Popüler Yayınlar

MUSTAFA ÜNAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MUSTAFA ÜNAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2013 Salı

Rota başkanlık sistemi

Mustafa Ünal


'Başkanlık sistemi' şimdi bu da nereden çıktı denecek bir konu değil.
Belli aralıklarla gündeme gelen kadim tartışma.

Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığı dönemine kadar gidiyor. İlk gündeme getiren Özal'dı. Türkiye'nin yapısına 'Amerika'daki başkanlık sisteminin' daha uygun olduğunu söyledi.

O zaman da kişiselleştirildi. 'Özal başkan olmak istiyor' dendi. Sistem değil, Turgut Özal tartışıldı. Daha fazla yetkinin peşinde olduğu söylendi. 'Padişah olmak istiyor' diyen bile çıktı.

Yüzeysel konuşuldu. Ayrıntıya pek girilmedi. O tartışmadan bugüne bir şey kalmadı.
Süleyman Demirel de tartışmanın dışında kalmadı. Turgut Özal'a en sert tepki gösterenlerden biriydi. Çankaya'ya çıktıktan sonra görüşleri değişti. Önce cumhurbaşkanının yetkilerinin azlığından yakındı. Meclis'i feshederek erken seçime götürme yetkisi istedi.

Güçlü cumhurbaşkanlığı, başkanlık sisteminin diğer adı. Demirel, başkanlık sistemi hakkında raporlar hazırlattı. 1996 yılında Aksiyon Dergisi'ne 'Rota başkanlık sistemi' diye kapak konusu yaptığımızı hatırlıyorum. 1990'lar, Türkiye'nin koalisyonlarla örselendiği yıllardı. Yapısal sorunların çözümü için sistem tartışmaları kaçınılmazdı.

Başkanlık sistemi AK Parti döneminde yeni gündeme geliyor değil. Başbakan Erdoğan, önceki yıllarda da, bugün de konunun tartışılmasını isterken 'başkanlık sistemine' de sıcak baktığını söyledi. AK Parti, yeni anayasa çalışmaları sırasında tekrar gündeme getirdi.

Başbakan Trabzon'da gençlere seslenirken 'Aranızdan belki başkanlar çıkacak' dedi. Başkan derken kastettiği devlet başkanı... Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 'Türkiye eninde sonunda başkanlık sistemine geçecek.' dedi. AK Parti'nin istediği sadece teorik tartışma değil, pratiğe dökülmesi.

Son 30 yıla damgasını vuran üç siyasetçi saymaya kalksak, bu isimler hiç tartışmasız 'Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Recep Tayyip Erdoğan' olur. Her üçü de Türkiye'ye güçlü siyasi liderlik yaptı. Sistemi onlardan daha iyi analiz edecek başka siyasetçi bulmak mümkün değil.

Turgut Özal'ın da, Süleyman Demirel'in de, Recep Tayyip Erdoğan'ın da 'Başkanlık sistemi Türkiye için daha uygun' demelerinin bir anlamı var herhalde. Sırf kendileri için, kendi yetkilerini artırmak için söyledikleri düşünülemez.

Sistemi tartışmamızı zorunlu kılan bir başka gelişme oldu. 2007 referandumuyla cumhurbaşkanlığının yapısı değişti. Artık cumhurbaşkanlarını doğrudan halk seçecek.

Çankaya, sembolik bir makam değil. İç ve dış politikada daha fazla öne çıkacak. Cumhurbaşkanı olacak kişi yüzde 50'den daha fazla oy alacak.

İkili yapı zaten mevcuttu. Ama şimdi daha belirgin hale geldi. Cumhurbaşkanlığı yeni dönemde çok daha güçlü bir makam.

Yetkilerini konuşmak ve yeni düzenlemelere gitmek kaçınılmaz. AK Parti'nin başkanlık sistemi tartışmasını başlatmasının tek sebebi yeni anayasa süreci değil, sistemi revize etmenin kaçınılmazlığı.

Önceki tartışmalardan farklı değil. Yine kişiselleşti. Erdoğan'ın başkan adaylığı üzerinden tartışılıyor. Muhalefet bu yüzden karşı çıktı. CHP de, MHP de 'olmaz' dedi. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, tartışmaya bile yanaşmadı.

Konu hiç ilerlemedi. Ayrıntıya girilmedi. Başkanlık veya yarı başkanlık ya da Türkiye'ye özgü bambaşka bir yapı konuşulabilirdi. Siyasetçiler, üniversiteler, aydınlar peşinen 'ret' yerine en azından yarınlara taşınacak çalışmalar yapabilir, raporlar hazırlayabilir.

Başkanlık sistemi dört partinin masada olduğu yeni anayasada mümkün değil, CHP ve MHP'ye kapıyı kapattı çünkü. Masanın dağılması durumunda AK Parti'nin 'B Planı' devreye girerse belki...

