Popüler Yayınlar

HEKİMOĞLU İSMAİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HEKİMOĞLU İSMAİL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2013 Cuma

İnsan, aynaya bakar gibi nefsine bakmalıdır

Hekimoğlu İsmail
İnsan nefsiyle yaşar. Nefis de menfaate ve zevke düşkündür. Böylelikle insan mutlaka hata eyler. Bu sebepten her insan aynaya bakar gibi nefsine de bakmasını bilmelidir. Nefsi ondan ne istiyor, o bu isteklere nasıl cevap veriyor; görebilmelidir.

Bir insanın, kendi kusurlarıma bakayım, demesi büyük bir inkılaptır. İyilik ve hayır âlemine girmesi demektir. Kendi kusurlarını arayan insan başkalarınınkiyle ilgilenmez. Kendi derdine düşer. Nefsin her isteğine boyun eğmemeyi öğrenir. Böylelikle onda yerleşen güzel ahlak, tebliğ vazifesini de yapar.

Ayıpları örtmek güzel ahlaktandır, sevaptır. İnsanın olduğu yerde iyilikler de kötülükler de mevcuttur. Bu kötülükler bazen irade dışıdır; istemeden olur. Bunları örtmek, yüze vurmamak kemâlâttır.

Bir hatıramı anlatayım: Hacı adaylarıyla hacca gittik. Büyükçe bir salonda karyolalar yan yana dizildi. O salonda bulunanların hepsi eğitimli insanlar. Bunlardan bir tanesi herhangi birini tenkit etmeye başlardı. Mesela; “Abdullah’ın şu hataları vardır.” Öbürü; “Celalettin’in daha büyük hataları var” diye anlatırdı.

Üstad’ın yakın talebelerinden Ceylan Çalışkan abi yattığı yerden hemen seslenirdi: “Ömer Efendi!” Fırlayıp yanına giderdim. “Ben çok hastayım, ne yapsam acaba?” “Abi, doktor çağırayım, ilaç alayım.

Ne buyurursun?” derdim. Tabii o salonda bulunan herkes dikkat kesilirdi; abimiz hastaymış diye. “Ömer Efendi” derdi, “Ben kimsenin aleyhinde konuşamıyorum, acaba ne yapsam?” Hepimiz gülerdik, “Tamam abi, konuşmayacağız.” derdik, yatardık. İnsan başkasını konuşmaya alışmıştır, farkında bile olmadan konuşur.

Yine konuşan oldu mu Ceylan abi beni yine çağırıp yine aynı cümleyi söylerdi. Yani konuşanlara dönüp, gıybet yapmayın, haramdır, demezdi. Bu itirazını kadife bir mendile sarıp uzatırdı.

Peygamberimiz diyor ki, “Kim bir arkadaşının ayıbını örterse Allah da onun ayıbını örter.” İnsan düşünmeli. Çok günah işliyoruz. Allah’ın gizlediği çok günahımız vardır.

Öyleyse bizim günahları aşikâr etmeye hakkımız yoktur. İnsan, ağzına süzgeç koymayı bilmelidir. İbni Abbas diyor ki: “Arkadaşlarının ayıplarını söylemek istediğinde hemen kendi ayıplarını hatırla.” Bence bu sözü akılda tutmak, kişinin bu günahı işlemesine büyük engeldir.

Günahları gizlemek, başkalarını o günahtan korumak gibidir. Birinin günahını açığa vurunca o günah yayılır.  Yayan kişi, günahın bilinir hale gelmesine, ünsiyete sebep olur.

Anne, çocuğunun televizyonda zararlı filmleri seyretmesini istemez. Çocuk gösterilen kötülükleri kapmasın diye. Biz de her Müslüman’a karşı aynı ince düşüncede olmalıyız.

“Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” Kötü düşünen ise güzellikleri göremez olur. Hüsn-ü zannın yolu açıktır, su-i zannın yolu kapalıdır. Yani su-i zannın kapalı yolundan gitmeye çalışanlar sonunda ıstırap sahibi olurlar.

