Popüler Yayınlar

Z KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Z KUŞAĞI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2013 Cumartesi

“Z”ehir Gibi Bir Kuşak Geliyor !

1 Ekim 2012 Perşembe

Ediz TOKABAŞ


Z kuşağı bizim Milenyum gençliğini de içine alan 1995 sonrası doğan gençlerimiz. En büyüğü 17 yaşında. 

Ancak yaşlarına rağmen diğer 3 kuşağı cebinden çıkaracak cinsten. 

Z kuşağı Y'lerden farklı olarak yeryüzüne gelmiş en bağlantılı(Connected) kuşak. 

Onlarla iletişim kurmak zor, anlaşmak zor, sorularına cevap vermek ise çok daha zor!

Neden Z adını verdiklerini sorabilirsiniz. Bazı araştırmacılar bu kuşağın son kuşak olarak niteliyorlar. Bazıları ise Z kuşağı sonrası yeni bir kuşak tanımladılar ve Alfa kuşağıdiye adlandırdılar.

Dünya nüfusunun %18’ini oluşturan ve bu kuşak aynı zamanda dijital nesil olarak ya da sessiz kuşak olarak adlandırılıyor. 

Bu kuşağı önceki kuşaklardan farklı kılan temel özellik internet teknolojisinin içine doğmuş olmaları. Kaset, teyp, plak onlara çok uzak. Nerdeyse CD bile onlar için demode kaldı. 

E-posta ile haberleşmeyi unuttular ( mektup, faks onlardan bahsetmiyorum bile.) Varları yokları sosyal medya araçları ve mecraları. 

Ben onları teknoloji bağımlısı olarak görmüyorum çünkü internet ve yeni teknolojiler onlar için bir hayat standardı. Benim de yer aldığım Y kuşağının son üyeleri için de bu böyle. 

Radyo icat edildiğinde nasıl ki uzun yıllar boyunca haber, müzik, eğlence kaynağı ve hayattan bir parça olarak yer aldıysa. İnternet de bu yeni kuşaklar için öyle. 

Haber, müzik, eğitim, iletişim ve profesyonel iş hayatının kalemi defteri gibi düşünebiliriz.





Z kuşağının özellikleri


Ø  Ailelerinin korumacı bir yapısı var.

Ø  E-posta diye bir iletişim aracını tanımıyorlar.

Ø  Sosyal mecralar, mobil teknolojilerle iletişim kurmayı tercih ediyorlar.

Ø  Daha eğitimliler. (Sivil toplum faaliyetleri ve medya desteği ile sosyo kültürel gerçeklikten bağımsız olarak daha bilinçli aileler, TV programları, çocuk belgeselleri, eğitici çizgi filmler, öğretici oyuncaklar)

Ø   Bireysel ve bağımsızlar.

Ø   Özgüvenleri sayesinde daha rahat ve açık iletişim kurabiliyorlar.

Ø  Kendi istek ve hedeflerinin farkındalar.

Ø  Hedefleri doğrultusunda yaşıyorlar.

Ø  Hayatta her şeyin mümkün olduğunu düşünüyorlar.

Ø  Çevrelerinde ve dünyada olan gelişmelerin farkındalar. 

Z kuşağı için öğrenmek, paylaşmak, üretmek doğal bir gelişme. Sağlık konusunda araştırma ve çalışmalar yapan kuruluş Kaiser Family Foundation’ın ABD’de 2004 yılında yaptığı bir araştırmada Z kuşağı ile ilgili şu bulgulara yer veriliyor:

Ø  Bir anda birçok şey ile uğraşabiliyorlar.

Ø  Yeni teknolojilerle geçirdikleri vakit kadar geleneksel medya ile de vakit geçiriyorlar. Yani birini seçmeleri diğerinden vazgeçmeleri anlamına gelmiyor.

Ø  8-18 yaş arası çocukların yüzde 73’ü günde en az 43 dakikalarını okuyarak geçiriyor.


Z Kuşağı’nın Yüzde 96’sı TV İzliyor

Ipsos KMG Medya Araştırmaları’nın araştırmasına göre:

Ø  Türkiye’de 6.2 milyon online çocuk var.

Ø  Online aktivitelerde çocukların %77’sinin oyun oynuyor, %66’sının ders çalışıyor, %47’si sosyal paylaşımda bulunuyor, %29’u müzik dinliyor.

Ø  Çocukların %96’sı TV izliyor.

