Bir Portre: ALBERT EINSTEIN - Salih ADEM
Einstein 1879'da Almanya'da doğdu. Annesi, kabiliyetli bir piyanistti ve
oğlunu erken yaşlarda müzikle tanıştırdı. 10 yaşında Kant'ın 'Saf Aklın
Tenkidi' gibi ağır felsefe kitaplarını okumaya başladı. 15 yaşında,
'manyetik alanlarda esir' konusunda ilk makalesini yazdı. 16 yaşında
bilinen ilk düşünce deneyini yaptı.
"Elime bir ayna alıp ışık hızıyla
koşsam aynada ne görürüm?" diye düşünüyordu. 17 yaşında İsviçre Millî
Teknoloji Enstitüsü'nün matematik programına kaydoldu. 1900 yılında
fizik bölümünden mezun oldu. Fakat öğretim görevlisi kadrosu bulamadı.
Eski bir sınıf arkadaşının babasının yardımıyla Bern'deki Patent
Ofisi'nde iş buldu. Buradaki vazifesi, elektromanyetik cihazların patent
başvurularını değerlendirmekti. Bern'deki arkadaşlarıyla her hafta
toplanıp bilim ve felsefe tartışmaları yapıyorlardı.
Okuma listeleri
arasında Poincare, Mach ve Hume gibi düşünce dünyası üzerinde büyük
tesiri olacak kişiler vardı. Bu dönemde fizikçilerle hemen hiç diyalogu
olmadı. Mileva Maric ile evlendi ve 1902 yılında bir kızları oldu. 1904
ve 1910 yıllarında iki oğulları oldu. 1919'da boşandılar; aynı yıl
Einstein, Elsa ismindeki kuzeniyle evlendi. 1905'te dört önemli fizik
makalesi yayımladı:
1 Işığın foton denen parçacıklardan
oluştuğunu kabul ederek, fotoelektrik hâdisesini (ışığın metallerden
elektron koparması) açıkladı.
2 Atomların varlığına bir delil
teşkil eden çok küçük nesnelerin madde içindeki hareketlerini açıkladı.
Atomların değişik yönlerden çarpmasından dolayı çok küçük nesnelerin
sağa-sola, aşağıya-yukarıya hareketler yapmasına Brownien hareketi
denmektedir.
3 Işık hızının gözlemcilerin hareketinden bağımsız
olarak hep aynı kaldığından yola çıkarak Özel İzafiyet Teorisi'ni
geliştirdi. Eşzamanlılığın gözlemciye göre değiştiğini, hareket eden
nesnelerin boyunun kısaldığını gösterdi.
4 Kütle ve enerjinin
özdeşliğini gösteren makalesinde meşhur E=mc2 denklemini ispatladı. Buna
göre çok küçük bir kütle muazzam bir enerji barındırmaktadır.
Bu
dört makale fizikte çok büyük başarı olarak kabul edilmektedir. Einstein
bu buluşlarını, düşünce ve fizik formülasyonlarının simetrik olması
gerekliliğinden yola çıkarak gerçekleştirmiştir. Meselâ, bir mıknatısla
bir iletkenin birbirlerine göre hareket ettiği durumda oluşan elektrik
ve manyetik hâdiseleri zihninde canlandırarak İzafiyet Teorisi'ne
ulaşmıştır. Einstein 26 yaşında Zürih Üniversitesi'nde fizik doktorasını
tamamladı.
Işık ve Genel İzafiyet
Einstein 1910'da,
gökyüzünün neden mavi olduğunu açıklayan bir makale yayımladı. 1911'de
profesör oldu. Aynı yıl, ışığın çekim kuvvetinden nasıl tesir göreceği
ve yolunun nasıl değişeceği hakkında bir makale yayımladı. 1915'te,
Genel İzafiyet Teorisi'ni (maddenin çekim kuvvetinin tesiriyle
uzay-zamanın yapısının değişmesi) geliştirdi. 1917'de lazerin
yapılmasına imkân sağlayan fizik hâdiseleriyle ilgili bir makale
yayımladı. Aynı yıl, kâinatın hareketini modellemek için 'kozmolojik
sabit' adında bir kavram ortaya attı.
1919'da yapılan gözlemlerle
Einstein'ın Genel İzafiyet Teorisi doğrulandı. Zamanın en çok satan
İngiliz gazetesi The Times bu gelişmeyi 'Bilimde Devrim-Kâinatın Yeni
Teorisi-Newtoncu Fikirlerin Sonu' şeklinde manşetten verdi. Bir
mülâkatta Nobel Mükâfatı sahibi fizikçi Max Born, Genel İzafiyet
Teorisi'ni 'insan düşüncesinin tabiat üzerindeki en büyük başarısı' diye
övdü. Meşhur fizikçi Paul Dirac, Einstein'ın teorisini 'bilimin gelmiş
geçmiş en büyük buluşu' olarak vasıflandırdı.