Nefis, başkalarını ayıplamaya, tenkit etmeye zorlar. Nefsinde böyle bir zorlama hisseden insan dönüp kendine sormalıdır; benim ne üstünlüğüm var, aynı hatayı yahut daha beterini işlemeyeceğimi nereden biliyorum?

Karşıdaki insan da tenkide tahammül edemeyebilir. Enaniyetin güçlendiği 21. asırda tenkit insanı yaralar. İnsanları kırmamak, üzmemek mecburiyetindeyiz.

Güzel ahlak sahipleri insanları kusurlarından dolayı ayıplamadan, hor görmeden, kalplerini kırmadan onlara faydalı oluyorlar. Bu metot, arkadaşlıklarda da, ailede de, topluluklarda da böyle uygulanmalıdır. Huzur, böylelikle temin edilmelidir.

2 Nisan 2013 Salı

Bilinmeyen yanlarıyla 39 yıldır BEDİÜZZAMAN

 
18 Mart 2013 / CEMAL A. KALYONCU
Necmeddin Şahiner’in 1974 yılında çıkardığı Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman kitabı 39 yıldır okurla buluşuyor. 63. baskısı yapılan kitap her seferinde yeni bilgi ve belgelerle okur karşısına çıkıyor.
 
Hekimoğlu İsmail, bir gün, Necmeddin Şahiner’in Sultanahmet’te kaldığı eve ziyarete gider. Bediüzzaman’la ilgili resim, bilgi, belge dokümanları koyduğu bir dosyayı görür, onu Şahiner’den ister.

Ertesi gün karşılaştıklarında Hekimoğlu İsmail’in ilk sözü ‘Sabaha kadar uyutmadın beni’ olur. Ve ona dosya için birtakım teklifler getirir: “Bu dosyayı şöyle sırala. Ve buna önsöz yazalım.

Eğer müsaade edersen ben önsöz yazarım bu kitaba. Bak ne muazzam bir hizmet olur o zaman görürsün.” Şahiner ise dosyanın Üstad için çok noksan olduğunu söyleyerek “Çok çalışmamız, çok dolaşmamız lazım.” dediyse de Hekimoğlu onu ikna eder.

Ve Hekimoğlu’nun ısrarı ile 400 sayfalık Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi kitabı Necmeddin Şahiner imzasıyla 1974 yılının ortasında okurla buluşur. Kitap ilgiyle karşılanır; yıl sonuna kadar üç baskı daha yapar.

Hekimoğlu İsmail’in teşvikiyle böyle bir mecraya giren Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman kitabı aradan geçen yıllarda baskı üstüne baskı yapar.

Bugün ise 63. baskısı ile yeni nesillerle buluşmak üzere raflardaki yerini alır. Müellifi Necmeddin Şahiner, kitabı kapanmayan bir dosya olarak görüp, başta söylediği ‘çok dolaşmamız’ sözüne de sadık kalarak, kitabı her daim yeni bilgilerle desteklemeye devam eder ve hâlen de devam etmektedir.

Son baskısında da Said Nursi ile ilgili az da olsa bulduğu yeni belgelere yer verir. Son yıllardaki baskılarında zaten yeni bilgileri ele geçirdikçe yayımlamıştır Şahiner. Dolayısıyla ilk baskısı ile kıyaslandığında yeni kitap daha az eksiği olan bir çalışma şekliyle kütüphanelerdeki yerini almaya adaydır.

Kitaptaki yeni belgelerden biri mesela Bediüzzaman Rusya’da esir iken kaçıp İstanbul’a geldikten sonra kendisine Osmanlı Sultanı ve Harbiye Nezareti-Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilen gazilik madalyasının resmidir.

Bugün, Üstad’ın kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un torunu Seyda Ünlükul’da bulunan madalya ilk defa gün yüzüne çıkmıştır böylece.