Ø  %68’nin içinde animasyon/karakter olan reklamları seviyor.

Ø  %77’sinin gördükleri TV reklamlarından etkileniyor ve 8-14 yaş arası çocukların %22’sinin hayran olduğu ünlünün ürünlerini tercih ediyor.




Markalar ne yapmalı?

Geleceğe uzanan bir marka kurgusu için bir başka kuşak daha göz ardı edilmemeli. Z kuşağı denilen, bugün 0-10 yaş arasında olan yeni bir neslin tüketim kararlarındaki etkilerinin boylarından büyük olduğundan emin olabilirsiniz. 

Ailelerin satın alma kararlarında çoğu zaman çocukları aktif rol oynuyor. Üstelik sadece satın alma kararlarında değil satın alma süreleri ve miktarlarında da. 

Çocukların bu etkisini gören bazı şirketler çocuk mağazası olamamalarına rağmen ebeveynleri alışveriş yaparken onları bölmemeleri için çocuk eğlence alanları kuruyor. 

Kesinlikle satın alma kararlarını ebeveynlerin verdiğini fakat markaların iletişimde çocuklara seslendiğini artık bariz bir hal aldı. 

Böylelikle çocukların marka savunucuları duruma geldi. Örneğin çocukların bu günlerde en fazla istediği şeylerin başında Ipad geliyor.



Çocuklar hediye olarak iPad istiyor

ABD’li araştırma şirketi Grail Research’ün geçtiğimiz yıl Kasım ayında yaptığı araştırma, Z kuşağı hakkında fikir veriyor. 

Dijital yerliler olarak da bilinen bu nesille çalışacak şirketlerin yeni teknolojiyi çok iyi kullanmaları gerekiyor. Araştırmaya göre:
Ø  Amerika’daki 6-12 yaş arası çocukların yüzde 31’i yılbaşı hediyesi olarak iPad istemiş.

Ø  12 yaşındaki kızların yüzde 20’si online alışveriş sitelerinde geziyor.

Ø  Cep telefonu kullanım yaşı ise her sene düşüyor. 12 yaşındaki kızların yüzde 65’inde, 13-15 yaşındaki kızların ise yüzde 79’unda cep telefonu var.

Ø  Gençlerin yüzde 46’sı televizyonda ne izleyeceklerine sosyal ağlardaki öneriler üzerine karar veriyor.

Ø  Çocuklar, gençler cep telefonu, bilgisayar veya sosyal ağlara bağlanabilen benzer cihazlardan uzak tutulduğunda üzülüyorlar.



Çocuğu Hedefleyen Markalar Çocukları Kazandı

Tipeez.com’da yayınlanan çocuklar ve tercih ettikleri markalar ile ilgili istatistikler:


Ø  Çocukların %43.26’sı Iphone kullanmayı tercih ediyor.


Ø  %38.92’sinin favori marka otomobilleri Toyota.


Ø  %34.60’ı müstakil evde yaşamak istiyor.


Ø  %58.48’i THY ile uçmak istiyor.


Ø  %51.06’sı uzun zamandır kişisel bakım ürünü kullanıyor.


Ø  %55.39’u odasını Çilek Mobilya’dan döşemek istiyor.


Ø  %32.12’si İş Bankası’nı tercih ediyor.


Ø  %49.16’sı en etkili sabun olarak Protex’i tercih ediyor.


Ø  %40.09’u internette en çok oyun oynayarak zaman geçiriyor.


Ø  %59.01’i bir sonraki karne hediyesi olarak Tablet istiyor.


Ø  %43.72’si boş zamanını internete girerek değerlendiriyor.





Rekabet Dolu İş Yaşamı


İş yaşamında onları ciddi bir rekabetin beklemesinin yanı sıra bugün eğitimini aldıkları konuların birçoğu, yarın iş yaşamına atıldıklarına ya şekil değiştirmiş ya da yok olmuş olacak. 

Da Vinci Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre 2030 yılında 2 milyon meslek yok olmuş olacak. Yani bugünkü mesleklerin yüzde 50’si. O halde başta Y kuşağının ardından da bir numaralı rakibimiz Z kuşağının iş dünyası oldukça çekişmeli olacak.
Ediz TOKABAŞ


Faydalandığım Kaynaklar
Zeynep Mengi ,Hürriyet İK
Kaiser Family Foundation
Ipsos KMG Medya Araştırmaları “Türkiye’de çocukların medya tüketimleri ve yaşam tarzları”
Grail Research
Tipeez.com
Kigem.com  “Çekilin Yoldan Z Kuşağı Geliyor”
 http://ediztokabas.blogspot.com/2012/10/zehir-gibi-bir-kusak-geliyor.html

Z Kuşağı Devrimciliği

Günümüz gençlerini, daha doğrusu günümüz sözüm ona Z Kuşağı Devrimcileri’ni anlamakta çok ama çok zorlanıyorum. 

Kafanız karışmasın diye hemen parantezi açayım. 

Hani Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Mazlum Doğan vb. gibi insanlar Y Kuşağı Devrimcileri olarak bilinir ya. İşte, onlardan sonra gelen günümüz devrimcilerine de Z Kuşağı Devrimcileri ismini uygun gördüğümden yazdım. 

Üzerlerinde Che Guevara, Deniz Gezmiş, tişörtleri ellerinde kırmızı flamalar, dillerinde yılların eskitemediği devrim türküleri ve marşları yürüyüş ve etkinliklere katıldıktan hemen sonra, daha tomalardan atılmış gazların kokuları sinmemişken, yanmış lastiklerin dumanları dinmemişken ellerinde içki şişeleri ile zevku sefa alemlerinde görülmeleri beni hasta ediyor.
 
Devrim; bir durumdan başka bir duruma geçiş, evrim, dönüşüm demektir. 


Devrime iştirak eden, önayak olan ve bu uğurda faaliyetlerde bulunanlara da Devrimci denir. 

Tarih boyunca yaşanmış devrimlere sebep olmuş insanlara baktığımızda da bu gün bile hepsinin insanlığın kalbinde ölümsüzleştiğini, isimlerinin milyonlarca çocuğa verildiğini görebiliyoruz.
 
Deniz Gezmiş, Che Guevara, Nelson Mandela, Mahatma Gandhi gibi devrimciler birer ekol, birer sembol, birer kahraman olmuşlardır. 


Özellikle Che Guevara, kendi halkı olmamasına rağmen mazlum halklar için savaşmış ve neticede bu uğurda canını feda etmiştir. 

Şimdi kendilerini az önce adını anmış olduğum değerli şahsiyetlere benzetmeye çalışanları gördükçe sadece o kahramanların ölümsüz isimlerine hakaret edildiği kanaatini taşıyorum.
 
Tatil beldelerinde, içki içilen yerlerde ve insanın kendinden geçtiği değişik ortamlarda, bazen üzerlerinde Deniz Gezmiş tişörtleri gördüğümde aklıma Vietnam ve Ho Chi Minhgeliyor. Bu ülke, bu devrimcisine o kadar değer veriyor ki gidip görmek gerek. 


Vietnam’da Ho Chi Minh’in cenazesinin mumyalanmış şekilde saklandığı bir anıt ev var. Bu saray yavrusu anıt evin her gün yüzlerce ziyaretçisi var. 

Ziyaretçiler huşu ve saygı ile liderlerini ziyaret edip dışarı çıkıyorlar. Üstelik fotoğraf çekmek de yok. 

Bizde ise; Zavallı kuşak, üstü başı açık, ellerinde bira şişeleri, kavgalı gürültülü ortamlarda ve gazetelere, televizyonlara malzeme olmaktan kurtulamıyorlar. 

Bu şekilde davrananlar, Deniz Gezmiş ve onun şahsında halkların tarihine mal olmuş devrimci kişilerden kaç tanesini bu şekilde sefil bir halde görmüşler merak ediyorum doğrusu.
 
Devrim yapmak çok büyük bir icraattır. Devrimci olmak ta, ha keza büyük bir erdem gerektirir. 


Devrimcinin, yediği içtiği başta olmak üzere, hayatının tüm aşamalarını çok ince hesap etmesi gerekir. En güzel yemeği yerken bile, bir kaşık fazla yediği anda. 

Oturup kendi kendine hesap sormalıdır. Hal bu iken pizza ve hamburgerleri tükendiğinde devrimciliklerini unutuveren Z Kuşağı Devrimcileri’nin gerçek anlamda isimleri Püskevit Devrimcileri olsa gerek.
 
Devrimci; özel hayatına da çok ama çok önem göstermelidir. Bunu söylerken; onlardan, rahip ya da rahibe hayatı yaşamalarını beklediğimi sanmayın sakın. 