Einstein'ın bu
başarılarında en büyük sebep, kâinatın nasıl işlediğine dâir
sezgilerinin çok kuvvetli olmasıydı. Bir nevi, büyük resmi görme ve
kanunların yapısını hissetme diyebileceğimiz bu sezgi pek çok bilim
adamının başarısındaki temel faktördür. Belki de Einstein'ı farklı kılan
husus, "Ben Allah'ın kâinatı nasıl yarattığını merak ediyorum; gerisi
sadece detaydır." sözüdür. Başka bir ifadeyle, Einstein'ın yaptığı, bir
sistemin parçalarını sabırla gözlemleyip anladıktan sonra, Yaratıcı'nın o
sistemi nasıl yarattığını ve işlettiğini anlamaya çalışmaktır.
1922
yılında, teorik fiziğe katkılarından dolayı Einstein'a Nobel Fizik
Mükâfatı verildi. İlmî buluşları nasıl yaptığı sorulduğunda, Einstein,
'bilimsel' çalışmanın fizikî gerçekliğin incelenmesiyle ve bunun bütün
hâdiselere uygulanabilir, genel geçerliliği olan ve birbiriyle
çelişmeyen ne gibi aksiyomlarla açıklanabileceğinin araştırılmasıyla
ilerlediğine inandığını söylemiştir.
Birleşik Alan Teorisi
Einstein
hayatının geri kalan yıllarında genel çekim ve elektromanyetizma
teorilerini tek çatı altında birleştirebilmek için uğraştı; fakat bunda
başarılı olamadı. Pakistanlı Müslüman fizikçi Abdüsselâm zayıf kuvvet
ile elektromanyetik kuvveti birleştirmiş ve bu çalışmaları neticesinde
1979'da Nobel Fizik Mükâfatı'nı kazanmıştır. Elektromanyetik kuvvet,
zayıf ve güçlü nükleer kuvvetlerle genel çekim kuvvetini birleştirme
gayreti hâlen, ciddi tenkitler de alan Süpersicim Teorisi adı altında
sürdürülmektedir. Einstein'ın hayal ettiği birleştirme
gerçekleştirilebilirse, kâinatın nasıl yaratıldığı, uzay ve zamanın
mâhiyeti gibi fizikteki en temel konular açıklığa kavuşabilecektir.
Bohr ve Einstein
Einstein
kuantum fiziğinin Kopenhag yorumunu beğenmiyordu. Bu yorum Niels Bohr
ve Werner Heisenberg tarafından geliştirilmişti. Kuantum hâdiselerini
ihtimal hesaplarına bağlı kabul eden bu yoruma göre, kesin neticeler
sadece klâsik sistemlerle etkileşim neticesi oluşuyordu. Meselâ bir
elektron gözlenmeden nerede olduğu teorik olarak söylenemezdi. Çünkü her
yerde bulunma ihtimali vardı. Einstein ve Bohr arasında uzun yıllar
sürecek bir tartışma başladı.
1926'da Max Born'a yazdığı bir mektupta
Einstein şöyle diyordu: "Ben kesinlikle biliyorum ki, O [Allah] zar
atmaz." 1935'te Podolsky ve Rosen'le birlikte kuantum fiziğinin
non-lokal yani problemli veya geçersiz olduğunu göstermek için EPR
(Einstein-Podolsky-Rosen) paradoksunu ortaya attı. Sonra yapılan
deneyler kuantum teorisinin tahminlerini doğruladı. Einstein'ın Bohr'la
olan tartışması determinizm konusuna dayandığı için felsefe çevrelerinde
de büyük ilgi gördü.
Dinî fikirleri ve diğer çalışmaları
Determinizme,
yani her şeyin fizik kanunlarıyla kesin olarak belirlendiğine inanması,
Einstein'ın dinî fikirlerine de tesir etmiştir. Einstein bir keresinde,
Kendisi'ni âlemin âhenkli işleyişinde ifade eden bir Tanrı'ya
inandığını belirtmiştir. Başka bir konuşmasında, kâinattaki düzene
rağmen Yaratıcı'yı inkâr edenlere hayret ettiğini, ateistlerin sözlerine
destek olarak kendisinden alıntı yapmalarına ise kızdığını söylemiştir.
Einstein'ın Tanrı anlayışı, kâinatta bilimin ortaya koyduğu düzenli
yapı karşısında sınırsız bir hayranlık duymaktan ibarettir.
Einstein'a
göre, inancın insanda hâsıl ettiği mânevî tecrübe, "içine nüfuz
edemediğimiz, kavrayamadığımız bir şeyin var olduğunu bilmek, en muazzam
bir hikmet ve en parlak bir güzelliğin tecellilerini kapasitemiz
ölçüsünde hissetmek" gibi bir şeydir. Einstein'a göre din ve bilim
arasında anlaşmazlık olduğunu söylemek hatalı düşünmekten
kaynaklanmaktadır. Dinsiz bilim kör, bilimsiz din topaldır.
Einstein,
şöhret ve zekâsından dolayı teorik fizik veya matematikle hiç alâkası
olmayan meselelerde de görüşü alınan biri hâline geldi. Hemen her konuda
görüşlerini açıkça anlattı ve yazdı. Nazi hareketine karşı çıktı.