Sistem bu haliyle revizyona muhtaç. Ya geriye dönülecek, cumhurbaşkanını Meclis seçecek ya da ileriye gidilecek, sistem adı konularak başkanlık, yarı başkanlığa evrilecek.

http://www.zaman.com.tr/mustafa-unal/rota-baskanlik-sistemi_1289500.html
 

11 Mart 2013 Pazartesi

Saraybosna'lı Osmanlı hanımefendisi

10 Aralık 1994 / MUSTAFA ÜNAL


Halide Izzetbegoviç... Saraybosna doğumlu ama, o bir Osmanlı. Kökü saraya kadar uzanıyor. Halası Inegöl'e gelin gelmiş. Bunaldıkça koştuğu Türkiye'yi çok seviyor. Türkiye de onun için bir vatan...
 
Emsallerine First Lady diyorlar. O ise başkan eşi olmanın fiyakasından çok sorumluluğunu taşıyor. Gösterişli giysiler içinde değil, etrafında korumaları da yok.

Iki yıldır tarihin en büyük insanlık dramına tanıklık ediyor. Komünizmin cenderesinden geçmiş ama, Sırp çetniklerin yaptıkları daha bir vahşi...

Kırışıklar düşmüş yüzünden kirli savaşın ezikliği değil, direnişin onuru okunuyor. Şair onun gibiler için yazmış: 'Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır / Her kırışığı tarihten bir yaprağı anlatır'

Ikisi kız biri erkek üç çocuğa annelik ve bilge kral Ali Izzetbegoviç'e eşlik yapan Halide Hanım'la Ankara'da görüştük. Bosna'nın kurtuluş savaşında payına ne düşmüşse fazlasını yapmanın azmi içinde: ''Türkiye'ye gelirken oğlum benden, Bosna için bir şeyler yapmamı istedi. Hemen mülteci kadınlara koştum. Tekirdağ'daki kamptan başlayarak mülteci gurupları organize ettim ve cephede savaşan çocuklarımız için çorap, eldiven ve başlık ördük."

Silah kullanmayı yeni öğrenmiş: "Silah atışlarını oğlum Bakir'le yaptık. Silahı ilk elime aldığımda çok heyecanlıydım, ellerim titriyordu. Ama Istiklal Marşımız bana güç verdi. Hedefe ateş ederken karşımda milletime karşı her türlü vahşete başvuran Sırp çetnikleri düşündüm ve hep 12'den vurdum."

Halide Hanım Bosna'da imkan buldukça cepheye koşuyor: "Cephelerin en uçlarına kadar gittim ve Boşnak savaşçılara moral verdim. Bizim kadınlarımız cephede savaşıyor. Çok kahraman kızlarımız var."

Leyla ve Sabiha adlarındaki iki kızı cihadı cephe gerisinde yürütüyor. Ikisi de öğretmen. Sırplar namus ve vatanlarına musallat olmasaydı, Bosna'nın yeni neslini yetiştireceklerdi. Halide Hanım kızlarıyla gurur duyuyor. "Kızlarımın savaşta başka bir rolü var. Bosnalı kadınlar bir araya gelerek cephe gerisini örgütlediler; bizim evde Sümeyye adında vakıf kuruldu. Kızlarım çalışmalarını burada sürdürüyor."

Okula giderken yıllarca Ali ile aynı yolu kullanmışlar fakat kader onları sokakta değil başka mekanda karşılaştırmış. Geriye dönüp baktığında; dedesinden kalma fesiyle Müslüman gençler arasında Ali'nin hemen dikkat çekiverişini unutamıyor. Ali üstelik delikanlıların en akıllısıymış. Evlenme teklifi geldiğinde de hiç düşünmemiş... "Ali gibi üniversite mezunu değilim. Kız Meslek Lisesi'ni bitirdim. Meslek okulunda dikiş nakış öğrendik ve komple ev hanımı olarak yetiştim" diyor.

Savaşın başlamasıyla birlikte 6 ay bodrumda yaşamışlar: "Devamlı silah sesleri ile uyanıyorduk. Ali en çok 4—5 saat uyuyor. Meselelerin büyüklüğü yüzünden uyuyamıyor. Sabah namazında kalkıyor ve hemen çalışmaya başlıyor."

Islam hayatlarını yönlendiriyor. "Ben ve Ali Bey hiçbir zaman Kur'an—ı Kerim'i bırakmadık. Bu uğurda zindanlara girdik. Islam felsefesinden taviz vermedik."

Halide Hanım Bosna'nın geleceğinden çok umutlu, Türkiyeli hanımları da yardıma çağırıyor: "Bizim tek güvencemiz Türkiye. Türkiyeli Türk kadınları Boşnak Sümeyyeler'in yardımına koşsunlar. Güçleri neye yetiyorsa onu yapsınlar."

Halide Izzetbegoviç tıpkı eşi gibi hayatını Bosna davasına adamış. Bu uğurda hiçbir fedakarlıkdan kaçınmıyor.

Yeter ki vatan kurtulsun.