Elbette ki; diğer bütün canlıların ihtiyaç duymuş oldukları ihtiyaçlarını gidermelerini beklerim. 

Ama üstü örtülü bir şekilde yazmak durumunda kaldığım bu giderilmesi gereken ihtiyaçlar nizami, hatta insani olmalıdır. 

Herkes değişik yaşayabilir, herkes, abuk-sabuk konuşabilir, herkes yaka bağır açık gezebilir. Ama ben devrimciyim diye geçinen biri bu saydıklarımı yapamaz, yapmamalıdır. 

Çünkü devrimciler, birçok kişi ya da kişiler tarafından izlenmektedir. Belki de birçok kişi ya da kişiler tarafından örnek alınmaktadır.
 
Siirt’te son bir hafta içerisinde yaşanan, adı önemli olmayan bir zatın yaşamış olduğu taciz olayını müteakiben devam eden olaylar sinilesinde maalesef yandaş ve işbirlikçi medyanın da yardımları ile çok daha ileri boyutlara taşınmış durumda. 


Yine maalesef ilimizde devrimci diye geçinen Pilli Devrimciler yanlış hareketleri ile bir zümrenin yanlış anlaşılmasına vesile olmuşlardır.
 
Özellikle Gezi Parkı Direnişi ile birlikte yurt geneline yayılan devrimci direnişleri özellikle dikkatimi çekti. 


İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da, Antalya’da, kendilerine göre diktatör yönetime karşı tek vücut olmuş bir şekilde sözüm ona devrim yapmaya çalışan Z Kuşağı Devrimcileri bir garipti doğrusu. 

Bir elinde bira şişesi, diğer elinde manitası ve tabii üzerinde devrimci kıyafeti ile tomalara karşı direnmeye çalışan direnişçilere kime karşı direniyorsunuz dediğinizde, tek bir ağızdan
 
-Faşistlere karşı direniyoruz !...

 
Dediklerine şahit olursunuz. Ama bence içinde bulundukları hal ve ahval itibari ile, rahmetli Kemal Sunal’ın ünlü sözü olan gerçek Faşo kendileri oluyorlar.

 
Z Kuşağı her şeyi olduğu gibi, devrim ve devrimciliği de eline, yüzüne bulaştırmıştır. 


Malum; zamane kuşağı, beğendiği bir olay ya da oluşum olduğunda Enter tuşu ile devam ederken, devrim gibi çok ciddi bir iş olduğunda da Esc tuşu ile olaya son verebiliyor. 

Devrim ve devrimcilik, malum kuşağın beyninde bir bilgisayar oyunu ve eğlencelikten başka bir şey değildir. 

Zaten olaya bu şekilde bakıldığı için de, daha başlamadan bitebiliyor.
 
Amacım birilerini dürtmek, bir infial oluşturmak değildir. Hele hele ortaya nifak tohumları atmak hiç değildir. 


Benim amacım devrimci adıyla ortaya çıkıp insanları kandırmaya çalışan, gerçek devrimci insanlarımızın kemiklerinin sızlamasına vesile olan Kuklalara şöyle Biz Sizin Farkındayız demektir.
 
Şunu da bilmenizde yarar var. Siz devrimci olamazsınız. Deniz Gezmiş, Che Guevara, Mazlum Doğan hiç olamazsınız. 


Siz bir tek onların tişörtlerini giyebilirsiniz. Ama sizden rica ediyorum. Hatta yalvarıyorum! Onların tişörtlerini bile kötü emellerinize alet etmeyiniz.
                                                                                                                     

                                                                                                                 Abdullah KALKAN
abdullah_kalkan@mynet.com

Özgür Kuş(ak)lar Işıkları Kapat

Özgür Kuş(ak)lar
Mazini unuttuysan yeni bir şey söyleyemezsin.

Toplumun aklı kalpsiz bu günlerde.  Kalbi olan kan ağlıyor. Öz yurdunda paryalıktan kurtulamayacağın söylenmedi mi sana? 

Sessiz kuşak ebediyen sustu, Çileye alışık x kuşağı, dinlemekten bıkmış y kuşağı, inanmamış z kuşağı. 

Yapma baharlar geçti ya diyen olmadı mı burada hakiki baharın olmadığını? İnandık iman ettik ne zaman yaptık ki!

Sevgiye inandık sevmedi ne çabuk nefret ettik, barışa inandık bizim gibi düşünmedi idam ettik, düşündük inanmadı kafasına sokmak için defalarca çekiç indirdik. Kim kime yapmadı ki?
Deve hörgücün eğri, ‘seninki benden kara’ dedik, kim gördü? Rahata erdik madden, manen tükendik. Dünya okyanusu girdiği gemiyi batırır diyen olmadı mı? 

Ne zaman çok yönlü okuduk, hep bizim gibiydiler; ya da biz öyle olduk. Kısa, öz ve çoğun yalan gazete kuşağı... Sonra oynar seyreder olduk, derbeder olduk.
Şu gülerde herkes ben bilirim havasında. Çocuklarımızın hataları bizim hatalarımızdır, Allah katında.   

Hakikat ancak temiz sinelerden sudur eder ya kirlenmeyen kaldı mı ki içimizde? Tam da ağzı olan konuşuyor çağındayız; demlenmeden bilgi, fikir, kelime...
Kuş sesleri bir yenilikse yeni doğan her gün gibi, elbette ‘eskidendi’ denilen her şey yenilenme ihtimalini taşır. 

Ancak konar-göçerli dünyanın en yeni keşfi kendinden içre kendi sandığı ’ben’inden kurtulması olacaktır. Bu nesiller batılı filozofların elinde  yetişti. 

Henüz doksan başlarında ikinci el kitapçılarda ne işi vardı o kadar  çok varoluşçunun. Faydası olmadı değil insan Allah’ın verdiği özgürlüğü keşfetti: 

Kendini yaratma özgürlüğü. Fakat kendinden bildi.  Senden büyük Allah var, diyen olmadı mı?

Tepemde öten kuş mu?  Z kuşağı. Önüne geçilmez bu gidişte elinden almakta zorlandığım tablette (büyüklerine ait) oyun oynuyor, tıpkı bizim atarili çağdaşlarımız gibi.
Neylersin ölüm yanıbaşımızda. Düşünmeyi unutmuş ölüler ya da yaşamayı unutmuş deliler gibi olmasınlar diye, haydi.

s.korkmaz
http://www.edebiyatevi.com/kose-yazisi/110517_ozgur-kusaklar.html

Y Kuşağının Z Raporu - Murat Menteş / Röportaj

21-07-2013 15:18

Murat Menteş'ten Y kuşağının Z raporu!

Murat Menteş'ten Y kuşağının Z raporu!

Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Murat Menteş günün bir diğer röportajı'nı da Radikal'e verirken Y kuşağının Z raporunu sundu...


Ayşe Arman'dan sonra günün bir diğer Murat Menteş röportajı da Radikal'den geldi. Ayça Örer'in Radikal yazarı Koray Çalışkan ve Yeni Şafak yazarı Murat Menteş'le biraraya gelerek gerçekleştirdiği röportajın gündemi Gezi ve Y kuşağı oldu.

İşte Murat Menteş ve Koray Çalışkan'ın açısından Gezi eylemleri ve Y kuşağı:

Murat Menteş-
Sigara içmiyor musunuz?

Koray Çalışkan- Ben oruçlu insanların yanında çay, sigara içmem, rahat edemiyorum. Elimde tutamam bile. Rahatsız olurum.

Menteş- Enteresanmış?

Çalışkan- Nasıl açlık grevinde birinin yanında bir şey yemiyorsun, burada da yapamam.

Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?

Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun.

Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor.

Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran bir toplum.

Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan karışıyor...

Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.

Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır.

Çok hazin durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.

Bu bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.

Y kuşağı sadece adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı.

O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak hafife alıyor.

“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz söylememiz lazım.

Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.

Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz.

Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.

“Ben ben” deyip duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak politikakonusunda çok duyarlı.

Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi? Bana ikincisi gibi geliyor.

AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, - Twitter, Facebook dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals satışları düştü.

Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.

Şimdi o sloganlar beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp öğreniyoruz.

80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?

Menteş: Benim üç tane çocuğum var.

Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.

Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum.

Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer olacak mı acaba?

Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki. Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok yanıldık.

Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi. 60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu gibi aktarmadılar.

90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı başardık.

Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi devletten ve toplumdan da bekliyorlar.

Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade.

Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu dört yıldır kapalı.

Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.

İki yıl önce olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.

Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.
Sen kimsin? Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler değiştirdi.

İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.

Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?

Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum.

Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar.

Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner. Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür.

Çorba yerine ağacı koy. Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum.

Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu.

Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.

Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu“Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi, bu insanların arasını yumuşattı.

Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları bastırabilir.

Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor. Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi, yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.

Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var.

90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.

Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...

Murat Menteş&Koray Çalışkan'la bir Y kuşağı buluşması yaptık, Gezi süreci boyunca yazılarıyla yaşananları değerlendiren iki yazarla Y kuşağının Z raporunu aldık.

Y Kuşağının Z Raporu

Reklam girişi yapalım, “Sıradışı bir buluşmaydı.” Murat Menteş Y kuşağı yazarlarını yazınca, önce Y kuşağından gençlerle buluşmuş yaşananları o taraftan dinlemiştik.

Arkasından süreci takip eden iki yazarı bir araya getirmek farzdı, yaptık. Geçen hafta gençler aralarında oruç tutanlar olduğu için Abbasağa Parkı’nı önermişti, bu hafta Koray Çalışkan Kadıköy’e geldi, bir kafede buluşup, çaysız kahvesiz bir sohbet gerçekleştirdik, bunun gerekçesini girişte okuyacaksınız…

Çatıştılar ama gerilmediler. Sohbetin sonunda, Çalışkan “Bu Y kuşağının Z raporunu alma buluşması oldu” dedi, tabir ona aittir.

Konuşmanın son cümleleri, “Hareket yapma kralını görürsün/ Ayça’cım o ellerini indirsin.” Benim olaya dahlim “Ben bu oyunu bozarım” demekten ibarettir.

Çalışkan- Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?

Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun.

Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor.

Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran bir toplum.

Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan karışıyor...

Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin.

Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır.

Çok hazin durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı.

Bu bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır.

Y kuşağı sadece adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı.

O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak hafife alıyor.

“Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz söylememiz lazım.

Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor.

Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz.

Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar.

“Ben ben” deyip duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak politika konusunda çok duyarlı. Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi?

Bana ikincisi gibi geliyor. AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, -Twitter, Facebook dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals satışları düştü.

Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim.

Şimdi o sloganlar beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp öğreniyoruz.

80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?


Menteş: Benim üç tane çocuğum var.

Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.

Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum.

Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer olacak mı acaba?

Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki. Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok yanıldık.

Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi. 60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu gibi aktarmadılar.

90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı başardık.

Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi devletten ve toplumdan da bekliyorlar.

Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade.

Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu dört yıldır kapalı.

Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı.

İki yıl önce olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler.

Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi.

Sen kimsin? Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler değiştirdi. İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.

Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?

Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum.

Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar. Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner.

Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür. Çorba yerine ağacı koy.

Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum.

Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu.

Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.

Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu “Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi, bu insanların arasını yumuşattı.

Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları bastırabilir.

Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor. Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi, yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.

Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var.

90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar.

Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...

Peki AKP ’ye oy vermeyen muhafazakârların siyasi alternatifsizliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Çalışkan: Murat'ın güzel yazısında genç kadınlardan birisi "bizi dışlıyor" diyordu. Bu arkadaşımız bilmiyor Gezi'yi.

Eğer gelselerdi başörtlü kadınından ateistine orada nasıl bir dönüşüm içinde olduğunu görürlerdi. Bu arkadaşlar sosyal hareketi bir örgüt sanıyor.

Münferit şeyler Gezi'nin ruhuna ait şeyler gibi gösteriliyor. Münferit olaylar oldu; onların daha fazlası da oldu.

Sabır siyasetinden gelenler eğreti durdu içine girmedi ama bütün Gezi'yi iftara oturtmuş bir hareketten söz ediyoruz. O arkadaşlar kusura bakmasın mızmızlık yapıyor.

Menteş: Türkiye kadınlar çok eziyet görüyor. Bana “Türkiye kadınlar için ideal bir ülke” diyen bir tane kadın gösterin.

First lady, bilim kadını, diva... Başörtülü kadınlar uzun yıllar eğitim, iş gibi konularda kısıtlamalara maruz kaldılar. Onların tereddütlerini gayet anlaşılır buluyorum.

Çalışkan: Sosyal hareketin kendilerini davet etmesini mi bekliyorlar? Ağabey anlamıyorum, gerçekten... Öyle bir hareket yok ki karşısında. Elma kediyle konuşuyor gibi.

Menteş: Başörtülü kadınların resmen ve sertçe dışlandığını göz önünde tutmanız gerekir. Bu hiç de kangurunun paraşütle atlaması gibi bir şey değil.

Başörtülüleri, Gezi şöyle dursun, bence her yere davet etmeliyiz. Üniversiteye, baroya, meclise, tiyatroya… Her yere.

Çalışkan: Şöyle demişler; "Eylemciler, Gezi sürecinde yapıp ettikleri her şeyi video, fotoğraf, yazı şeklinde kaydedip arşivliyorlardı.

Bence, bir hikayeleri olsun istiyorlar. Ve bizi bu maceraya, bu hikayeye davet etmiyorlar. Üstelik 'dilsiz şeytan' ilan ediyorlar!"

Menteş: Biliyorum, o röportajı ben yaptım.

Çalışkan: Bu çok çirkin bir aşağılama.

Menteş: Bu kızlar diyor ki, “Gezi'ye giden arkadaşlarla iletişimimiz kesildi.” Aynı fakültede, aynı sınıftalar. Gezi ruhu gibi, Gezi gönlü de olmalı.

Davet mi bekliyor? Tamam, diyelim öyle. Gezi gönlü geniş olmalı, zengin olmalı ve davet etmeli. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, örtülü açık… tüm kadınlar biraz ihtimamı, tatlı dili hak ederler. Bunun yerine baskı, şiddet, taciz görüyorlar. Ben mesela Türkiye’de başımı örtemezdim.

Çalışkan: Bu senin tercihin olurdu.

Menteş: Tercih etmezdim demiyorum, baskıya dayanamazdım. Gezi’yi kutsayıp, dışında kalanları “harici” ilan etmemek lazım. Sonuçta bu ülkenin çocukları. Eşit vatandaşlar.

Çalışkan: Gezi'yi kutsamıyorum. Bu üç arkadaş ‘biz’ diye bir hayali özne peydahlıyorlar; sonra da o bizin kategorik eşiti gibi karşı tarafı kodluyorlar.

Sonra da "Gezi'dekiler bizi çağırmadılar" diyorlar. Gezi'yle ilgili tüm yazıların burada. O çocuklar bu toplumun gerisine itiliyorum dese, o zaman tartışmaya başlarız.

Menteş: Pekala… Bu kızlar 130 kişilik bir amfideler. Arkadaşları Gezi'ye gidiyorlar ama bir şekilde bu kızlar kendilerini oraya ait hissetmiyor.

Başörtülülerin bir durma anları var. “Ben bu lokantaya girebilir miyim, ben bu derste soru sorabilir miyim, ben bu kıyafeti deneyebilir miyim?..” gibi.

Çalışkan: Bu başörtülü kızlarla ilgili değil; Türkiye'de konuşan herkes durma ihtiyacı hissediyor.

Y Kuşağı Yönetimde Misyon: Rutini Sorgulatmak

6-1Merdiye Eker Haziran 10, 2013 

6-4İnsanların çalışmalarındaki davranışlarında sosyo – kültürel edinimler etkili olmaktadır. 

Bu kapsamda yaşlar, alışkanlıklar, kültürel çevre, teknoloji düzeyi, beklentiler gibi birçok etki bizim davranışlarımızın içeriğini oluşturmaktadır. 

Tarihlere göre kuşakları incelersek; 1925-1946 yılları arasında doğanlar “Gelenekseller”, 1946-1963 yılları arasında doğanlar “Baby Boomers”, 1963-1981 arasında doğanlar X Jenerasyonu olarak literatürde yerini almaktadır. 

Beklentilerde her kuşağa göre değişkenlik göstermektedir. İş dünyasında şu anda X jenerasyonu iş gücünün yarısından fazlasında yer almaktadır. 

Son olarak iş dünyasına giriş yapanlar olarak Y kuşağının özelliklerini inceleyecek olursak. 1981-2000 yılları arası doğmuş olanlardır. 
 
Bu şekilde adlandırılmalarının nedeni ise sorgulayan yapılarından dolayı İngilizce “Why” kelimesinden almış olmasıdır. 
 
Y kuşağıyla çalışırken uzlaşabilmek adına özelliklerini yakından inceleyelim; objektif olabilmek için olumsuz ve olumlu yönlerini inceleyelim;
6-2
Büyüme sürecinde ileri teknoloji sayesinde yeterli olandan da fazla sayıda seçme şansları var,

Araştırmalarına çabuk ulaşacak şekilde alternatif bilgi kanalları var,

Yaratıcı düşünüp; tekdüzelik, rutinlik, spontanlık gibi kelimeleri sıkıcı buluyorlar,

Her şey her istenildiği anda önlerine sunulduğu için, sabırsızca istedikleri anda ulaşmak istiyorlar sabırsız davranmaya eğilimliler,

Ben merkezci tutum içindeler, takım çalışmasına yatkın değiller, çalıştıkları yere bağlılık gibi bir istekleri olmadığı için, kısa sürede çok fazla değişik işler yapmak istiyorlar .

Kendilerine yüksek güven duyuyorlar, kurum kültürünü önemsemiyorlar, kendi menfaat ve kariyer hedeflerini şirketin vizyon ve misyonu potasında eritemedikleri için çabuk sıkılıyorlar, bir anda çalıştıkları yerde yüksek pozisyonlara gelmek istiyorlar,

Üretmekten çok tüketmeye meyilliler, İstemekten çekinmeyip, şirketin verdiği olanaklardan daha fazlasını istiyorlar

Aileler tarafından her istedikleri yerine getirilerek büyütüldükleri için para kazanmanın zor olması, iş hayatına tutunma süreleri gibi konuları hiçe sayıp kısa zamanda iş bulabileceklerini düşünüyorlar.

Özgürlüklerine düşkün oldukları için sadece rutin olarak tam zamanlı çalışmaktansa, evden desteklenen işleri ve yarı zamanlı ama kendilerine zaman ayırabilecekleri işleri tercih ediyorlar.


Y Kuşağıyla çalışmanın olumlu yönleri
6-5Esnek olmalarından kaynaklanan yeni durumlara kolay uyum sağlamaları,

İyi eğitilmiş ve ne istediklerini biliyor olmaları,

Çevresiyle olan bitenle ve teknolojiyle yüksek farkındalık içinde olmaları,

Gelişime açık olmaları,

Kendi kapasitelerinin farkında olmaları,

6-6Anında alternatif fikirler üretebilecek “düşünsel reflekslere” sahip olmaları.

Y kuşağının olumlu yada olumsuz yönlerini bu şekilde sınıflandırabiliriz. 
 
Şirketlerde Y kuşağının bu özellikleri dikkate alınarak tekrar yapılandırılması onları etkin ve verimli bir şekilde şirket bünyesinde nasıl değerlendireceğimizi bize gösterir.
 
 Önceden niçin, neden sorularına basmakalıp cevaplar Y kuşağını tatmin etmez sorgulayıcı tavırları devam eder, bunu şirket için bir fırsat olarak nitelendirebiliriz bu sorulara mantıklı ve akla yatkın cevaplar vermek, bulunamadığı takdirde de durup gerçekten sistemi sorgulamak bizi yeniden yapılanmaya götürür. 
 
Yalnız bu durumda dikkat edeceğimiz bir durum prosedürlere çok fazla bağlı kalmadan değişimin hızlı olması gerekir, Y kuşağının sıkılma özelliği de bu konuda bizi tetikleyecektir. 
 
Yeni yapılanma, eski düzeni kabul eden çalışanlar tarafından muhakkak eleştiri yağmuruna tutulacaktır, Y kuşağının eleştiri kabul etmez ve ben bilirim düşüncesi biraz işimizi zorlasa da, alınacak motivasyon ve destek eğitimleri ile de bunun üstesinden gelinebilir.

Y kuşağı üzerinde bu kadar çok durulmasının ve önem teşkil etmesinin nedeni gelecek 15-20 yılın belirleyicileri olmalarıdır. 
 
6-7Bu nedenle tüm şirketler kurumsal dönüşümlerin temelini oluşturarak bu kuşağı yakından takip ediyor.
 
Toplumsal açıdan değerlendirecek olursak, her olaya sorgulayıcı bir şekilde yaklaşımları mevcut olduğu için, bir şeyi ezbere kabul etmeleri mümkün olmayan bu jenerasyon muhakkak sizin verdiğiniz bilgileri sizlere bile sorgulatacak kadar değişik bir bakış açısıyla size geri dönüşte bulunacaklardır.! 
 
Karşımızda sorgulayan ve sorgulatan bir nesil var.!

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Yazar Hakkında
Merdiye Eker
Özel sektörde farklı firmalarla yaklaşık 11 yıllık İnsan Kaynakları Yönetimi deneyimine sahiptir. Yüksek lisans bitirme ödevinde de "Dönüşümsel liderliğin insan kaynakları üzerinde olumlu etkisi" konusunu irdelemiştir.