
[10]. Lijphart, op. cit., s.24.
[11]. Laferrière, op. cit., s.386-389; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83-85; Duguit, Traité, op. cit., s.615-638; Vedel, op. cit., s.132-133; Prélot ve Boulouis, op. cit., s.82-86; Burdeau, Traité, op. cit., c.V, s.168-170; Favoreu et al., op. cit., s.529; Zoller, op. cit., s.352; Hague, Harrop ve Breslin, op. cit., s.20-21.
[12]. Laferrière, op. cit., s.886; Vedel, op. cit., s.133; Debbasch et al., op. cit., s.45; Pactet, op. cit., s.90.
[13]. Laferrière, op. cit., s.886.
[14]. Laferrière, op. cit., s.387;  Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83; Hague, Harrop ve Breslin, op. cit., s.21;
[15]. Laferrière, op. cit., s.387;  Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83.
[16]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83.
[17]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83-85; Laferrière, op. cit., s.387-389; Zoller, op. cit., s.352; Prélot ve Boulouis, op. cit., s.82-84; Gicquel, op. cit., s.100;  İsviçre hakkında bkz. Maurice Batelli, Les institutions de démocratie directe, Paris, Sirey, 1933; P. Gaudement, “Les ‘Landsgemeinde’, survivance de la démocratie directe”, Pouvoirs, 1989, no 51, s.127 vd.
[18]. Prélot ve Boulouis, op. cit., s.84. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.83. 1928’e kadar Uri’de de doğrudan demokrasi uygulanıyordu (Prélot ve Boulouis, op. cit., s.84). Uri’deki Landsgemeinde 1928’de kaldırılmıştır (Duguit, Traité, op. cit., s.618).
[19]. Bu Landsgemeinde’ların kökeni 1200’lere kadar uzanır. İlk Landsgemeinde 1240’ta Schwytz Kantonunda  kurulmuştur (Barthélemy ve Duez, op. cit., s.84).
[20]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.85.
[21]. Esmein, op. cit., s.1928, s.436-437; Jeanneau, op. cit., s.30-331; Slobodan Milacic, Droit constitutionnel et institutions politiques,  Bordeaux, Librairie Montaigne (Cours polycopiés), 1990-1991, s., s.65-70; Cadart, op. cit., c.I, s.190; Vedel, op. cit., s.131; Pactet, op. cit., s.90.
[22]. Cadart, op. cit., c.I, s.191.
[23]. Rousseau, Toplum Sözleşmesi, II, 1; III, 15, (Çev. Günyol, op. cit., s.35, 108-113).
[24]. Cadoux, op. cit., c.I, s.291; Cadart, op. cit., c.I, s.191.
[25]. Laferrière, op. cit., s.389-429; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.86-111; Debbasch, op. cit., s.43-50; Duguit, Traité, op. cit., s.638-650; Pactet, op. cit., s.90-91; Prélot ve Boulouis, op. cit., s.86-87; Vedel, op. cit., s.133-136; Favoreu et al., op. cit., s.527-528; Chagnollaud, op. cit., s.107-112; Zoller, op. cit., s.353-363; Gicquel, op. cit., s.99-112; Hague, Harrop ve Breslin, op. cit., s.22.
[26]. Barthélemy ve Duez, Ibid., s.op. cit., s.80.
[27]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.80; Vedel, op. cit., s.133.
[28]. Laferrière, op. cit., s.391.
[29]. Cadart, op. cit., c.I, s.191; Cadoux, op. cit., c.I, s.290; Vedel, op. cit., s.131.
[30]. Cadart, op. cit., c.I, s.191; Cadoux, op. cit., c.I, s.290; Vedel, op. cit., s.131.
[31]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.87.
[32]. Vedel, op. cit., s.134.
[33]. Laferrière, op. cit., s.399-400.
[34]. Ibid.
[35]. Laferrière, op. cit., s.400.
[36]. Laferrière, op. cit., s.401-402; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.91-103; Milacic, op. cit., s.78-82; Vedel, op. cit., s.135; Esmein, op. cit., s.52-53; Fabre, op. cit., s.214-217.
[37]. Laferrière, op. cit., s.401; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.91.
[38]. Laferrière, op. cit., s.401-402; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.91-92.
[39]. Laferrière, op. cit., s.401; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92; Milacic, op. cit., s.78.
[40]. Laferrière, op. cit., s.402; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92.
[41]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92.
[42]. Laferrière, op. cit., s.402; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92.
[43]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92-93; Laferrière, op. cit., s.402.
[44]. Fransa’da emredici vekâlet, 24 Ocak 1789 ve 23 Haziran 1789 tarihli règlementlar emredici vekaleti ortadan kaldırıyorlardı.
[45]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.92.
[46]. Gürbüz, Anayasalar, op. cit., s.212.
[47]. Cadart, op. cit., c.I, s.235.
[48]. Laferrière, op. cit., s.403-422; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.103-104; Vedel, op. cit., s.134-136; Esmein, op. cit., s.51-55; Cadart, op. cit., c.I, s.193-195; Fabre, op. cit., s.206-208.
[49]. Laferrière, op. cit., s.403; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.103-104; Vedel, op. cit., s.134; Fabre, op. cit., s.206.
[50]. Laferrière, op. cit., s.403; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.103.
[51]. Laferrière, op. cit., s.403; Fabre, op. cit., s.207.
[52]. Laferrière, op. cit., s.403.
[53]. Laferrière, op. cit., s.403-404; Fabre, op. cit., s.207; Vedel, op. cit., s.134; Cadart, op. cit., s.195.
[54]. Laferrière, op. cit., s.405-406; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.93-101; Vedel, op. cit., s.135-136; Jeanneau, op. cit., s.31.
[55]. Laferrière, op. cit., s.410.
[56]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.105; Vedel, op. cit., s.134.
[57]. Laferrière, op. cit., s.429-457; Barthélemy ve Duez,op. cit., s.83-85; 112-137; Debbasch, op. cit., s.45-50; Milacic, op. cit., s.75-90; Pactet, op. cit., s.91-94; Prélot ve Boulouis, op. cit., s.87-91; Vedel, op. cit., s.136-142; Chantebout, op. cit., s.225-231; Ardant, op. cit., s.s.176-183; Burdeau, Traité..., op. cit., c.5, s.168-190; Favoreu et al., op. cit., s.529-533; Chagnollaud, op. cit., s.130-134; Grewe ve Ruiz Fabri, op. cit., s.254-265; Zoller, op. cit., s.363-371;
[58]. Vedel, op. cit., s.136.
[59]. Laferrière, op. cit., s.420.
[60]. Vedel, op. cit., s.136.
[61]. Laferrière, op. cit., s.420.
[62]. Laferrière, op. cit., s.421-435; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.112-113; Vedel, op. cit., s.136-138; Ardant, op. cit., s.176-183; Burdeau, Traité..., op. cit., c.5, s.168-190; Turpin, op. cit., s.243-252; Favoreu et al., op. cit., s.530-533; Chagnollaud, op. cit., s.133134; Grewe ve Ruiz Fabri, op. cit., s.256-260; Zoller, op. cit., s.364-366;  Blondel, op. cit., s.194-197; Michèle Guillaume-Hofnung, Le référandum, Paris, PUF, 1987; Jean-Louis Quermonne, “Le référandum: essai de typologie prospec-tive”, Revue du droit public, 1985, s.577-589; Jacques Robert, “L’aventure référendaire”, Recueil Dalloz Sirey, 1984, 41e Cahier, Chron. XL, s.241-252; Hague, Harrop ve Breslin, op. cit., s.108-109.
[63]. Benzer kısa tanımlar için bkz. Ardant, op. cit., s.177; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.112; Fabre, op. cit., s.219. daha uzun tanımlar için bkz: vedel, op. cit., s.127; Laferrière, op. cit., s.421; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.112.
[64]. Laferrière, op. cit., s.432; Vedel, op. cit., s.137; Ardant, op. cit., s.178; Fabre, op. cit., s.220; Robert, “L’aventure référendaire”, op. cit., s.243
[65]. Laferrière, op. cit., s.432.
[66]. Robert, “L’aventure référendaire”, op. cit., s.243.
[67]. Ibid.
[68]. Ibid.
[69]. Laferrière, op. cit., s.432; Vedel, op. cit., s.137; Ardant, op. cit., s.178; Fabre, op. cit., s.220; Robert, “L’aventure référendaire”, op. cit., s.243;
[70]. Laferrière, op. cit., s.432.
[71]. Robert, “L’aventure référendaire”, op. cit., s.243.
[72]. Laferrière, op. cit., s.434; Vedel, op. cit., s.137; Ardant, op. cit., s.178; Fabre, op. cit., s.221; Cadart, op. cit., c.I, s.203-204; Robert, op. cit., s.245; Quermonne, op. cit., s.579-586.
[73]. Laferrière, op. cit., s.434; Vedel, op. cit., s.137; Ardant, op. cit., s.178; Fabre, op. cit., s.221; Cadart, op. cit., c.I, s.209; Robert, “L’aventure référendaire”, op. cit., s.245.
[74]. Laferrière, op. cit., s.434; Vedel, op. cit., s.137; Fabre, op. cit., s.220; Robert, op. cit., s.245.
[75]. Grewe ve Ruiz Fabri, op. cit., s.257-258.
[76]. Laferrière, op. cit., s.434; Vedel, op. cit., s.137; Fabre, op. cit., s.220; Robert, op. cit., s.245.
[77]. Laferrière, op. cit., s.420-421; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.113; Vedel, op. cit., s.136; Fabre, op. cit., s.221; Ardant, op. cit., s.176-177; Jeanneau, op. cit., s.51-52; Debbasch, op. cit., s.46; Burdeau, Traité..., op. cit., s.c.V, s.182-183; Zoller, op. cit., s.364. 
[78]. Vedel, op. cit., s.136; Laferrière, op. cit., s.420-421; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.113; Jeanneau, op. cit., s.51-52; Debbasch, op. cit., s.46.
[79]. Jeanneau, op. cit., s.54; Pactet, op. cit., s.96; Chagnollaud, op. cit., s.131.
[80]. Chagnollaud, op. cit., s.131.
[81]. Zoller, op. cit., s.364; Chagnollaud, op. cit., s.131.
[82]. Laferrière, op. cit., s.435-438; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.113; Vedel, op. cit., s.137; Fabre, op. cit., s.221; Ardant, op. cit., s.177; Debbasch, op. cit., s.47; Burdeau, Traité..., op. cit., s.c.V, s.180-182; Jeanneau, op. cit., s.54-55; Zoller, op. cit., s.363-364;
[83]. Jeanneau, op. cit., s.55; Zoller, op. cit., s.354.
[84]. Jeanneau, op. cit., s.55; Chagnollaud, op. cit., s.132.
[85]. Zoller, op. cit., s.363.
[86]. Laferrière, op. cit., s.427-429; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.99-101; Debbasch, op. cit., s.47-48; Chantebout, op. cit., s.224-225; Prélot ve Boulouis, op. cit., s.89-90; Chagnollaud, op. cit., s.130.
[87]. Laferrière, op. cit., s.427-428; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.100; Debbasch, op. cit., s.48; Chantebout, op. cit., s.224-225; Fabre, op. cit., s.217; Yves Mény, “Initiative populaire, référendum et recall dans les Etats aménicaines”, Pouvoirs, 1978, no 7, s.107-113.
[88]. Örneğin Los Angeles, Oregon, Idaho, North Dakota, vb. Sekiz eyalette recall bütün seçimle gelen görveliler için uygulanabilir. Bazılarında hakimler için uygulanamaz. Bazılarında ise sadece yerel düzeyde uygulanabilir (Bkz. Mény, op. cit., s.109-110).
[89]. Milacic, op. cit., s.79.
[90]. Chantebout, op. cit., s.225.Laferrière, op. cit., s.428.
[91]. Örneğin 1954’te Wisconsin’de komünistlere karşı bir “cadı avı” başlatan senatör McCarthy’ye karşı recall usûlü başlatılmış, ancak bu teşebbüs usûl eksiklikleri nedeniyle başarısızlığa uğramıştır (Toplanan 403.000 imzadan 48.000’i geçersiz sayılmıştır) (Chantebout, op. cit., s.225).
[92]. Laferrière, op. cit., s.427; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.100; Debbasch, op. cit., s.47; Fabre, op. cit., s.217.
[93]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.100.
[94]. Laferrière, op. cit., s.427.
[95]. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.100.
[96]. Chantebout, op. cit., s.224.

Copyright
(c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için E-Mail: kgozler@hotmail.com adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 6 (altı) yıla kadar hapis cezası ve 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırmaktadır.
Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar
Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 4 (dört) yıldan 6 (altı) yıla kadar hapis ve 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırmaktadır.
Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.
 
Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:
 
Kemal Gözler,  Anayasa Hukukuna Giriş, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2004, s.112-126'dan alınmıştır. (www.anayasa.gen.tr/demokrasi.htm. erişim tarihi).