Yine Bediüzzaman’ın kabrinin Urfa’dan Ankara’dan gelen emirlerle nasıl alınıp nakledildiğine dair resmî belgelere de yer verilen kitapta Osmanlı arşivlerinden ve polis takibinden elde edilen dokümanlar da mevcuttur.

Bunun gibi son baskı olmasa da yakın zamandaki baskılarda yenilenmiş pek çok ‘ek bilgi-belge’ de mevcuttur.

Necmeddin Şahiner, 1960’larda tanıştığı Risalelerle alakasını hiç kesmediği gibi Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri ile ilgili bilgi ve belgeleri elde etmek için neredeyse işini gücünü bırakıp bu konuyla ilgilenmiş birisidir.

Mesela Van’ın Başet Dağı’nda Üstad’a ait bir belgeyi almak için bile İstanbul Topkapı’dan otobüse binip kar-kış demeden, zamanın şartlarında 36 saat yolculuğu göze alabilen de odur.

Onun için “Allah’tan niyazım son nefesime kadar da bu nur sevdasından bizi ayırmamasıdır.” diyen, bu mevzuyu muazzam bir ummana benzeten Şahiner, Türkiye’de ulaşmadık yer bırakmamıştır.

Hatta Amerika’ya gitmeden birkaç gün önce görüştüğü Fethullah Gülen Hocaefendi’ye de Üstad’ın gittiği Selanik, Beyrut gibi pek çok yere gitmek istediğini de beyan etmişti.

Artık pek çok yabancı dile de çevrilen Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi kitabı dışında Şahiner’in başka çalışmaları da bugünlerde yeni baskıları ile okurlara ulaşıyor.

Kısa zaman önce baskısı yapılan, yine Şahiner’in önemli kitaplarından Şahidlerin Dilinden Bediüzzaman ile yakında piyasaya çıkacak Nurs Yolu da bunlardan birkaçıdır.

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-35090-173-bilinmeyen-yanlariyla-39-yildir-bediuzzaman.html

5 Mart 2013 Salı

"DİNDE LİBERALİZM" ?! ‏@ChevalierdesMot 'in Hekimoğlu İsmail'in köşe yazısına cevabıdır.



https://twimg0-a.akamaihd.net/profile_images/1730116305/images.jpgHekimoğlu İsmail,  Kur'an'a göre din'in "yasa" olduğunu hala kavrayamamış. Batı’da "yasada liberalism" yok Batı'nin "din" dediği Yunan-i Atika'dan kalma bir kavramdır, "yasa" kavramını kaplamaz. 

Onun için de Kur'an'a göre anlamsızdır. Liberalizm kişinin Yasama Hakki olduğunu kabul etmez, hâlbuki Kuran’a göre bu insanin temel hakkidir.
Liberalistler de diğerleri gibi Herkese Yek Yasacıdır Hıristiyan / Yahudi / Müslüman / v.s. fark etmez herkes onların Yek Yasasına uymalıdır

Lütfetsin, Hekimoğlu İsmail bize liberalizm de satmasın.

Liberalizm Anarşizm’in yozlaştırılmış, namussuzlaştırılmış biçimidir...

Nitekim Anarşistler "Herkese Yok Yasa" derken Liberalistler "yavaş, yavaş oraya varacağız, ömrümüz vefa ederse" deyip insanları uyutur.

Tabii Liberalistler çok iyi bilir ki 19. yy da Herkese Yok Yasacı Anarşistler,  Herkese Yek Yasacılar önünde tam yenilgiye uğratılmışlardır.

Onun için Liberalistler de, Sosyalistler de Herkese Yek Yasaya dil uzatamazlar, sadece bilinmez bir gelecekte bu geçiştirilecektir.

Müslümanların bunları bilmemesi acıklı. Ancak kendi kavramlarının kullanımından bihaber olmaları korkunç derecede acıklı.

Yasama Hakki engellenmiş bir grubun ( SPEE )'nin kimliğini koruması mümkün değildir, sonuçta Herkese Yek Yasacıların dinine ( yasasına ) göre devşirilir giderler.

Yahudiler bile bu devşirilmenin farkındadırlar, bu gibi dönmelere "anussim" derler.





"anussim" ne demek mi?

anussim: sekularo-fascist yasalara köle, özgür olmayan dönme, imansız.


Bana inanmiyorsaniz su kitaba bakabilirsiniz:

The three rings : the history of the Spanish Jews by Poul. Borchsenius p 121, 214



GIRIS

Her SPEE'nin insanlarin toplumsal yasama hak ve hurriyetlerine sahip
oldugu inanciyla hareket eden, her turlu teke indirgemeciligi
reddeden, SPEEsel farkliliklari eko-kulturel gercek olarak goren bir
denge ve adalet anlayisina sahip, SPEElerin yasal bagimsizligina
dayanan, bu bagimsizligi saglamak ve korumak icin kurulacak kurum ve
kurallari duzenleyen bu Protokol'la insan haysiyet ve serefine
yakisir, baris icinde bagimsizligi gerceklestirmeye sozlesmis
oldugumuzu butun aleme bildiririz.


MADDELER


Madde 1: Birer sosyo-politiko-ekonomik yasal entite olarak her SPEE
kendi yonetim sekline kendi karar verir, adini da kendi koyar.

Madde 2: Bu Protokol cercevesinde hukmetmek SPEElere aittir. SPEEler
hukmetme haklarini bu Protokol cercevesinde yasama, yurutme ve yargi
organlariyla saglarlar.


Madde 3: Hicbir SPEE kendi yasalarini diger SPEElere dayatamaz, diger
SPEE uyelerini kendi yasalarina gore yargilayamaz.

Madde 4: SPEEsel yasalar yururlukte olduklari surece uyeleri icin uyelerin bulundugu butun zaman
ve mekanlarda gecerlidir, hicbir uye hicbir zaman ve makanda uyesi
oldugu SPEE'nin yasalari disina cikamaz.

Madde 5: Her SPEE uyesi ait oldugu SPEE'ye uye olmaktan dogan yasal
sorumlulugu cercevesinde uyelikten cikma hakkina sahiptir.


Madde 6: SPEEler amac ve gorevlerini yasalarina gore kendileri
saptar, ancak bu amac ve gorevler bu Protokol'da belirtilen maddelerle
celiskili olamaz.


Madde 7: SPEEler arasi yasalar ve bu yasalara dayali yurutme ve yargi
organlari SPEEler tarafindan bu Protokol'a gore duzenlenir.  


https://www.facebook.com/notes/chevalier-des-mots/protokol-turkce/165333086905041   internet sayfasından alınmıştır.

Liberalizm ve İslâmiyet - Hekimoğlu İsmail



Avrupa’ya ait kelime ve tabirlerin, meselelerimize ışık tutacağına, İslâmî konulara açıklık getireceğine inanmam, tatbikat da bunu göstermiştir.

Fakat liberalizmin farklı bir yeri vardır. Kendini Avrupa ülkelerinden biri sayan Türkiye, liberalizmi devlet görüşü, resmî ideoloji şeklinde kabullenirse, o zaman Atatürkçülük ve laiklik açıklık kazanır. 

Liberalizm, dinde, siyasette ve ekonomide özgürlükten yana olmaktır. 

Dinde liberalizm: 
 Avrupa’da kilise kendi âlemine bırakılmış, devlet de akılla, tecrübeyle yolunu çizmiştir. Elbette ki ceza kanunu kiliseyi de içine alır. Dolayısıyla kilise, suç işlememek şartıyla serbesttir, bağımsızdır. 

Türkiye’de devlet İslâmiyet’e ve Müslüman’a müdahale eder; İslâmiyet, devlete müdahale edemez.
Eğer liberalizm gerçekleşirse, İslâmiyet ve ona bağlı Müslümanlar kendi âlemlerinde kalır, sadece ceza kanunuyla kontrol edilir. 

Bu durumda Atatürkçülükle, laiklikle alakalı tartışmalar azalır. 

Siyasette liberalizm: 
Demokrasiyle eş mânâya gelir: İnsan hakları, fırsat eşitliği, kanun hakimiyeti, seçim, eşitlik, kuvvetler dengesi bu cümledendir. Hakimiyet kayıtsız, şartsız milletinse, demokrasi de halk idaresiyse, bu millet Müslüman’dır. Liberalizm de, demokrasi de Avrupa’da Hıristiyanlar’a tatbik edilirken; Türkiye’de Müslümanlar’a tatbik edilecektir. Müslümanlar dinlerinde serbest bırakılmazsa, anlaşılmıyan, tarifi yapılmıyan kelimelerin yanına liberalizm de eklenecektir. 

İktisadi liberalizm: Bırakın yapsınlar, bırakın birbirlerini geçsinler şeklinde özetlenir. Devletler arasındaki liberalizm, ihracat ve ithalatta kendini gösterirken, Türkiye’de ihracatın az, ithalatın fazla olması liberalizm adına talihsizliktir. 

Yurtiçinde liberalizm rekabete dayanır. Hileyle, sahtekarlıkla, yalancılıkla yapılan rekabet liberalizm değil, ahlâksızlıktır. 

Kaliteli, ucuz mal (usulüne uygun) pazarlanırsa, faydalı rekabet ortaya çıkar. Böylece hem iç, hem de dış tüketim canlanır. 

* * * 

• KİT’ler, karma ekonominin kalıntılarıdır. Bir zamanlar kapitalizmle sosyalizm karması yapılırken, hem devlet işletmelerine, hem de özel sektöre fırsat verildi. Liberalizm ise, devleti tüccarlıktan geri çekerken, kontrolü artırır. 

• Sendika anlayışı öyle bir seviyeye gelmeli ki, işçi de, işveren de korunmalı. Bunlar bir bütündür, ayrılırsa ikisi de kaybeder. 

• Şu anda kırsal nüfus oranı yüzde ellidir. Bu oran ne kadar aşağı çekilirse, ülke o oranda kalkınır. 

Kırsal nüfus, ya köyden şehire göçerek veya sanayiyi yurt sathında dağıtarak azaltılır.

Göç, bin bir problemi beraberinde getirir. Büyük şehirlerin derdi büyüktür. 

Öyle ise sanayi dağıtılmalı, bunun için de milletine yön veren bir devlet gereklidir.

Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) artması, ihracatı artırıp, ithalatı azaltmakla mümkündür. 

Enerji gücünün artmasına gelince: Nehirlerimizin ve petrolün çoğu Doğu’dadır. Doğu’da güvenlik sağlanamadığı müddetçe, enerji gücü artırılamaz. Doğu’dan Batı’ya göç de milli problemdir. 

GAP’ı da aynı şekilde ele almalıdır. 

Orman yangınları, yakılan imanla, ahlâkla doğru orantılıdır.

Bir kısım zararlarına rağmen, turizm, milli gelirler içinde ele alınır. 

Trafik kazalarını, içkiyle, rüşvetle, saygısızlıkla, merhametsizlikle izah etmelidir. 

Halkımız İslâmiyet’ten uzaklaştırılmış, kanunlara da saygı kalmamış. Almanlar ise, Alman milliyetçiliğine bağlanırken, Hıristiyanlık’tan uzaklaşmışlar, kanunlara din gibi bağlanmışlar. Bu sebeple trafik kazaları, yok denecek kadar azdır. 

Dış yardımlar gözden geçirilmeli. 

Harp, kimya ve elektronik sanayimiz, yabancı sermayeyle yürüyor. 

Çağdaş olamıyanlar nüfus kontrolünden fayda umuyor.

İslâm ülkelerine sırtını dönenler, Avrupa’dan düşmanlık görüyor. 

Acaba liberalizm de diğer kelimeler gibi laftan ibaret mi kalacak, yeni yeni münakaşalara sebebiyet verecek mi? Yoksa 300 senedir devam eden gecenin sabahı olacak mı?