İsrail Devleti kurulurken aşırılıklardan uzak orta bir yol tutulması
gerektiğini ifade etti. ABD'de anti-komünizm ve insan haklarıyla
ilgilendi. 1927'de Belçika'da yapılan sömürgecilik karşıtı kongreye
katıldı.
Yahudi olduğu için 1932'de Almanya'dan ayrıldı ve ABD'ye geçti.
1940 yılında ABD vatandaşı oldu ve hayatının sonuna kadar orada yaşadı.
1952'de Einstein'a İsrail Devlet Başkanlığı teklif edildi; fakat
Einstein bunu kabul etmedi.
Einstein tek bir dünya devleti
fikrini savundu. Nükleer silâhsızlanma konusunda aktif olarak çalıştı.
Çeşitli insan hakları gruplarına üye oldu. Almanya ve Siyonizmle
bağlantıları, sosyalist görüşleri ve komünistlerle bağlantıları
sebebiyle FBI Einstein hakkında 1.427 sayfalık bir dosya oluşturdu.
Einstein,
İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların nükleer fisyona dayalı bir atom
bombası yapma ihtimaline binaen, Macar göçmeni Leo Szilard adında bir
bilim adamı tarafından yazılan ve zamanın devlet başkanı Roosevelt'e
ABD'nin vakit kaybetmeden böyle bir bomba yapmasını tavsiye eden mektubu
imzaladı. 1942'de Manhattan Projesi başladı ve ABD geliştirdiği atom
bombalarını 1945'te kullandı.
Einstein'ın atom bombasının
geliştirilmesinde bu mektubu imzalamaktan başka rolü olmadı. Linus
Pauling'e göre, Einstein daha sonra mektubu imzaladığından ötürü
pişmanlık duyduğunu söylemiştir.
Einstein, 1955 yılında 76 yaşında
iç kanamadan dolayı kaldırıldığı Princeton Hastanesi'nde öldü.
Einstein'ın beyni, bu kadar zeki olmasına neyin sebep olduğunu bulmak
maksadıyla gelecekte yapılabilecek araştırmalar için korumaya alındı.
1979 yılında Amerikan Millî Bilimler Akademisi, Washington D.C.'de
Albert Einstein adına bronz mermerden bir hatıra heykel diktirdi.
Keşfedilen bir elemente Einsteinium adı verildi.
Einstein'ın
fikirleri, kâinattaki düzenin mükemmelliğini ve âhengin muazzamlığını
vurgulaması bakımından önemlidir. Bir bilim adamı olarak ilmî
hakikatlerin Allah'ın varlığını gösterdiğini söylemesi ve bu kadar açık
görünen bir hakikatin inkâr edilmesine şaşırması çok mânidardır.
Einstein'ın hayatı örnek bir bilim adamı hayatıdır ve başarılarla
doludur.
Fakat asıl önemli yanı, Einstein'ın sıradan bir bilim adamı
olmaması, zamanının 'bilimsel' teorilerini sorgulaması ve fiziğe yeni
bir yön vermesidir. Bunda felsefeyle içli-dışlı olması, orijinal
düşünmesi ve sorgulayıcı olması büyük rol oynamıştır. Einstein aslında
bir filozof-bilimadamıdır. Yani akademik sistemin içinde işleyen küçük
bir çark olmak yerine, bütün sistemi tepeden kuşbakışı görüp, bilim
câmiasının hâdiselere bakışındaki eksik veya problemli yanları fark edip
yeni bir model kurma yolunda çalışmalar yapmıştır.
Albert
Einstein, fiziğe çok büyük katkılarda bulunmuş, hattâ bu sahada devrim
yapmıştır. Ama fizik dışındaki konularda yaptığı yorumlarda bazen
isabetli olmuş, çoğu zaman da yanılmıştır. Bir kişi belli bir alanda çok
iyiyse, bundan her alanda doğru ve mantıklı şeyler söyleyebileceği
neticesi çıkarılmamalıdır. Albert Einstein'ın bilhassa din ve ahlâk
konularındaki düşünceleri isabetli değildir.
Buradan da anlaşılıyor ki,
salt akılla veya gözlemle Allah'ı ve bizden ne istediğini tam doğru
olarak bilmek çok zor, hattâ imkânsızdır. Onun, birçok muasırı gibi, iki
büyük dünya savaşı yaşamış, karanlık bir fetret devri insanı olduğunu
unutmamalıyız.
Einstein, yakın zamanda Physics Today dergisinin
bilim adamları arasında yaptığı ankette gelmiş geçmiş en büyük fizikçi
seçildi (İkinci Newton...). Time dergisi de Einstein'ı yüzyılın adamı
seçmişti. Onun, buluş ve görüşleriyle dünya üzerinde büyük iz bırakan,
sağlam Yaratılış inancına sahip biri olduğunda şüphe yoktur.
http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bir-portre-albert-einstein.html internet sayfasından alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder