Popüler Yayınlar

EVLİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EVLİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2013 Salı

İyi günde kötü günde 4 bin yıllık evlilik tarihi

Bu kitapta keramet var!

14 Nisan 2013
Yüzyıllardır yıpransa da değişmeyen bir kurumdur evlilik. 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çıkardığı ‘Aile Tarihinden Belgeler’ kitabı, Anadolu topraklarının  4 bin yıllık evlilik tarihini ele alıyor. Sümerlerden Bizans’a, Osmanlıdan Cumhuriyete…

Hep merak edilir anne-babaların düğünü. Özellikle kız çocukları defalarca dinlemek ister; annesiyle babası nasıl tanışmış, nasıl sevmişler birbirini, nasıl istenmiş annesi, nasıl bir düğün yapmışlar... Anne hep çok güzel bir gelindir, su gibi.

Mahallenin delikanlısı babaysa Yeşilçam artistlerine taş çıkartıyordur o vakitler. Siyah beyaz, kenarları yıpranmış düğün fotoğraflarına bakılır defalarca. Kimi zaman sandıktan naftalin kokulu gelinlik çıkarılır. Evin kızı, annesinin gelinliğini dener, genelde dar gelir. Anne tığ gibi gelin olduğunu, kızı da yıllarca bekleye bekleye çektiğini iddia eder. Tatlı tatlı atışır ana-kız. Sonra anne burun kıvırarak, “Eskilerin evliliği böyle miydi?” der, kınar yeni evlilikleri. Öyledir, evlerimizde bitmez düğün hikâyeleri…

Duygusallığı ve nostaljiyi bir kenara bırakırsak, evliliğin bütün dünyada evrensel bir kabul olduğunu söyleyebiliriz. Meşruiyeti ve mahremiyeti içine alan, sırların kapısı olan güzide bir kurumdur. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Aile ve Toplum Hizmetler Genel Müdürlüğü, bu konuda güzel bir esere imza atmış. Anadolu topraklarındaki yaklaşık 4 bin yıllık zamana tanıklık eden evlilik tarihini, belgelerle ortaya koymuş.

‘Aile Tarihinden Belgeler/Documents Related to Family History’ isimli eser, M.Ö. 1900’lü yıllardan Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar evlilik tarihinde yolculuğa çıkarıyor. Sümerler, Asurlular ve Babiller kil tablet ve mühürleriyle, Bizanslılar yüzükleri ve karı-koca betimlemeli metal paralarıyla, Osmanlı hanedan evlilikleriyle, Türkiye Cumhuriyeti nikâh cüzdanı, evlilik başvurusu ve doğum belgeleriyle Anadolu’da yaşayış sırasına göre kitapta yerini alıyor.

Aile arşivleri ve müzeler tarandı

Eser için yapılan hummalı çalışmaysa takdire şayan. Nerelerden yararlanılmamış ki: İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Çorum ve Sivas Arkeoloji Müzeleri, Osmanlı Devlet Arşivleri, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, İstanbul Müftülüğü, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, İstanbul Latin Kilisesi, Kınalıada Rum Kilisesi… Her yerden belge, bilgi toplanmış. Tarih sırasına göre sözlü görüşmeler ve resmi yazışmalar yapılmış. Kil tabletler, sikke ve diğer materyalin görüntüleri tespit edilip fotoğraflanmış.

Sahaf ve antikacı koleksiyonları tarayarak özel bir koleksiyon oluşturan Dursun Ayan, belgeler kısmında çalışmanın bel kemiği olmuş. Bu belgelerden 40 panoluk bir sergi de hazırlanmış. Belgeler aile tarihinde evlilik, boşanma, doğum, ölüm gibi kronolojik sıraya göre ayarlanmış. Kitabın ve serginin içeriğiyle bilgilendirme kısmı Türkçe ve İngilizce. Kitabın sunuşunu da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin yazmış.

Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürü Ömer Bozoğlu, “Hem Türkiye’den hem yurtdışından dostlarımızın bu ilgisi ve samimiyeti, çalışmayı zenginleştirdiği gibi kapsamını da genişletti. Özellikle Rum, Ermeni ve Yahudi komşularımızın bu konudaki samimiyeti de dikkate değerdi.” diyor. Çalışma için aile arşivini açanlara teşekkür eden Bozoğlu, “Çok emek verildi ama bu tarihi belgeleri Aile Bakanlığı bünyesinde bir araya getirmek güzel oldu.” ifadelerini kullanıyor.

Evlilik sözleşmesi Asurlularda da vardı

Aile tarihindeki belgeler oldukça dikkat çekici. Mesela M.S. 15. yüzyılda kadının çeyizinin bir boşanma durumunda teminat altına alınmasıyla M.Ö. 20. yüzyılda Asurlu bir kadının çeyizinin teminat altına alınması neredeyse aynı. 3500 yıllık bir zaman aralığında bazı kuralların aynen devam etmesi, hukuki uygulamalarla sosyolojik uygulamaların çoğu zaman paralel gittiğini gösteriyor.

Üç ya da dört bin yıl öncesinden kalma kil tabletler, kadın ve erkek arasındaki evlilik sözleşmeleri bugünün ‘mal ayrılığı ilkesine dayalı evlilik’ olgusuna işaret ediyor. Bir Hitit seramiğindeki yüz görümlüğü betimlemesi bugünün evlilik geleneğini yansıtıyor. Bizans paralarındaki betimlemelerse üç olguyu vurguluyor: Karı-koca birlikteliği (aile), yönetim (devlet) ve dini semboller (Tanrı).

Osmanlı kadını, kocasını mahkemeye veriyordu

13. yüzyıl Uygur-Türk belgeleri nikâhın vergilendirildiğini, vasiyetin resmi olarak tanındığını gösteriyor. Yani resmi nikâhı, Asya Türk devlet geleneğinde de buluyoruz. İslam’dan sonra, Selçuklu ve Osmanlı’daysa nikâh, mihir-i muaccel, mihir-i müeccel, boşanma, iddet süresi, nafaka, velayet, vesayet, fıkıh, kadı, mahkeme gibi büyük bir bilgi ve uygulama birikimi kendini gösteriyor.

Kocanın kadını kolayca boşadığı, kadının söz hakkı olmadığı söylentisi de belgelerle çürütülüyor. Birçok Osmanlı kadınının kocalarından şikâyetleri ve boşanma talepleri de kitapta mevcut. Hatta erken yaşta evliliğin önüne geçilmesi, frengi hastalığının yayılmaması için uyarı belgeleri bile var. Hukuk-ı Aile Kararnamesi’deki mahkemeden izinname almadan dinî nikâh kıyılmamasıyla ilgili hükümler de dikkat çekiyor.

Evlilik cüzdanı Arapça, bilgiler Latince

Türkiye Cumhuriyeti dönemi aile belgeleri Osmanlı’yla benzerlik gösterse de büyük dönüşümü gözler önüne seriyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında evlenenlerin şahit ve mihir miktarının belirtilmesi, evlenme cüzdanının verilmesi Adliye Vekâleti’nin (Adalet Bakanlığı) görevi.

İlginç olansa evlenme cüzdanlarının Harf Devrimi’nden sonra bir süre Arap harfleriyle basılı olması, bilgilerin Latin harflerle doldurulması. Sonraki yıllarda evlenme cüzdanları Maliye Vekâleti tarafından verilmeye başlanıyor. Cumhuriyet döneminde Musevi, Ortodoks-Rum, Ermeni Gregoryen ve Latin Katolik cemaatler dinî nikâh işlemlerine devam etmiş ancak, Medeni Yasa gereği resmi nikâh onlar için de zorunlu olmuş.

12 Nisan 2013 Cuma

Hangi insanlar evlenmesin?

Hangi insanlar evlenmesin’i ‘Hangi insanlar evlensin?’ şeklinde de okuyabilirsiniz. Takdir size kalmış. Fakat yazının sonunda hangi kategoride yer aldığınızı kendinize sormayı unutmayın.

Sevmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü sevgi, insani bir duygudur. İlk ışığı insanın kalbinde Allah yaksa da o ışığın alev alıp parıl parıl parlaması insanın iradesi ile olur.

İradi cehd ve gayretle elde edilecek bu sevgidir, evlilik binasının temeli, duvarı, harcı, çatısı. Siz hiç temelsiz, duvarsız, harçsız, çatısız ev gördünüz mu?

Saygı nedir bilmeyenler evlenmesin. Çünkü saygı evlilikle aranan huzurun olmazsa olmazıdır. Ayrıca saygı sevgi ile birlikte olursa bir mana ifade eder. Eşler arasında sevgisiz saygı riya, saygısız sevgi de koca bir yalandan ibarettir.

Ümit etmeyi, ümitle bugüne ve yarına bakmayı bilmeyenler evlenmesin. Çünkü ümit, evlilikte bir hazinedir. Ümitsiz insan, hayata bugün penceresinden bakan, hayatı sadece bugünden hatta yaşadığı an’dan ibaret gören insandır. Halbuki evlilik uzun soluklu bir maratondur.

Bugün kötü olan ya da kötü gözüken nice şeyler vardır ki yarın iyi olabilir. “Her şerde bir hayır vardır” özdeyişini hatırlayın. “Sizin şer gördüğünüz nice şeyler vardır ki hayır, hayır gördüğünüz şeyler de şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” ayeti kime, ne anlatıyor bir düşünsenize!
Sabır bir kenz-i mahfi, özür dilemek erdemdir.

Sabretmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü sabır, hamları kemale erdiren bir ateştir. Bu ateşi çıplak eliyle tutmaya hazır olmayanlar evliliğe de hazır değildir. Sabır, evli çiftin ömür boyu ihtiyaç duyacağı, her gün kapısını çalıp dilencilik yapacağı, susuzluğunu gidermek için deniz suyu içen insan misali ‘daha yok mu” diye sesleneceği bir kenz-i mahfidir.

Özür dilemesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü özür insan olan insan için bir eksik, bir kusur değil aksine erdemdir, fazilettir.

Özür dilemeyi erdem görme, insanı sürekli tetikte tutar, hata yapmamaya sevk eder. Aksi bir hal, “ben mükemmel bir insanım” iddiasını içinde barındıran çiğ bir tavırdır.

Böyleleri hiçbir zaman kendi hatalarını görmez. Hatanın görülmediği yerde ise hatadan dönme olmaz ve gün gelir hatalar zinciri fasit bir daireye sokar o yuvayı.

Sonuçta testi kırılır, huzursuzlukla başlayan süreç boşanmaya uzar ve Allah muhafaza günümüzde çok örneğini gördüğümüz gibi karısını öldüren kocalar, kocasını bıçaklayan kadınlar alır başını gider.

Böylesi ailelerden müteşekkil toplum kendini N.Fazıl’ın ifadesiyle ‘cinnet müstatili’ içine salmış deli bir toplumdur.

Ağlamasını bilmeyenler evlenmesin. Kocalar ne “kadındır ağlar”, “kadının gözyaşları silahıdır” ne de kadınlar “erkek adam ağlamaz” desin.

Çünkü gözyaşı haneyi cennetnümun çemenzara döndürecek olan sihirli bir iksirdir. Ağlamayı unuttuk biz bütün bir toplum olarak.

Onun için teklif-i mâlâyutâk yapmayacak ve ceyhun gibi akıtın gözyaşlarınızı demeyeceğim ama hiç olmazsa damlatın; pınarınız kurumasın.

Gülmesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü gülme, ağlamayı tamamlayan bir unsurdur. Bu ikisi bir bütünün iki eşit yarısından ibarettir. Gülme ve ağlama, hayat ve ölüm gibidir.

Biri olmadan diğeri, diğeri olmadan berikinin kadr ü kıymeti bilinmez. Öyleyse, bozmayın Yaratıcının kainata koyduğu bu dengeyi.

Affetmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü affetmemek, affedememek öfkelerin birikmesini, onların kin ve nefrete dönüşmesini netice verir.

Eşini affetmeyen, affedemeyen insan, zamanla kine ve nefrete dönüşen bu öfkesi ile onu düşmanlaştırır, hatta şeytanlaştırır. Adı üzerinde düşman ve şeytan. İnsan hiç düşmanıyla, şeytanıyla aynı yastığa baş koyar mı?

Çok şeyler sıralayabilirim; ama bununla bitireceğim; kanaat etmesini bilmeyenler evlenmesin. Çünkü kanaat iki yüz adamın ancak anahtarlarını taşıyabildiği Karun’un bile kapısında dilencilik yapacağı büyük bir hazinedir. Evlilikle kurulan yuvanın kıyamete kadar devamı ancak böyle bir hazineye sahip olmakla mümkündür .

Uzun sözün kısası; insan olan insanlar evlensin ve unutulmasın hayvanlar çiftleşir, insanlar ise evlenir.

 http://www.zaman.com.tr/ahmet-kurucan/hangi-insanlar-evlenmesin_2076811.html

31 Mart 2013 Pazar

AİLENİN PARÇALANMASI İNSANLIĞIN İFLASISIR

31 Mart 2013
Modernitenin dayattığı bireycilik ve özgürlük cereyanının standart sapması yalnızlık ve toplum ile iletişim kopukluğu olarak görünmektedir.

Kuşkusuz sosyal toplum ve geleneksel kültürün yeniden canlandırılmasına dair çabalar, bu etkiyi hafifletmektedir.

Ancak geç de olsa gün yüzüne çıkan kimi etkiler var ki, bugün aile kurumunu zayıflatan ve bireyi topluma daha korunaksız kılan bir zemin oluşturmaktadır. Çağımızda modernizmin bu yan etkilerini bertaraf etmek ve bireyin toplum ve çevresi ile sahih iletişim kurmasını sağlamak, toplum ideasının çerçevesini belirlemektedir.

Küreselleşmenin insana tüketici bir robot olarak yaklaşımı nedeniyle hafif şiddette depremlerin hissedildiği aile kurumunun itinayla ele alınması gerekmektedir. İnsan olmanın erdemini yaşatan, insanı topluma ve geleceğe hazırlayan, karşılıksız sevgi ve şefkat, doğru bilgi ve maneviyatla topluma değer ve anlam katan aile, geleceğimizin vazgeçilmez teminatıdır.

Kimi etkileşimler içerisinde savrulan temel sosyal yapımızı, yine bu yapıyı var eden geleneksel referanslar ile yeniden inşa edebileceğimizi bilmek zorundayız.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” hadisi, aileler arası ilişkiyi tanzim etmesi bakımından ne kadar önemlidir.

Oysa bugün büyük plazalarda filizlenen yeni yaşam modelinde yalnızlık bir konfor olarak sunulsa da ortaya çıkan sorunlar, geleneksel ilişkilerimizin ne oranda arandığının da ispatı gibidir.

Yeniçağ ailesi sonçağı temsil eden endüstri devrimi, kentleşme, aydınlanma düşüncesi, göç ve ulus devlet gibi politik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin etkisiyle meydana gelen ailedir.

Sosyolojik olarak yeniçağın ailesi endüstrinin, kentleşmenin, çıkar felsefesinin, ben merkezciliğin, aydınlanma düşüncesinin ve göçlerin ailesidir. Oysa sağlıklı, huzurlu, mutlu bir dünya için, duyarlı, gayretli, özverili bireylerin yetiştirilmesine ihtiyaç vardır.

İnsanî yönü güçlü bir dünyada yaşamak istiyorsak insanların, renk, şekil ve anlam kazandırdığı toplumların kök hücreleri olan aileleri sağlıklı ve güçlü kılmak zorundayız.

Geçmişten günümüze doğru baktığımızda; geniş aile yerini çekirdek aileye, o da tek ebeveynli aileye, son aşaması ise evlenme ihtiyacı duymayan yahut da evliliğin sorumluluğunu taşımak istemeyen, bireysel yaşamayı âdet edinen garip bir dünyaya şahit oluyoruz.

Weberyen mükemmel bürokratik sistemin toplumsal düzeninde kurumların işlevselliği karşısında artık aileye gerek kalmayacağı bile ileri sürüldü ve bazı çevreler geleceğin toplumlarını ona göre dizayn etmeye çalışıyor.

Oysa sadece kendisini ve çıkarlarını düşünmeyi erdem gören bu son durum, bütün toplumları geri dönüşü mümkün olmayan çıkmazlara doğru sürüklemektedir.

Evliliğin olmadığı bir toplumda; neslin devam ve “temadisi” bir yana, bu gidiş insanlığın sosyoekonomik ve kültürel boyutta kan kaybetmesi anlamına da gelir.

Küresel bir sorun olan bu akıma bütün ülkelerin; değişimle sarsılan aileye yönelik eğitim, hukuk, danışma ve rehberlik alanlarında, kısacası ailenin korunması, güçlendirilmesi ve yaygın hale getirilmesi konusunda verilebilecek hizmetlere elbirliği ve ciddiyetle eğilmesi gerekmektedir.

Her şeyden önce dört başı mamur bir çözüm için; bilimsel verilere dayanmış bir aile stratejisi, bu strateji ve geleneksel değerlerin evrensel güzellikler doğrultusunda geliştirildiği bir sosyal politika iyi-doğru-güzel adına insanlığa çok şeyler katacaktır.

Toplumsal yapının temel unsurlarından olan demografik özellikler, pek çok alanda olduğu gibi toplumsal hizmetlere yönelik de önemli bir veri tabanı sağlamaktadır.

Örnek olarak; Türkiye nüfusu artış oranı 1990’larda % 2,17 iken 2011 yıllında ise 1,35’e düşmüştür. Bu düşüş ilk 20-25 yıllık dönemde nüfusun orta yaş öbeğinde yoğunlaşacağına, daha sonraki yıllarda yaşlı nüfus oranının artmasına işaret etmektedir.

Boşanmaların da artması beraberinde tek ebeveynli aileler ve çocukların bazı destekler almasını gerektirecektir. Geriye dönük edinilecek veriler, bilimsel olarak daha ileriyi görmeye yardım edecek, planlamalarda olabildiğince pozitif veriler üzerinden hareket etme imkânı sunacaktır.

Toplumsal değişme algısı; beraberinde bazı sorunları aşmada geleneksel denetim ve çözüm yolları getirse de modern toplum yapılarında hukukî düzenlemeler zorunlu hale gelmektedir.

Özellikle boşanmaların artması, ailenin kuruluş aşamasında kendini gösteren eşlerin mallarına ilişkin rejim farklılıkları hukukî düzenlemeleri mecburi kılmaktadır. 

Sonraki aşamalarda velayet, vesayet, nafaka, şiddetin önlenmesi yolundaki hukukî düzenlemeler ailenin teminatı ve sorunlarının en aza indirilmesinde etkili olacaktır.

Aile, toplumsal olduğu kadar kutsal bir kurumdur. Bu kurumun devam ve temadisi, değerler ve biyopsikososyal şartların birlikte düşünülmesiyle mümkündür.

Aile danışma ve rehberlik hizmetlerinin yürütülmesinde, merkezî yönetim, yerel idareler, sivil toplum kuruluşları, maddi ve manevi dinamiklerin ortak çalışmaları, etkili ve faydalı adımların atılmasını hızlandıracaktır.

Böylesi bir sistemin bileşenlerini temsil eden ehil ve uzman kişilerin dünyanın çeşitli coğrafyalarında bulunan mevkidaşları ve benzerleriyle fikir teatisinde bulunmaları, global düzeyde önemli ve değerli çözümler üretilmesine, etkili projelerin geliştirilmesine vesile olacaktır..

Bireyin dünya ile arasındaki bağın kurulması noktasında toplum hayatının temelini oluşturan aile; bireyleri arasında duygusal, psikolojik, sosyal ihtiyaçların karşılanmasında çok önemli rol oynar..

Ancak tüketimin ve bireyselliğin özendirilmesi, özgürlüğün yanlış yorumlanmasıyla aile; sosyal şartlar ve ekonomik etkenlere bağlı olarak değişiklik gösterebilmekte, buna bağlı olarak da farklı aile modelleri ortaya çıkabilmektedir.

Bu bağlamda boşanma sonucu, tek ebeveynli aileler günümüzde yaygınlaşan bir aile modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Tek ebeveynli ailelerin, geniş veya çekirdek ailelere göre çok farklı ihtiyaç ve sorunları söz konusudur.

Öncelikli olarak boşanma, ayrılık ya da vefat nedeniyle ebeveynlerden birinin olmadığı ailelere ekonomik, sosyal, hukuki alanda sunulan hizmetlerin bilimsel çalışmalarla yeniden belirlenmesi gerekmektedir..

Zaman, dünden bugüne insan ilişkilerinde, kurumlarda ve sair sosyal alanda değişimi de beraberinde getirir. Bu değişime her fragman ve katmanın hazırlıklı olmasının belirli şartları vardır.

Sağlıklı sürdürülen bir gelenek ve değişime açıklık önemli sıhhat şartıdır. Ancak bu değişim, insan odaklı kültürel dönüşümü de beraberinde getirmelidir.

Bireyler arasında zayıflayan hatta yok olmaya yüz tutan sağlıklı iletişim, bırakın aileler yahut da kuşaklar arasında, toplumlar hatta ülkeler arasında ciddi çatışmalara sebebiyet vermektedir.

Akrabalık ilişkilerini zayıflatan ve anlamsız kılan bu durum, hem boşanma, hem çocuksuz ailelerin oranlarında artışa sebep olmakta, hem de sosyal entegrasyonu zorlaştırmaktadır.

İhtiyarlayan dünyamızın gittikçe yaşlanan yorgun aile yapısını genç, dinamik, verimli düzeyde tutmak istiyorsak dünya çapında; evliliği özendirme, çocuklu aileleri destekleme, koruma ve güçlendirme adına; ilgili bütün kurum, STK ve etkili kişilerin vakit fevt etmeden acilen bu hayatî konuya eğilmesi, geleceğimiz açısından insani bir sorumluluktur.

Unutmamalıyız ki toplum her değişim sınavında olduğu gibi küresellik kıskacından da ancak sağlıklı ve güçlü bir aile yapısı ile geçebilir.

*Darülaceze Müessese Müdürü

 http://www.zaman.com.tr/yorum_ailenin-parcalanmasi-insanligin-iflasidir_2072061.html